ice tea

1 /
uzay fatihi uzay fatihi
"aysbergler gibi gururunu biraz da muhabbet havuzuna atıver" sözü söylenirken aklıma gelen ve günde en az 6 kutu içtiğim, ama aysti olarak dilimize girmesinden de rahatsız olduğum, bugün yine alırken kuruyemişçiye mangolu buzlu çay dediğim ve onun da anlayıp bana 3 tane mangolusundan verdiği,aynı zamanda nestea olarak da çıkarılan ve dün vişnelisini bugünse şeftalilisini denediğim ama beğenemediğim birincil içeçek kaynağımdır. (bundan sonra da buzlu çay diye isteyeceğim. zaten mangolusunu istediğimden genelde anlıyorlar. başka mangolu birşey var mı?)
daywalker daywalker
türkiyede son bir kaç senede coca cola'ya rakip olmayı başarmış daha önce sprite bu sloganı kullanmasa 'susuzluğunu dinle ice tea iç' reklamını kullanmayı hak eden tapılası içecek.
theone theone
yanılgının aksine kendisi ürün tipinin değil ürünün adıdır iced tea ürün tipidir, ice tea ise lipton'un patentli markasıdır; bu durum aynen selpak, kalebodur örnekleri gibidir.
hepinizin ağzına kırmızı biber sürerim hepinizin ağzına kırmızı biber sürerim
içine kül silkelendikten sonra içmeyin.. aynı tadı vermiyo..

-mmmkym!-

edit: bunu bu haftaki ilginçliklerim arasına eklerseniz sevinirim.. haftaya da burnuma sigara böreği sokmayı planlıyorum vizeden önceki gece.. -ayrıca hakikaten insanın kendi kendine koyması da zormuş bilader.. "mmmkym" fazla iddialı olmuş-
okunandeğilsadeceyazanbiryazar okunandeğilsadeceyazanbiryazar
kendisiyle tanışmamız tuhaf bir tesadüf sonucu gerçekleşmiş içecektir. nedense kutusuna her baktığımda plajda voleybol oynayan kızların yanında göğsü bağrı açık, elinde tespih, deniz kenarında okey oynayıp, buz gibi tavşankanı ice tea'den yudumlayan insanları görüyorum. tuhaf gerçekten de.

sonra birgün bunun bir hayal olduğunu kabul edip, köşe başındaki kahvenin yanından geçerken içerideki insanlara acı acı baktım. gözlemledim. tabii o esnada da "ulan ne adamım be. şu tırtoları ibiza adası gibi bir yerde ice tea içip, okey oynarken hayal ediyorum." diye düşünerek ve acı acı tebessüm ederek yoluma devam ettim. bir de o sırada ne kadar olaya odaklanmış, konsantre olmuş, hayal aleminde yolculuğa çıkmışsam hala acı acı acı tebessüm ediyordum ki, çevremde gelen geçen mutlu mesut insanlar da "neye tebessüm ediyor bu .mına koyayım" şeklinde bakışlar attılar. tabii ben de durumun vahametini kavrayıp, mal gibi gülümsemeyi kestim ve yoluma devam ettim.

neyse efendim. birgün en yakın arkadaşlarımla oturmuş, dünya hakkında fikirlerimi aktarıyordum. onlar da beni pür dikkat dinliyordu. "acaba ne zaman bu şerefsiz götten fırsat gelecek, biz de konuşmaya dahil olabileceğiz." gibi sinsi gözlerle beni inceliyorlardı. ben de o esnada "muhabbet boka sarıyor, az sonra çok fena bir şekilde, sorgusuz sualsiz dayak yiyeceğim." diye düşündüm ve "e bir de çay içelim de sohbet iyice tatlansın" şeklinde bir fikir ortaya attım. "hay hay" cevabını aldıktan sonra odanın içindeki saksıları, dekoru falan incelemeye başladım. bu şekilde hem daha kolay zaman geçiyor, hem de etrafımdaki odunlarla gözgöze gelip, konu kısırlığı çekme gibi bir problemden kurtulmuş oluyordum.

bir müddet böyle geçti. daha sonra odanın kapısında elinde bardaklarla bize doğru yönelen eleman belirdi. tepsinin içine koymuş olduğu bardakları hepimize tek tek servis yaptı ve yerine oturdu. ben önce bardağın içindeki içeceğin hakkında şüphelenmeye başladım. keza görüntüsü, rengi çok tuhaftı. bir kere tam hayallerimdeki, düşlerimdeki gibi değildi. en mühim olanı da tavşkanı değildi lan bu çay. "acaba içine ilaç mı attılar lan? bana tecavüz mü edecekler" şeklinde düşüncelere daldım ve kederlendim. hemen şahsımın bir erkek olduğunu, odada bulunan selma'nın da tecavüz etme ihtimalinin sıfır olduğunu hatırladım ve çayımdan bir yudum almak için masaya doğru uzandım. şöyle biraz tadayım dedim, ağzıma çay gelir gelmez karşımda duran ve heyecanla bekleyen arkadaşımın suratına püskürttüm. akabinde büyük bir öfkeyle "bu ne .mına koyim" sözleriyle ortamı iyice gerdim. öncesinde kısa bir süre sessizlik yaşandı lakin, bir süre geçtikten sonra bana durumu en ince ayrıntılarına kadar anlattılar. güzel güzel konuştular ve sinirlenmemem konusunda beni ikna etmeye çalıştılar. tabii benim öfkem hala dinmiş değildi. ağzımdan çıkan tek cümle "üzdünüz beni dostlarım, hem de çok." oldu. lakin hiç siklemediler bu tavrımı.

bir müddet bu eziyete katlandım ama intikam almak zorundaydım. ve o anda aklıma müthiş bir fikir geldi. "bir dakika. hemen geliyorum." diyerek buzdolabının olduğu yere doğru ilerledim. dolaptan birkaç kutu bira aldım ve bir güzel ısıtmaya başladım. bira tam kıvamına gelince bardağa koydum. ayrı ayrı, tek tek bardaklara boşalttım. sonrasında biraları alarak odaya doğru ilerledim. bunlar o kadar tırsak ve ezik bir halde bana bakıyorlardı ki, o an içim acıdı ama benim o çayı içerken neler hissettiğimi, hayallerimin nasıl da bir anda yıkıldığını anlamalarını sağlamak adına "için lan bunları" diye bağırdım. önce itiraz ettiler, kemküm ettiler lakin çaresizce bu durumu kabullendiler. sıcak sıcak biraları bir güzel içtiler ve benim haklı olduğum konusunda birleştiler.

ulan şu durumu en başta idrak edebilseydiniz, bunların hiçbiri başınıza gelmezdi. ne diye keyifle çayını içmek isteyen bir insana buz gibi bir ice tea ikram edersiniz. neticede pek de sevemediğim bir içecek türüdür.
1 /