i might be wrong

2 /
muhlis meydey muhlis meydey
what would i do, çok gülüyorum, katılarak gülüyorum, gözlerimden yaşlar geliyor, daha çok gülüyorum sonra, daha çok. yaptığın bokun arkasında durmak diye bir kursa gitmiştim lisedeyken. anlayarak hızlı okuma yazılarını ben uyarı sanırdım o zamanlar, anlayarak yavaş okumamızı gerektiren şeylerin varlığına inanırdım, ondan geç yazmaya başladım. neyse kurs, çok zordu. uzun süre öğrenemedim bir şey. ama iyi ki gitmişim. şimdi yediğim her bokun arkasında duruyorum. if i dont have you.

şimdi sen gitmiştin zamanında, ben mutlu olmanın yolunu bulmuştum. kar yağdığında, bulut düşüyor sanan bir kadın görmüştüm hatta o zaman. yazdı. hazirandı. çok ilginçti. evet. sonra geldin aldın. ne yaptın bilmiyorum, ama görüyorum suratına baktığımda, yaşadığın pişmanlığı, bana verdiğin zararı hissettiğini görebiliyorum..haziranda, kar görmemiş. kim gördü ki? kuzey kışı içine inenler lütfen sıraya girsinler. zira meterolojiden adamlar geldi. herkesi nörolojiye yönlendirecekler. ama olsun sıraya geçin.

i might be wrong, bir şarkıyla sonsuza kadar yazmak. sonsuza kadar düşünme olanağı sağlanacaktır. sözleşmenin 786. maddesine göre buradan öte bir adım atılacak durum yok. şu saatin 27. dakikası. şimdi uyumam için şu son 30 dakikayı geri almamız gerekiyor. ne kadar güzel dizilmişsiniz, aklımı yerken beni izliyorsunuz, belki bütün mahçuplar adına bir konuşma yaparım. yerken konuşamıyorum, en iyisi yazayım. ama alkışlamayın sakın bittiğinde. sizi duyamayacak kadar uzakta olacak aklım çünkü. iki gün önce en korktuğum şey delirmekti, şimdi en çok delirmeyi istiyorum. ya da sadece delirdiğimi söyleyen insanlar alkışlasın. lan bana baksana, allah aşkına çık kafamdan. aşkın kimse onun aşkına çık ya da, ben allaha inanmıyorum ama bir büyük ayak var. kafamın içindeki savaşınız benimle savaşınızdan daha büyük.

lan bir de bunlar yetmiyormuş gibi, sonra tekrar gittin. hem de öyle böyle gitmek değil. şimdi ben senin suratına gülüyorum, bu yazdıklarımın hiçbirini dile getiremiyorum ya. sebebini merak et, biraz daha et. sebebi şu, seni üzersem, belki de içini dökebilirsin, pişmanlığın hafifler, belki çok rahatlarsın. işte o yüzden suratına gülüyorum, aynı benim gibi hiçbir zaman o pişmanlıktan kurtulamaman için.

oralarda bir yerlerde, benim en çok sevdiğim bu şarkıdan habersiz, eline aldığın tuş takımıyla bana tiyatrolar oynama. yediğin bokun arkasında dur. pişmanlığının acısını, içinde kaynadıkça yaşa.

radiohead'in, "öfkeni unutma, unutursan düşersin" dediği şarkısı. ama i might be wrong.
pütük pütük
there there'i unuttuğum, bilmediğimi sandığım, radiohead'le ilk tanışmamı yaşadığım zamanlardı sanırım. sürekli bunu dinliyorum. bir de elimde live record'u var sanırım, bir de bozuk, ilk 30 saniye kadarı hışırtılı geliyordu. o hışırtının bittiği noktada aldığım zevk, pürüzsüz şarkıya kavuşmanın verdiği haz harikaydı. temiz halini indirmek yerine hışırtılıdan dinliyordum. ulan yine mi "acıdan zevk almak" be! of be!

