ideoloji bağnazlığı

explorer explorer
bir dünya görüşüne deli gibi bağlanıp düşünmek ve sorgulamaktan uzak durma. bu dertten muzdarip kişi başka insanlarıda kendisi gibi düşünmesini, dünyaya aynı pencereden bakmasını, kendisinin buyurduğu iyi ve kötünün sorgusuz kabul edilmesini ister. karşıt bir görüş belirtildiğinde onun gözünde öteki olursunuz. misal dünyaya karşı bir fikir savunulursa marscı durumuna düşmek kaçınılmazdır. bu yüzden dünyalı olduğumuz halde, marscı durumuna düşmemek için çoğu zaman fikirler kelepçeli kalır.
romacumhurbaskani romacumhurbaskani
bir kez daha sözlükte bolca olduğuna şahit oldum özellikle ateist yazarlarda bu durum çok daha fazla bilmem ergenlikten bilmem çekememezlikten

#17432193

#17432192

#17432191

#17432186

yukarıdaki entryelerde delileri ile ki size ülkenin en büyük tarihcisini delil olarak getirmeme rağmen baya bir eksi aldım hadi bana inanmıyorsun alın size kanıt sunuyorum hem yazılı hem görsel ki kanıtımda büyük tarihhci ilber ortaylı ki genelde sözlükte bir müslüman kendi düşüncesini yazınca sorgusuz sualsiz eksi yiyor buda sözlük ateistlerinin objektif ve tarafsız olmadığını gösterir.
kinda busy kinda busy
kendi aydınlanmasını yaşamayıp, çocuklukta bulunduğu çevre veya ailesinin aşıladığı görüşlerle hayatına devam eden insanlardır. o görüşten başka görüşü tanımazlar, okumamışlardır, araştırmamışlardır. başka görüşlerle ilgili fazla bilgileri olmadığı için, fikir alışverişi anlamında tartışmaya giremezler, saldırgan davranıp sadece küçümseyerek savunma yaparlar/tartışırlar.
böyleleri başka ideolojileri bilmedikleri için cahillerdir, o yüzen içe kapalı ve sahip olduğu fikrin yobazıdır.
sahip olduğu ideolojinin hakkını veren kişiler okuyup, araştırıp son gençlik dönemlerinde kendi ideolojilerini bulmuş kişilerdir.
jack ecstein jack ecstein
keşfedilmeyip edinilen her şey bağnazlığa müsait. din de öyle siyasi fikirler de öyle. her ikisini de insan keşfetmez, üzerine akademik seviyede okumalar yapmaz, doğrudan menfaatleri çerçevesinde edinir. günümüzde hiçbir marksist, karl marx'ın kitaplarını okumuş olmanın neticesinde kendisini marksist olarak tanımlamaz. neo-marksistleri duymamıştır bile, weber'le hiç mukayese etmemiştir. din konusunda da durum benzerdir. ne kendi dininin kaynak kitabını okumuştur, ne de mukayese edebileceği diğer alternatifleri.

tabi bunlara zaman ayırmak günümüz insanı için de kolay değil. sıradan bir insan (siyasi veya dini bir profesyonel olmayanların tamamını kapsıyor bu tabir) ya ben sağcıyım/solcuyum ama bu konuda yazılmış tüm kaynakları incelemem lazım diye bir motivasyona sahip değildir. tabi bir de buna ihtiyaç duyuyor olması gerek. "niye ihtiyacı olsun" da ayrı bir tartışma konusudur ve etraflıca tartışılabilir.
almost almost
bağnazlık sözcüğü, anlam olarak başlı başına olumsuz bir durumu ifade ettiği için, aslında hangi sözcük ile birlikte söylenirse, o kelimeyi de olumsuz bir hale dönüştürecektir. o nedenle ben ideolojik bağnazlık kavramını, başka konularda gösterilen bağnaz yaklaşımlardan ayırmıyorum. kötüdür, net.

ancak elbette yine şahsi düşüncem, bir insanın hiç bir ideoloji ile "bağının" olmamasını ifade etmesini de, en az ideolojik bağnazlık kadar olumsuz buluyorum. siyasi ideolojiler, dünyaya bakış açınızı şekillendirir veya tersten söylersek dünyaya bakış açınız, olayları ve durumları değerlendirme biçiminiz, öyle veya böyle siyasi ideolojilerin ortaya koyduğu argümanlar ile zaten kesişecektir. siyasi ideolojiler hayatın bir yansımasıdır. ideolojileri hayattan farklı düşünemezsiniz. siyasetle hiç ilginiz olmasa bile yaşam tarzınız ve dünyaya bakış açınızın siyaset bilimi terminolojisinde bir karşılığı mutlaka olacaktır.
dumrul dumrul
genellikle ideoloji denen şeyin ne olduğu bilinmeden var ya da yok olduğu söylenen bağnazlık çeşididir.

