i origins

1 /
sarkastik sarkac sarkastik sarkac
önemli mantık hataları olan film. açıkçası beklentim büyüktü. bilimsel birşeyler izlemek heyecan uyandırmıştı. ama

-- spoiler --

1 istisna deneyler hariç, bildiğim kadarıyla deney yaparken denek etkilenmemesi için, bilim adamı mümkün olduğunca denekin cavaplarına müdahale etmez. filmde "doğru" ve "yanlış" cevaplarıyla etkiliyor. o kapasitede bir bilim adamının deney sırasında yapacağı son şeydir (tüpleri devirmek dışında) .

2 göz ilanı ile insan arama saçmalığı yerine, kızın uzak, yakın akrabalarını taramak daha mantıklı olurdu.

-- spoiler --
rabiadelpueblo rabiadelpueblo
izleyiciyi şaşırtan bi' film. bu kadar keskin bi' dönüş beklemiyordum senaryoda. laps.

-- spoiler --


filmin başı ve ortaları izleyiciye sanki romantik-dram tarzı bi' film izlettiriyor gibi idi. the broken circle breakdown filmindeki gibi din ve bilim üzerinden
ilişkileri anlatacak gibi idi. asansör sahnesine kadar. o sahneyi yazabilen kafaya ulaşmak istiyorum, ulan elim varmazdı lan kaleme. öyle insan mı öldürülür!?
bu bölümden sonra da zaten büyük bi' zaman atlaması yaşanıyor. buradan sonra film biraz daha farklı bi' konuya yöneliyor falan filan...


-- spoiler --


orjinal senaryo ve astrid bergès-frisbey gözleri için izlenmeli...
the sebastian the sebastian
ilginç bi konusu var aceba dedirtip meraklı kafaları araştırmaya yönlendirebilir,filmde saçmalıklar klişeler var tabi ama kesinlikle sıkıcı değil.
zincirlemegunahtamlaması zincirlemegunahtamlaması
son zamanlarda izlediğim en iyi filmler arasında. film beklentilerimin çok üstüne çıktı.bu film çok iyiymiş dedirten 2-3 sahne var. kusurları yok mu elbette var. o kadarı kadı kızında da olur efendim. izlememek kayıptır diyeceğim nadir filmlerden olduğunu belirteyim.
ha kült sayılmayacaktır asla ama kendine has bir yeri de olacaktır.

-- spoiler --
filmi 3 bölüme ayırdım:

1- doktorun aşk hikayesi kıvamındaki bölüm. bu bölümde sık sık din bilim tartışması olmakta. bi taraftan da güzel bir aşk hikayesi izliyoruz. uçarı bir kız ile din karşıtı, çılgın bilim adamı. bu bölümü renklendirmek için bazı absürtlükler yapılmış olsa da beni rahatsız etmedi eğlendim.

2-kız öldükten sonra doktorun asistanıyla evlenmesi ve hikayenin evrilme bölümü. e şimdi ne olacak dedirtmeye başlıyor bu hikayenin sonlarına doğru. izleyiciyi tam uzaklaştıracakken çok yaymadan, yavanlaşmadan işi bitirip kotarıyorlar.

3-hindistan bölmü. kalbimi çalan bölümdür efendim. sonu nihayet bir yere bağlanabiliyor. zorlama yok, ne söylenmek istenmişse düzgün bir şekilde söyleniyor. kızın bulunuş tarzı gibi gene absürtlükler varsa da hoş görüyorum. çok mükemmeliyetçi olursak filmden tat alamayız neticede.

sonunda din kazanmıyor ayrıca. yanlış bir algı var insanlarda. bu kısmı bi daha düşünün, gelin konuşalım.


-- spoiler --
strobist strobist
ilginç bir senaryosu olan, keyifli başlayıp sonradan marjinal bir hale gelen film. boktan demek için sinemadan anlamamak lazım. sonuçta bu bir film, gerçekleri anlatan bir belgesel değil. gravity filminde astranotun uzaydan dünyaya düşmesi de bir film, gerçekte öyle birşey yok. hatta nasa o konuda yardımcı olalım demiş, senarist de belgesel çekmiyoruz diyerek reddetmiş.


filmi henüz izlemediyseniz kesinlikle okumayın.


-- spoiler --

film ikili ilişkiler üzerine güzel bir başlangıç yapıyor. ben böyle ilişkileri anlatan dram filmlerini seviyorum. olaylara bilimsel yaklaşan bir adam ile ruhani dünyası geniş bir kızın ilişkisi gayet güzel bir konu, ilgimi de çekti. tabi sonradan kızın ölmesi ve adamın inceden bir arayış içine girmesi yani ikinci kısım işleri biraz değiştirdi.

özellikle küçük hintli kızın gösterilen resimleri ilk başta tutturması sonradan bu oranın düşmesi altında yatan bir gerçek var ki, çoğu kişi bu kısmı anlamamış sanırım. hintli kız sokaklarda yaşayan bir kimsesiz, biraz ilgi görünce mutlu oluyor. ancak yaptığı tahminlerin tutmadığını gördükçe üzülüyor yönetmen özellikle kızın yüz ifadelerini gösteriyor. daha sonra da asansör gelince sokaktaki eski hayatına döneceğini anlıyor ve ağlamaya başlıyor. ian da buradan yanlış bir çıkarım yapıyor, önceki hayatından dolayı asansörden korktuğunu sanıyor. en sonda da sofinin bahsettiği gibi ışığa açılan kapıyı açıp dışarı çıkıyor yani inanmaya başlıyor.