gece, ilk kez bilmediğim bir yere, arkadaşıma, derman bulmaya gidiyordum. yalnızdım. minibüs içinin beyaz ışıkları beni gerçeğe çağırırken ben gerçekten uzaklaşmak istiyordum. kulağımda dünyayla bağlantımı kesen kulaklıklarım vardı. yol giderek ıssızlaşıyordu, insanlar iniyorlardı, birkaç kişi kalmıştık. tedirgindim. beynimde i might be wrong yankılanırken, o an, o tedirgin anda, o mutsuz anda, öyle güçlüydüm ki, kafamı kaldırdım, omurgamı dikleştirdim. ben iyiydim ya. baya bildiğin iyiydim.

bana iyi gelmiş, gelen şarkılardandır. nerden nasıl tanıştım senle, nasıl bu bağımlılık başladı bilmiyorum, ama iyi ki başlamış.
muhlis meydey muhlis meydey
şu anda kusursuz sessizlik hakim her yere. tek başıma burada oturuyorum. beynim sonsuz bir zonklamaya tabii tutuluyor.

duygu radarıma girmek için illa bu şarkıyı sevmek gerekiyor. galiba bu böyle bir gerçek. mostly played songs playlistinde baş sırada. şarkı değil bir kütük, şarkı değil bir buz sanki. boynumu yakan bir buz. "pour me another gin".

ben bugün ölürüm herhalde. sanki hep bir raddede bırakmışım kendimi gibi. hep bir an, tek bir tuşla olacakmış gibi. zira ölümü istemekmiş bu sabrı veren şey. her neyse işte. i might be wrong her zaman. ama her zaman.

boynum yanıyor şimdi. şarkıyı dinlemeden oluyor bunların hepsi, düşünüyorum sadece. son bir dakikasını düşünüyorum. boynum daha çok yanıyor. gırtlak bir volkana benzer bilmezsiniz.

yemin ederim ağır değilim. 50 kilo falan. bir azalır bir çıkar. daha ağırlaşmayacağım, ağırlaşamayacağım, bunun adına atacak adımım veya adım yok. çok ciddiyim. televizyonlarımızı seveceğimizi söylemiştim, televizyonum kadarım. bazı bazı renkleri kayar. görüntünün gelmesi için beklemek lazım biraz. varoldum, bu sefer kaybolamıyorum.
muhlis meydey muhlis meydey
dur-du-ra-ma-dı-nız. artık yazmak şart oldu.
ne oldu, çok vuku bulan şeyler oldu. artık çişim gelmiyor. kahveyi de azalttım. bu şarkı aslında o kadar da karamsar değil dedi biri. ondandır ikinci çalıyor şimdi. kimsenin susası gelmemiş, kimse susamamış. su yokmuş zaten. su sadece oradaymış. i'm your superhero and we are standing on the edge. orada o uçurumun aşağısına akan şelaledeymiş sular. su gibi akamayan hep bir yerlerde çakılı kalan hayatlarımız. kimse su gibi gidip, su gibi gelemiyor. kimse gidemesin. ben gidemediğim sürece herkes kalsın. sen olmasan ne yapardım diyor. bu düşünceyi durdurmak, minnetini öldürmektir. ruhumu söndürdün lan. neyse.
iniyorum ben yavaştan şelaleden aşağı, neden yavaştan, su gibi akamıyoruz demiştim.

son bir dakikasıyla kendimi şelaleye takmaya karar verdiğim thom yorke çığlığı.
scrappy scrappy
bu kadarla kalmaz o. önce orangutanlar gezer saç köklerinin arasında, ardından zürafalar tırmanır omuzlarına. baykuşlar yuva yapar kulaklarına gözlerini oyar yarasalar.

siker siker siker atar. eller titriyor. kafa gitmiş. tutun kafamı demem yersiz. yazmamak gerekiyor sanırım. belki de gebermek.

"bir sigara daha?"
evet tam zamanı.
scrappy scrappy
"itin dölü"

ayyaş baba ve melankolik anne ürünü, akrep burçlu, balık yükselenli, kaçamayan tırsak, çabalayamayan değil çabalamayan titrek, susuk, aşık olmadan sevişemeyen, salak, kendini nimetten sayan....... doldur boşlukları. tercihen küfür olsun.

bu kadarla da kalmaz. susar belki. tutunmak eylemini yapan ya da yapamayam salaklardandır. tutunsan da tutunmasan da düşüyorsun işte amına koyayım. tutunamasan zaten düşersin. tutunsan tutunduğu düşer.

olric amına koyayım sen,n

-nasıl isterseniz efendimiz

uyku vakti fakat filler kafamda. hayvanlar aleminin memeli ve kanatlıları da bedenime tırmanıyor. götten bacaklılar da götüme girmiş.


evet uyku vakti. reydyohed senin götünü sikerim kalbini de kırarım.