ideoloji yaşamın bütününü kapsayan, önermeleriyle yaşamın her alanına dair tüm sorunların çözümünü vaat eden kapalı bir çemberdir. elinizde her sorunun cevabını veren bir anahtar varsa onu geliştirmeniz gerekmez, dahası onu geliştirmeniz mümkün de değildir.

ideoloji esas olarak dinin öte dünya muhabbetine hiç girilmeden formüle edilmiş şeklidir. temelinde yatan mantık tamamen aynıdır.

bir din ya da ideolojiye taraftar olup aynı zamanda bağnaz olmamak mümkündür fakat bir kişinin bir din ya da ideolojiye gerçekten inandığı halde bağnaz olmama ihtimali yoktur.

gayet basit bir nedenle: bir fikir akımı hayatın her alanına dair kesin reçetelere sahip değilse o bir ideoloji değildir. kesin reçetelere sahip olduğunu düşünen bir kişinin de o fikri bütünlük hakkında kuşku duyması, onu daha fazla geliştirmeye çalışması, onu gözden geçirme çabasına girmesi mümkün değildir. bunu yaptığı zaman zaten bunların kesin reçeteler olmayabileceği fikrine sahip olmuştur. zaten henüz bunun adını koymuş olmasa da ideoloji alanının dışına çıkmıştır. din de tam olarak böyledir. hatta daha fazlasıyla böyledir. diyelim ki müslüman kişi allah'ın kusursuz olduğuna, ondan gelen mesajın da kusursuz olmak zorunda olduğuna inanıyorsa onun kuralları konusunda seçici davranamaz. bunları hiç sorgulamadan uygulamaya çalışıyorsa o kişi bağnazdır. yok seçici davranıyorsa aslında müslüman değildir.

bunları bu şekliyle açık seçik konuşmak kimsenin hoşuna gitmiyor ama gerçek budur. ideolojiler ve onların dahil olduğu bir küme olarak dinler çok katı yapılardır. bunları esnetmeye kalktığınızda kırılırlar.

yukarda çok güzel bir noktaya değinilmiş: "siyasi ideolojiler, dünyaya bakış açınızı şekillendirir"

eğer bakış açılarınız elinizdeki somut verilerle şekillenmiyorsa, sizin ölçüp biçemediğiniz dış etkenler tarafından şekillendiriliyorsa sizin gerçeklik algınızda kırılma yaratır. bağnazlığı koşullayan unsurların başında da bu yer alır. bilmiyorsun ki... sana o söylenmiş. "biz bu meseleye nasıl bakıyoruz yoldaş" diyen insan bağnaz olmayacak da ne olacak? "dinimizin bu konudaki hükmü nedir?" diyen adam bağnaz olmayacak da ne olacak? ortada kendi fikri, kendi bakış açısı yok ki... olayları değerlendirme yetisi yok. din diyorsa doğrudur, tersini söylüyorsa yanlıştır. "banim kafama tam tersi yatıyor" diyemeyeceğin her durum bağnazlıktır.

ancak mantık yürütürken hemen sonraki adımda bir kırılma var. ideoloji hayatın her alanına dair konuşan bir kalıptır. yaşamın şu veya bu noktasında haklı olduğu noktalar mutlaka olacaktır. ideolojilerin sözcüleri de dönüp dolaşıp bu noktaları insanların burunlarına dayarlar. dolayısıyla sizin bir fikrinizin bir ideoloji ile kesişmesi o ideolojinin doğruluğuna delil değildir. o kapalı bir dairedir. o bütünden bir parçayı alıp kalanını bir kenara attığınız zaman onun her kapıyı açan bir anahtar olmadığını kabul etmiş olursunuz. bu formülün dışındaki hiçbir şey de ideolojinin tanımı gereği ideoloji değildir.

bağnazlık ve ideoloji kesin şekilde kopmaz bir bütündür. din çok daha fazla böyledir. çünkü işin başında kusursuz bir varlık tahayyülü var.

tam bu noktada ideoloji ve din propagandistlerinin bir oyununa daha rastgeliriz. bunlar diğer akımları da din ve ideoloji olarak damgalayarak sizi kendi çemberlerinde tutmaya çalışırlar. bizim kesin formüllerimiz var ama onların da var. demek ki kesin formüller olmasında hiçbir sakınca yok. hatta bu kaçınılmaz bir şey.