-- spoiler --
mantık hatası mantık hatası
eğer filmin yarısında uyuyakalmasaydim ben de size filmi izlemelisiniz ya da izlememelisiniz diye öneride bulunabilirdim hatta azıcık sinir bozmak için filmi bile anlatabilirdim. diyebileceğim şu ki hatırladığım kadariyla filmin başı güzeldi
toshiro toshiro
bugünlerde, dışarısı da böyle karlıyken, geçen sene ne işler dönmüş bu sinema cemiyetinde diye oturdum forumlarda sitelerde 2014 yılının en iyi filmleri olarak lanse edilen filmleri izlemeye koyuldum. 2014 yılındaki filmlerin geneli ile ilgili değerlendirmemi başka bi girimde yazacam ama şu ana kadar izlediğim 2014 yapımı filmler içinde en iyilerinden bir tanesidir.

filmin içinde birçok farklı öğe kendisine sırıtmadan yer bulmuş. aşk, dramatik öğeler, bilim ve bilim-din çatışması, kafada bıraktığı soru işaretleri...bunların hepsini aynı çatı altında buluşturan filmin yönetmeni ve aynı zamanda senaristi olan mike cahill i tebrik etmek boynumuzun borcu.

film, bir bilim adamının laboratuarında göz üzerine yaptığı deneylerle başlıyor ve ben aslında filmin hep bu eksende devam edeceğini düşünürken, bir aşk hikayesi ile karşı karşıya kalıyoruz. spesifik aşk hikayeleri bir yana, aşk hikayelerinin artık izleyicileri ve şahsen beni de sıkacağını düşündüğüm bu noktada yönetmen, bilim-din çatışmasını bu ilişkinin içine sokuyor. ama bunu didaktik ya da gözümüze sokar bir biçimde değil, konunun ilerleyişine yedirerek yapıyor. tabi burada esas oğlanımızın bir bilim adamı olmasının payı da yüksek. bilim ve din arasındaki çatışmanın bir anlamda çözümünü ise, ileriki sahnelerden bir tanesinde daila lama`dan dinliyoruz. (daila lama canlandırılmamış tabi ama sözlerini birisi aktarıyor söz konusu esas oğlan bilim adamımıza)

dram gücü yüksek sahneler sonrasında ise, film apayrı bir boyut kazanıyor. (o kısımları atlıyorum aksi takdirde filmi izlemeyenler kulaklarımı çınlatır) göz ile beyin arasındaki tam olarak açıklanmayan bir ilişkiden dolayı esas oğlanımız kendisini hindistanda buluyor. bence yine filmin en can alıcı sahneleri de burada kendisine yer buluyor. en etkilendiğim kısım ise, adamın küçük kızla karşılaştıktan sonraki sahneleridir ki...o küçük kızdan-gözlerinden değil- kızın kendisinden fena şekilde etkilendiğimi itiraf etmeliyim. yüzünden, her halinden masumiyet akıyor resmen. soruları yanlış cevapladıkça yüzünde oluşan korku...içim cız etti resmen! olmaz böyle bir güzellik, böyle bir masumiyet.


filmi genel olarak beğensem de bazı gözüme çarpan mantık hataları yok değil. kafama takılan kısımları ise şöyle ifade edeyim:

-- spoiler --

1. filmin başlarında bilim adamımız, her gözün dünyada eşi benzeri olmadığını düşünüyor ama filmin sonunda aynı göze sahip farklı kişiler olacağı ortaya çıkıyor. bir bilim adamının bu kadar baribirz bir hataya düşmesini anlayamadım.

2. aynı göze sahip kişilerin zihinlerinin nasıl aynı ya da benzer şekilde işlendiği üzerinde biraz daha durulabilirdi açıkcası.

3. evet, o küçük kızı bulma konusunda izlenen yol çok da makul gözükmemiş ama orada da sanıyorum ki yönetmen işin içine biraz fantastik katmış.

4. hindistandaki halkın yaşayışı şöyle uzun uzun değil ama sadece kamerayla ele alınsaydı, bu da hoş bir ayrıntı olabilirdi film için. kısa bir mesafede 1 milyon kişi yaşadığı söylenerek geçilmiş ama ben bunu yeterli bulmadım şahsen.
-- spoiler --

her ne kadar bazı eksiklikleri olsa da izlenmeyi hakedecek bir film çıkarılmış ortaya. özgün bir senaryo arayanlar için biçilmiş kaftan niteliğinde olduğunu söyleyebilirim. filmin bitiminde oluşan görüntüler ise insana bir yandan "hasiktir lan!" çektirirken bir yandan da "acaba böyle bir şey gerçekten var mı ya da gerçekten var olsa neler olabilir acaba?" sorusunu sordurtmuyor değil.
ghost society ghost society
2014'ün en iyi filmlerinden biri kanımca. soundtrack'leri ve oyunculukları ile büyülüyor. başyapıt olabilme potansiyeli varken yönetmen çıtayı o noktaya taşıyamamış. -kim bilir ileride herkes mike cahill ismini duyar.- buna rağmen ortalamanın çok üstünde bir film.
+ 2 asansör sahnesinde de tüylerim diken diken olur. karakterimizin nutku tutulur. bizeyse radiohead eşliğinde veda edilir.

sizlere sunmak istediğim bölüm:


-sülüngiller ile ilgili hikayeyi biliyor musun?

+şey... hayır. o da ne?

-bir kuş. tüm zamanları kısa bir süre içerisinde tecrübe ediyor. aşk ile öfkenin... ...korku, eğlence ve üzüntünün şarkısını bir kerede birleştirerek... ...muhteşem bir sesle söylüyor. ve bu kuş... ...hayatının aşkıyla tanıştığı zaman... ...hem sevinir hem de üzülür. sevinir çünkü onun için bu bir başlangıçtır. ve üzülür çünkü çoktan bunun sona ereceğini biliyordur.
1 /