şimdi dağılın, gece düşer birazdan.
scrappy scrappy
eğer bu gece hakkında" bu kadar çok giri girilince öldü sandım" diyen olmazsa ben de sıkrapi değilim. he bu giriyi okuduktan sonra demezler belki ama en azından düşünecekler. öyle olmazsa sıkrapi değilim diyorum belki scooby
zahidem gurbanımov zahidem gurbanımov
şöyle bir şarkı (editörler, selam!):



muhlis, sana anlatmak istediğim bazı şeyler var. birincisi, isobel'i ve çiğ köfteyi çok severim. ikincisi, yanılıyor olabilirim.
birinin sana gözlerinin parladığını hatırlatması lazım, demiştim. sen, varsayalım ki bunu bilmiyorsun diye konuşuyorum. gerçi, yanılıyor olabilirim.

muhlis, sana hatırlatmak istediğim bazı şeyler var. birincisi, gözlerin parlıyor. ikincisi, sen gülünce ben şelaleye doğru koşturmak istiyorum. ve bir üçüncüsü, kendimi yaşamaya ikna edemiyorum derken yanılıyor olabilirsin.

diyelim ki;

bu hastalık beni öldürecek sanıyorum. darbenin kendisi tehditten iyidir. darbe, bir tazıdan saatte 60 km koşan bir cevval yaratır. ben sürekli olarak 60 saniye içinde parçalanacağıma emin gibi yaşıyorum. bir günde kaç tane 60 saniye olduğunu hesap edebiliyor musun? ya da ben artık neyi nasıl ifade edeceğimi şaşırdım. atıyorum ki, bir sırtlan sürüsünden daha arsız bir varlığı sevmişim. aynanın karşısındakine silah doğrultunca barış kelimesi bir anlam kazanıyor. huzur kelimesi de öyle. yüzleşmek diye bir kelimenin varolması çok kötü demiştim ya, yanılıyor olabilirim, bir saniye. varlık bana sürekli olarak hiç olmamış olmayı dilediğini söylüyor, fakat 60 saniye geçmiyor, alelade bir boş alanda kendi oluşunu tatmin etmeye çalıştığını görüyorum. yanılıyor olabilirim, diye düşünüyorum. öleceksek ölelim, tanrım, mühim değil. bunu diyebilen kaç kişi kaldık ki? tek bir kan damlası kalmayana kadar şarkımı söylüyorum. kendi hikayemin saçlarını örüyorum, ki o demeye varlık saçlarımdan tutup alaşağı ediyor, sürüklüyor beni. kırgınlık, anneanne dizi dermansızlığı.. susuyorum. hasta olmuşum. viralse kolay da, mikrobikse zor geçer. ikisi aynı mıydı? muhlis, yanılıyor olabilirim. yaşadıkça yanıldığımı görüyorum, düşünsene. yaşamayı kesinkes beceremiyorum, üç kere tekrar ettim, bir daha kimsenin saçlarıma dokunmasına izin vermeyeceğim dedim, birkaç kez daha..her şey değişirken aslen hiçbir şey değişmiyor'u kim söyledi peki? fuck google ask me hele bir! birkaç kişiyi sıkmış olabilirim ya, ben ne berbat bir insanımdır, peh. anasını satayım, sanki benim uydum aymış! sonra hatırladım; yanılıyor olabilirim. dağlara baktım. damn good! yanılıyor olabilirmişim. bundan sonra egom için gerekli onayları dağlardan alacağım. hiçbir zaman gidemeyecektim, yanılıyor olabilirmişim. asla eskimo bir arkadaş edinemeyeceğim derken yanılıyor olabilirim. eğer ne demek istediğimi bir nebze bile anlıyorsan eskimo dilinde türküler bile söyleyebilirim sana.

