ikinci elizabeth

atalante atalante
oldum olası sevdim ben ihtişamlı halleri. hani anlatılır ya hep; küçük bir kasabada, her sabah iki tepenin arasından doğan güneşle uyandığım, horozun sesine kızıp köpeğin havlamasına yataktan fırladığım, taşıdığım onca yüke, çalıştığım binlerce saate rağmen gene de hiç bir şeye değişmeyeceğim kendi halimde, basit bir yaşantım olsun. hiç olmadı bende öyle bir tutku. ben hep aristokrat ruhlu idim. çizdiğim tüm resimlerde kızlarım uzun tuvaleti erkeklerim smokinliydi, masallarım hep en büyük şatoların uçsuz bucaksız bahçelerinde geçerdi. kraliçeler, prensesler, kontlar, baronlar, dükler... bütün soylu sınıfa dair hikayeler, bitmek bilmeyen entrikalar tarihin tozlu sayfalarının en can alıcı kısımlarıydı benim için. gidip gördüğüm her kalede, sarayda aklıma gelen, büyük ve süslü kapılardan her geçişimde içimi ürperten binlerce tarihi kahraman. anlatılanlar hep uzakta bir serap gibi. sanki hiç yaşamamış o insanlar, asla üç boyutlu masal kitaplarından öte bir gerçeklik kazanamamışlar…

şimdi ise, gerçek bir kraliçe: kraliçe ikinci elizabeth, benim ülkemde. 82 yıldır o masalın baş kahramanlarından olan bitmek bilmeyen bir destanın son varisi. onca yaşına rağmen küçüklüğünden beri ona dikte edilen tüm aristokrasi kurallarına hala harfiyen uyan, kraliçelere özgü duruşundan ödün vermeksizin yapması gerekeni layığıyla yerine getiren bir kraliçe. ister sorumluluklar ve sınırlamalar altında yitip gitmiş sahte bir hayat gibi görülsün, isterse de ingiltere adına artık hiçbir önemi olmadığından bahsedilsin her hareketi göze hitap eden, masalın içinden yakınlarıma kadar gelmiş, bana aristokrasinin varlığını hissetmem için imkan vermiş güzel insan.

“kraliçe ıı. elizabeth türkiye’ye neden geldi” diye soruyorlar hala, haklılar, alakasız bir zamanda alakasız bir ziyaret, işin politik boyutu gerçekten kafa karıştıracak cinsten. ama öyle güzel ki en sevdiğim masallarımın gerçeklik kazanması; bu ihtişamı bozmaya, hayallerimi yıkmaya elim gitmez. umurumda değil.
bu başlıktaki 89 giriyi daha gör