ihtiyaç

1 /
sanki cazorla sanki cazorla
değişkendir.
binlerce dansözden biridir serdar'ın ortaç'ın çağırdığı.

hasları var ama aralarında, özleri. onlar pek değişmiyor, hiç silinmiyor.
halbuki ısrarla yok olmalarını diliyorsunuz yok olmamak için.
olmuyor.

ihtiyaçlar, yaşamak oluyor o zaman.
yaşamaksa ihtiyaçlıktan çoktan çıkmış..
dünya koca bir yalandı gördüm dünya koca bir yalandı gördüm
bazen farkında olmazsınız ya da yoktur, sonra alışkanlıklarınızdan biri değişir veya farklı bir düzene girmek zorunda olduğunuzda olmuş olması gerekeni fark edersiniz. daha doğrusu olmuş olması gerekmez, sonradan olması da oluşması için yeterlidir. faraziyeler üzerinden anlatıyorum ama mesela daha önceden tanımadığınız bir insan var diyelim, kafanızda onun gibi bir arkadaş tahayyülünüz olmadığından böyle bir ihtiyacı da fark etmez veya hissetmezseniz. sonra o insan gelir, ve kendisi bir ihtiyaç haline gelir. sonra da giderse boşluk oluşur işte.
vela vela
şu üçüdür çoğu zaman.

(bkz: umut)
(bkz: sabır)
(bkz: zaman)

umudunu kaybetmeden, sabırla bekleyerek, zamanla bir şeylerin olacağına, düzeleceğine inanmak. ihtiyaç duyulan üç şeyden sonra huzuru, mutluluğu getirebilir bu bileşim sanırım.
univercitizen the reincarnated univercitizen the reincarnated
insan açısından, her yeni teknoloji ile artış göstermiştir, sanayi devrimiyle birlikte ivmesi tavan yapmıştır.

insanın aslında 4 jiletli tıraş bıçaksız ve tıraş jeli olmadan da yaşayabildiği olmuştur. ama artık acelemiz var, yetişmemiz lazım.
seneryocu2 seneryocu2
uygarlık düzeyi ile doğru orantılı olarak artan istekler listesidir.uyuşturucu isteği gibi insanı sürekli dürtüp huzursuz eder.

onda var ,bende niye yok,benim de olması gerek diyerek,yaşanması gereken yıllarda ,insanı eşekler gibi çalışmaya yönetir.ihtiyaçları giderecek para kazanıldığı anda,o güne dek var olmayan başka ihtiyaçlar ortaya çıkar ve devirli kesir gibi devam eder gider.
oysa çözümünü binlerce yıl önce d i y o j e n denilen bilgin bulmuş.kendisine konut olarak bir fıçıyı seçmiş.dünyayı fetheden büyük iskender, kendisine dile benden ne dilersin dediğinde:
''gölge etme,başka ihsan istemem'' diyebilmiştir.
biz de cahit sıtkı gibi:
''yeter ki gün eksilmesin penceremden'' diyebildiğimiz ,az şeyle yetindiğimiz gün mutluluğu yakalayabiliriz...
acilin ben maxfaktor uzmaniyim acilin ben maxfaktor uzmaniyim
tao zen felsefesinde ihtiyaçları yok etmenin mutsuzluğu da yok edeceğinden bahseder. istememek midir bu istemeyebilmek midir? çok bilmiyorum.

psikolojinin temellerinde sevgi ihtiyacı, aidiyet duygusunu ve edinme arzusunu dürtüyor ve sonucunda aşık olmamız gerekiyor, takım tutuyoruz, birilerini yada bir şeyleri destekliyoruz.

tao ihtiyaçları yok edersek kazanamayacakmış gibi oynayıp kaybedersek sorun olmayacağını ama kazanamayacak gibi oynarken kazanırsak mutlu olacağımızı anlatıyor. çok uçlarda bir mutluluk. peki ihtiyaçları durdurabilecek miyiz? durdubilecek irade bize sunulmuş olsaydı durdurmak isteyecek miydik? ihtiyaç duygusu tüm arzuların temelinde bulunuyorsa eğer insan saf bilinç olarak değerlendirilmekten önce ilk vasfını unutmak yani "ins" olarak kabul edersek ikinci kimlik belirteci ihtiyaç sahibi olucaktır. ardından insan a saf bilinç ile birleştirilmiş beden olarak bakabiliriz.
cest tres excitant cest tres excitant
ihtiyacın nasıl dile getirildiği de önem kazanır bazen:

"seni görmek, sana bakmak, işitmek seni ve sesinde hapsolup zaman kavramını yitirmek, sana dokunmadan* yapabildiğim her şey kısacası, soluduğum hava içtiğim su kadar ihtiyaç bana".
1 /