iki şehrin hikayesi

mindrust mindrust
"yaşayabilmek için her şey vardı önümüzde, ve yaşayabilmek için önümüzde hiçbir şey yoktu" diye başlayan charles dickens romanı.

ilk sayfasını okuyup kitabı kapatalı ve bir daha açmayalı 7 yıl olmuş. içeriğini de hiç araştırmadım ancak çok özel bir konusu olduğu kesin.

ben de özel bir dönemde, yanıbaşımda, aynı havayı soluyup bambaşka olduğum biriyle karşılaştığımda okurum demiştim ama genelde herkes özünde aynı. değişen tek şey egonun miktarı veya dışavurumdaki öznel tarz. hal böyle olunca, insan kitap okutacak birini beklemekten ziyade kitap okumaktan vazgeçmeye alışıyor.

şehirlerin belediye başkanları kim acaba diye merak ettiren kitap.
siyahbeyaz aşkı paylaşamadık siyahbeyaz aşkı paylaşamadık
yeni okuma fırsatı bulduğum bir charles dickens başyapıtıdır.

fransız devriminin korkunç ve kanlı yüzünü ele alırken, bir zamanlar soyluların elindeki gücün birden rol değiştirip sefil halka geçtiğinde nasıl kanlı sonuçlar doğurduğunu en vurucu detayına kadar anlatmaktadır. masumların da yargılanıp darağacına götürüldüğü, sefaletin, açlığın, kederin ve koca bir kaosun ve kederin dibe vurulduğu bu hikayede fedakarlığı, dostluğu, sevgiyi ve koşulsuz aşkı yine iliklerinize kadar yaşıyorsunuz.

kitabın son cümlelerini okurken insanda bıraktığı etki hem müthiş bir sükunet hem de derin bir üzüntü. az evvel bitirdim kitabı ve karışık bir duygu seli yaşıyorum...

neyse, şiddetle tavsiye edilir. mutlaka okunası bir başyapıt!
üstümdeki şehir üstümdeki şehir
" karşı- devrimin ve savaşın kurbanları, popüler romanlarda ya da hatta charles dickens'in iki şehrin hikayesi'nde pazarladığı korku öykulerinde yer almaz. çünkü bu yazarlar için saygıdeğer bir beyefendinin ya da hanımefendinin ölümü trajedidir, cumhuriyetçi bir zanaatkârın ya da bir kadın terzinin ki ilgiye değmez. "

chris harman.