muhlis, demek istediklerimin hiçbiri bunlar değil. inan bana değil. yanılıyor olabileceğin bilgisi diyorum, tanrım, daha güzeli yok. eğer yanılabiliyor olmasaydık, peki? yanılabiliyor olmasaydık tanrı olurduk. ve benim bildiğim depresyon ağbi, yanılıyor olabileceğimi de hesaba katarak, kendini tanrı sananların biricik hastalığıdır ve gripten farklı olarak, öldürebilir. sen hiç ölen bir tanrı duydun mu?

muhlis, son sürat şelaleye koşalım hadi. çünkü yaşasın, yanılıyor olabiliriz!

oh!
muhlis meydey muhlis meydey
canal + için yapılan versiyonunu çok iyi olan şarkıdır. (hi editor) (hi manager) (what's up?) | konunuz bu değil |

merhaba zahidem, bizi ayıran duvarı burada devam ettirdiğimiz için içimi saçma bir şey kapladı. çoğu şey benim için artık "şey".

ben bütün kış kışı bekledim. hala gelmiş sayılmaz. yanılıyor olabilemem. gündüzleri hala güneş gözlüğüm nerede amk diyerek çantamı karıştırıyorum. tabii bu sadece dışarı çıktığım zaman oluyor. güneş gözlüğümü bulduğumda fazla rayban buluyorum. ve fazla kirli. kulaklıklarım yüzünden doğru düzgün kullanabildiğim de söylenemez. sürekli itiliyorum. konunuz bu değil diyerek. içimden gelsin bir kere de.

üstelik annem o sabah yufkaları hazırlamış akşam gelecek olan misafirleri doyurmayı planlıyordu. biz ağaçların iskelet haline gelişlerini izleyemezdik. begonya veya vitraylarla da alakamız olamadı. zahidem söylesene biz ne yaptık. beni travmay yolunun üzerinden aldığın o saniyede yağmur yağıyordu. ağlamak istememiştim ama senin yanından başka pek ağlayamıyorum. biraz arzu'nun yanında belki. bunlar bilinçli olanlar. o an yanımda olduğun için bile kutsanmış bir haldeyim. sonrasında yaptığım 80'ler ingiliz gece hayatı, neden radiohead, neden the smiths başlığı altında toplanan konuşmalar sayende beni ankara'nın en sessiz anlarından, kış ayazında ferahlattı. yanında olmak falan zahidem. biz ne yaptık? çünkü ankarada bunlar olmuyor. onu bana sorman lazımdı çünkü ben orada doğdum!

şimdi dökülen bazı yapraklar bence yollardaki çatlakları kapatmak ve bir de üzerine basınca çıtırdamak için göreve geçti. odama giren ışıkla ısınabileceğimin farkında olduğum o güzel kışlar geliyor. gittiçe serra yılmaz'a benzeyeceğimden korkuyorum. kimse bizi ikimiz diye bağırtmasın amen! zahidem inancını kaybettiğin o güne gidip seninle beraber kaybedesim var. yaşadığımız aynı şeyleri beraber yaşayalım istiyorum. gözlerimin parlamasının sebebini buralarda açıklayamayacak kadar eziyorum burayı.

son giden'in parmaklarının ciğerlerine bastırdığı anlara şahitlik etmişliğim var. here beneath my lungs. konumuz.

yanılmak. peki yann tiersen çok mu iyi yapmış. yanılıyorsak. belki de o kadar iyi değildir. benim sigaram bitiyor. bu konuda yanılmıyorum. bu şehir biraz mide bulandırıyor. bu konuda yanılmıyorum. ama yanıldığım tek konu yanılmadığımı sanıyor oluşum. yanılıyor olabilirim. tanrım! çok güzel bir cümle. i might be wrong! diyorum ki. ben bir şey demiyorum.

henüz susuyorum. sen gidene kadar susuyorum. sen gelene kadar susacağım. sana dediklerimi susacağım. 6 ayda mendilimde kan seslerini okurum belki. torunlarıma şiir yazmaya da kalkabilirim. of!

demek istediğim şu ki. sen parlıyorsun. sen parladıkça 80'ler ingilteresinde buluyorum kendimi.

radiohead'ler düşsün kafama. kafam.yeni uyanmış surat. siktir!
2 /