iki dil bir bavul

1 /
şapşal lanu şapşal lanu
denizli'li öğretmen emre'nin dilini bilmediği zülküf ile iletişim kurabilmek için yüksek sesle konuşmayı tercih ettiğini fragmanından görebildiğimiz film. yok emrecim çığlık atsan da fayde etmez, çocuk sağır değil türkçe bilmiyor sadece. *

o değil de izlemek lazım bu filmi ya da işte belgeseli, her neyse.
semsekgafir semsekgafir
çevrildiği bölgeye yakın bir coğrafyada, aynı durumları yaşamış biri olarak, bana kızmakla üzülmek arası duygular yaşatmış, izlenilecek kıvamda, bol ödül almasını temenni ettiğim film. kültür bakanlığı filme destek vermiş bu arada... sadece ödemelerle ilgili diğer yapımlarda da olduğu gibi rutin gecikmeler olduğu söyleniyor yönetmen tarafından.
oncedusundumsonrabastimsukuyu oncedusundumsonrabastimsukuyu
46 ncı antalya altın portakal film festivalinde izlediğim, belgesel tadında harika bir film. hemen hemen her doğuda görev yapan öğretmenin çektiği sıkıntılar, ordaki insanların nasıl güç bir durumda yaşadıkları doğal bir oyunculukla anlatılıyor. çocukların kürtçe konuşması ve öğretmenin türkçe konuşması ve öğrencilerin onu anlamaması çok güldürmüştür. türkçeyi yabancı dil olarak gören bir halka, emre öğretmenin türkçe öğretme çabası, matematiği ve hayat bilgisini sonraya bırakması yabancı bir memlekette ders kendi dilinden bir şeyler öğretmeye benzemektedir.onca güçlükle karşılaşmasına rağmen öğretmen vicdanı bu çocuklardan nasılsa bir şey olmaz diyemez, onlara bir şeyler öğretmeye çalışır.

bu film bize, uzaklara gitmeden uzakalrı anlamanın mümkün olmadığını anlatıyor. kesinlikle izlenesi.
fasafiso fasafiso
bol miktarda amatör oyuncudan mütevellit bir film. hakkında yukarıda düzülen methiyelere maalesef katılmadığım film. tamamen kişisel tercihler nedeniyle. iran sinemasında da tamamen amatörlerden oluşan filmler var fakat o filmlerde yönetmenler oynatmasını biliyor. yada ben çok ukalayım kusura bakmayın..... ama filmin geneli için "tü kaka" diyemem. gerçekden çok önemli bir olayı anlatmakta. bu açıdan bu filmin varlığı ile önemli. ama 46. altın portakal'da şimdiye kadar izlediğim filmler içinde, benim favorilerime girmiyor. dedim ya belki de ben ukalayım.

(bkz: fasafiso altın portakal dan bildiriyor)
sistematik duyarsızlaştırma sistematik duyarsızlaştırma
doğu'da görev yapmaya devam eden 20 öğretmen arkadaş birlikte gittik bu filme..evet bildiğin bizleri anlatıyor.o yüzden çok çekici gelmedi bize..ama buralardaki hayatı,okulları,öğrencileri ve öğretmenleri merak edenlerin izlemesi gereken bir belgesel! şunu da unutmayın,bazı yerlere göre emre öğretmenin şartları iyi bile kalıyor.durum o derece vahim yani buralarda.
always alone always alone
çok sıcak, çok güzel bir film.
gerçekten de oralarda bir öğretmen olan emre aydın'ın hikayesini; doğu görevi yapmak zorunda kalmış tüm türk öğretmenleri anlatacak biçimde yansıtmış yönetmenler. güzel de yapmışlar.
terör mevzusu bilerek gözardı edilmiş olsa gerek; sadece öğretmen-öğrenci ilişkisini vurgulayabilmek için ancak öğretmenin 23 nisan'da çocuklara yaptığı kısa konuşma yeterince anlamlıydı:

içerik bilgisi

-dünyada çocuklar için bir gün bayram kutlayan sadece bir millet vardır, kimdir?
-türk milleti, yani türkiye değil mi?
+eeveett..
-iyi o zaman, kıymetini bilin.
burrows burrows
tüm sıcaklığıyla insanı içine alıp sürükleyen bir film olmuş.

yönetmenleri özgür doğan ve orhan eskiköy'ü ellerine sağlık diyor ve tüm türk insanlığı adına teşekkürlerimi sunmayı bir borç biliyorum.

dil, bütün mitolojik ve bilimsel kaynaklarda insan soyunun birbiriyle iletişim kurabilmesinin ve düşüncelerini ifade edebilmesinin bir yolu olarak ifade edilir. sonuçta çok basit bir tanımla dil bir 'iletişim aracı'dır.

