i might be wrong

muhlis meydey muhlis meydey
kaldığım yerden, onun adıyla devam ediyorum,

şimdi dur-du-run bütün müzikleri, bakalım kim sağ kalacak, kim gerçekten ne gördüğünü tasvir edebilecek, ölümün tadını kim en gerçekçi haliye hissedebilecek? korkunun aliminyumla bulanmış paslı halini kim gerçekten hissedebilecek. şimdi şelaleden aşağı iniyoruz, uçurumu anladın mı? diye sorsam, anlamadım diyecek. sonuçta neyi anlayabiliyor ki, yanında kuruyup kalan bir ağaç olsa daha çok üzülürdü belki diye düşünüyorum. pastadan büyük bir ısırık alıyoruz. büyük bir yudum daha. temple grandin, duydunuz mu hiç,ölüm için ne dediğini hatırlayan var mı? temple cenazede tabuta çiçek bırakanlara kızmıştı, ne yaptıklarına anlam veremedi, sonra birisi, "veda ediyorlar" dedi. temple'ın cevabı keskin olacak şimdi,yorulduysanız okumayın; "ben onu son gördüğümde zaten veda etmiştim.."

şimdi sis gelsin, sevdiğimizden, sen ne zaman geriye dönsen yol da dönecek, şimdi kaybolalım, şelaleden inerken.demiştim ki, beni görmeyi denesen. görmüyorlar.. otur bak ne anlatacağım desem, anlayamaz, çünkü bu sesler sadece bana geliyorlar, kimsenin duyamayacağı garip ses topluluğu. üzgünüm, beni yordunuz çünkü,sizi düşünmekle çok vakit kaybettim bayım. ve siz hala konuşuyorsunuz. oysa benim içimdeki bu aşk; brugge'da yenen bir patates kızartması kadar keyifli, charles köprüsü kadar görkemli, dublin kadar neşeli, sacré-coeur kadar büyüleyici,triomphe de l'étoile tepesinden görünen paris manzarası kadar heyecanlı,cote d'azur sahilleri kadar sakin,belfast'ta bir ağaç kadar özgür,ulmer münster kadar gizemli,roma'nın palatino tepesi kadar sessiz,tokyo'daki shibuya meydanı kadar gürültülü,tibet'teki bir şerpa kadar yardımsever,kar adamı yeti kadar güçlü ve cape town'daki bir gün batışı kadar huzurluydu.

güzel bir düştüm, göremediniz. boş konuşmayı bırakınız.
ben bunu seni üzmek için yazdım.

ama sizin için, sizinle kalkışarak, sizlerle..
bizim şarkımız.
bu başlıktaki 39 giriyi daha gör