"dünya öyle bir yer değil aga" dediğinizde otomatik olarak kafir olursunuz. marksizm için kafirin yerini burjuva ideolojilerinin bilmem nesi alır.




ideolojiler ve dinler her koşulda dikotomiler yaratarak ilerlerler. siyah - beyaz, iyi - kötü, 1 - 0, küffar - müslim, cennet - cehennem, burjuva - proleter diye gider...

iki seçenek varsa doğru tarafta duracaksın. doğru taraf tabii ki bizim durduğumuz taraftır, ya ne olacak ki? allah varken şeytana kim baksın? milyarlarca emekçiden oluşan proletarya varken bir avuç burjuvaya kim baksın? üstelik senin burjuva olmadığın çok net.

seçenekleri ikiye indir, oldu da bitti maşallah. müthiş oyun...

"yağğğni annadın mı gardeş, allah ya vardır ya yoğdur, yoğsa bişiy olmaz, peki ya varsa?"

kaç kez duydunuz bu soruyu? kaç kez başkasına sordunuz?

oyun işte tam olarak bu. orada iki değil, milyonlarca ihtimal olduğunu görebiliyorsa zaten o çemberin (ideoloji ya da dinin) dışına çıkmıştır, göremiyorsa içerdedir ve bağnazlığa mahkumdur.
almost almost
bu başlık altındaki diğer girimin ilk paragrafında üstü kapalı biçimde geçmiştim ama belli ki bağnazlığın, türk dil kurumunda geçen haliyle tanımı paylaşmak elzem oldu. tdk nın güncel sözlük kısmında geçen tanım tam olarak şu :

"bir kimseye veya bir şeye aşırı düşkünlük ve tutkuyla bağlılık, bağnazca davranış, taassup, mutaassıplık, fanatiklik, fanatizm".

bir de vikisözlük de geçen tanımına bakalım ;

[1] bağnaz olma durumu, bağnazca davranış, fanatiklik, taassup, fanatizm.
[2] bir düşünceye, bir inanışa aşırı ölçüde bağlanıp ondan başkasını düşünememe durumu, taassup.
[3] kendi görüşü dışında doğru/gerçek kabuletmeme durumu:körükörüne inanma/kesin inanççılık,orta dereceli düşünce bozukluğu.

bu tanımlara sonra döneceğim.

şimdi ideolojlerin yapıları gereği bağnaz olmaları gerektiği savına dönelim. evet şüphesiz ki sevgili dumrul arkadaşımızın girisinde yazdığı gibi her ideolojinin kendine göre bir sınırı vardır. kendisi bu sınırı "kapalı bir çember" olarak ifade etmiş veya örneklendirmiş. çemberin açığı nasıl oluyor ? o kısmını çözemedim ancak bu işin latifesi tabii, yani bu noktada karşıt bir duruş sergilemenin rasyonel bir yanı yok. öte yandan yine kendi girisinde geçen şu cümle : "ideolojiler ve onların dahil olduğu bir küme olarak dinler çok katı yapılardır. bunları esnetmeye kalktığınızda kırılırlar." kısmen itiraz noktamın temelini oluşturacak.

öncelikle dinler ile ideolojilerin esnetilebilirlik oranlarını eşdeğer görmek bir hatadır. zira dinler dogmatiktirler ancak ideolojiler için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. dinlerin ortaya çıkışı ile ideolojilerin oluşum süreçleri arasında ciddi farklar vardır. dinler ile ideolojiler arasındaki yegane ortak nokta, olsa olsa ikisinin de birer öğreti olmasından ibarettir. ideolojiler, dinlerin aksine "çok belirgin olan sınırları" haricinde, farklı zamanlarda meydana gelen, farklı toplumsal olaylara, farklı yaklaşımlar üretebilmek üzere esnetilebilme ve en önemlisi üzerinde fikir tartışması yapılabilme alanına sahiptir. kim tarafından ? elbette o ideolojilerin taraftarları arasında. pratikte olan da budur zaten. herhangi bir ideolojiye sahip olduğunu savunan insanların, pek çok farklı fraksiyonlara yol açmasının altında yatan neden de budur. keza benzer ideolojik görüşlere sahip ancak birden çok örgütlenme yoluna giren siyasi partilerin bulunmasının ana nedeni de budur. 80 darbesi öncesi, özellikle sol kesimin içinde stalinciler ve sovyet yanlıları ile mao cular arasında neredeyse sol-sağ kavgası kadar ciddi tartışmaların hatta kavgaların döndüğü ufak bir araştırılmayla görülebilir. ha totalde bu iki grubun da ana ideolojisi "komünizm"e dayanır. yani sovyet yanlısı tutum isteyenleri de mao'cuları da komünist ideolojiyi savunmuyorlar diye düşünmek abes olur. ancak bu basit örnek bile, ideolojilerin düşünüldüğü kadar kırılgan değil, esnek bir yapıya sahip olduğunun göstergesidir. örneği özellikle en katı olarak gibi algılanan bir ideolojiden seçme nedenim de budur.