'cumhuriyet türkiyesi'nin bölgeye yönelik eğitim algısını da, ötekileştirme çabasını da; ve devlet iradesiyle yoksul bırakılmış bir coğrefyanın çetin koşullarını da görebilirsiniz filmde.

kürtlerin ve kürtçenin varlığını reddeden bir ideolojinin verdiği formasyon, ana dili kürtçe olan öğrencilerle ne yapılacağını öğretemezdi elbette.

bunun türevi olarak da emre hocanın yaptığı; çocukların okul yaşına kadar kullandıkları dili yasaklamak, kürtçe konuşanlara tek ayak üzerinde durma cezası vermek, hatta ve hatta tuvalete gitmek isteyen öğrencilerin düzgün bir türkçeyle "tuvalete gidebilir miyim" demelerini beklemek oluyor. en acıklısı da öğrencilerine andımızı ezberletip defterlerine 'ne mutlu türküm diyene' yazdırmasıdır.

filmin yönetmenleri ise bu hikayenin yabancısı değiller. özgür doğan filmin bir proje olarak nasıl ortaya çıktığını anlatırken, kendi çocukluk anılarından faydalandıklarını kendisinin de okula başladığında kürtçeden başka dil bilmediğini söylüyor.

bizim resmi ideolojimiz de insanları sıkıntıları üzerinden sanat yapmaya zorlamaya devam ediyor.


not ; yazıda altyazı dergisinden de alıntılar vardır.
ford prefect ford prefect
hakkındaki çok önemli bir yanlış anlaşılmayı gidermek istiyorum. bu film bir belgesel. belgesel. röportajlar, arşiv görüntüleri, anlatıcı falan yok diye kafanız karışmış amını yiyim. oyuncu yok. müdahale yok bu filmde. o izledikleriniz gerçek şeyler. yani salt gerçek bakın. gerçek şeylerin senaryolaştırılmış hali değil. müdahale yok. bu film bir belgesel.
oyunculuk kötü filan diye bok atan zihinlerinizin açılması dileğiyle. sinefililer sizi.
çaylakadam çaylakadam
2004 yılında askerlik yaptığım birliğimdeki askerlerin yaklaşık yüzde 10’u okuma yazma bilmiyordu. önemli bir kısmı kürttü tabi, bir iki tane de türk vardı. 1983-84 doğumlu çocukların okumasının olmaması bambaşka bir soruna işaret ediyor tabi ama hadi neyse, şimdi mesele bu değil.

iki dil bir bavul’daki çocuklar önce türkçe konuşmayı, ondan sonra okuma yazma öğrenecekler gibi görünüyor. zaten 5 yılda ancak türkçe ve bir iki matematik işlemi öğrenebiliyorlardır. belki temel bazı tarih ve coğrafya bilgileri falan. ama cumhuriyet eşit yurttaşlar yetiştirmek için kurulmuş bir rejimdir. hatta kürtler cumhurbaşkanı bile oldulardı bu ülkede! ve ismet inönü’de bile vardı değil mi bir taraftan kürtlük.

iki dil bir bavul, bazı gerçekleri bize sinema aracılığıyla anlatma derdinden başka bir dert taşımıyor. nefes nasıl insanın bir dramını askerlik dolayımıyla bize anlatıyorsa, iki dil bir bavul da ülkenin içinde bulunduğu ama içinde bulunmuyormuş gibi davrandığı bir durumu bize anlatıyor; bu sefer askerlerin değil, çocukların vasıtasıyla...

çünkü türkiye’de bazı insanların ana dilleri türkçe değildir ve biz gerçeği bazen beğenmesek de gerçek maalesef öyledir. dillerine her ne kadar kart, her ne kadar kurt ve de onlara her ne kadar dağ türkü desek de, onlar aramızda birtakım bağların ama bazen de dağların olduğu, başka tür özellikler taşıyabilen insanlardır. bize bazen bizden daha yakın, bazense çok uzak. ama aynı okula gittiğimiz, aynı bakkaldan sanayağı aldığımız, aynı doktorda tedavi olduğumuz ve aynı takımı tuttuğumuz insanlardır.

birbirimizi öldürmekten de pek çekinmiyoruz yıllardır. umarım iki dil bir bavul gibi eserler yaygınlaşır ve birbirimizi anlama yolunda bazı mesafeler kat edilir. birbirimizi öldürüyor olmaktan utanırız belki böylece.
kekremsi kekremsi
çocukların gözlerinin içine içine bakmak için izlenmeli, fotoğraflar hareket ediyor; sessizce çok sesli bir senfoni desem...

iki dil koca bir sessizlik filmidir. bavullar zaten geçici.

sahi; 'zılkif' nasıl gidiyor?
1 /