bağnazlık tanımlamalarına dönecek olursak. farkedileceği üzere tanımlar içinde esas ve ortak vurgu "fanatizm" sözcüğü üzerine yapılmıştır. dolayısıyla bir siyasi ideolojin tarafında olmak sizi fanatik yapar şeklinde bir çıkarım yaparak, oradan da tüm taraftarlar = fanatiktir sonucuna varmak, algısal bir hatadır. işte tam da bu yüzden ideolojik bağnazlık ile ideolojiler zaten yapıları gereği bağnazdır demek hatalı bir çıkarıma denk düşer. tüm fenerbahçeliler aynıdır, tüm ateistler aynıdır hatta tüm anarşistler aynıdır demek size mantıklı geliyorsa, benim üzerine söyleyebileceğim başka da söz kalmıyor zaten.
6
wöndröüs wöndröüs
sözlükte "yakalamak, kuşatmak, sarmak, bağlamak" anlamındaki asb (usûb) kökünden türeyen ve "kendi soyuna yardım etmek, körü körüne bağlanmak" mânasına gelen taassub genelde asabiyyetle eş anlamlı kabul edilir (lisânü'l-ʿarab, "ʿaṣb" md.; tâcü'l-ʿarûs, "ʿaṣb" md.; kāmus tercümesi, i, 388).

senelerdir islamcı ve pembe götlü orospu çocuklarına milliyetçilik eleştirisi yaparlarken kullandıkları "asabiyet şeytandandır" hadisini götünden anladıklarını anlatırken bunu kastediyorduk.

asabiyet ya da taassub bu bağlanma halidir.bu yüzdendir ki bir kısım dalyarakların övüne övüne kullandıkları mutaassıp kelimesi yani yobazlık üzere olan kavramı islamen şeytani bir olgudur.

çünkü taraf olma ve aidiyet,dava bilincinin ötesine geçip davayı unutturan bir yeni dava haline gelmiştir.taassubu taraf olmaktan ayıran en önemli kıstas budur.

bu yüzdendir ki "çalma" "öldürme" diyen din için çaldığını öldürdüğünü iddia eden dalyaraklar peydah olur.bu yüzden kendiyle aynı ideolojiye yahut itikada sahip bir insan bile ilk eleştiride "düşman,hain,işbirlikçi" noktasına gelir.

tarihte sonu felaketle biten her türlü ayrışmanın kökeninde de bu durumu rahatlıkla görebilirsiniz.

islam açısından bakarsak bunu bugün de bütün felaketlerin atası olan hakem olayı nda görmek mümkündür.muaviye taraftarları arasında "filancaoğulları alinin tarafında" diye bulunanlar var.ali'nin tarafında da.hatta mesela bu olayda ali'nin tarafında yer alan bir takım vatandaş "ali savaşı bitirdi oyuna geldi" deyip sonunda ali'yi bile katledecek noktaya gelmiştir.ortada islami hiçbir ayrılık yokken birbirini gördüğü yerde öldüren 3 adet kapı gibi mezhep ortaya çıkmıştır.

mesela komünizmde olay en baştan kurumsallaşmış komünist devrim,gerçekleştirmek için işçi sınıfı adına görev alan "profesyonel devrimciler" tarafından tekamül ettirileceğinden gerçekleştirdiği hemen her yerde kim ailesi gibi stalin gibi mao gibi fanatik orospu evlatlarının eline düşüp güya adına görev aldığı işçi sınıfının da anasını bellemiştir.

ki sıklıkla bir grubun radikalize olması karşı tarafı da radikalleştirdiğinden sapmalar başlar.sonuçta tarafların hepsi "ideoloji,din,vs. zaten radikal olmaktır." çizgisine gelip savundukları her şeyi çöpe atıp tamamen kavga etmeye odaklanırlar.o saatten sonra dava mava kimsenin sikinde değildir.