ilkokula dair hatırlanılan ilk şiir

kizlarin dikkatini ceken nick kizlarin dikkatini ceken nick
hayvanların birbirlerine dörtlüklerle diss attığı bir şiir silsilesinden hatırladıklarım ve at hayvanının ibret verici son şiiri şu şekilde idi.

at:
az mı faydalar sağlar
benim gücüm kuvvetim
herşeyi ben taşırım
arabayı çekerim

arı:
(hatırlayamadım ama kediyi çileden çıkardığı kesin)

kedi:
arı yine şimardı
kendini bir şey sandı
ben olmasaydım eğer
fare dolardı her yer.

at'ın kucaklayıcı dörtlüğü:
gürültüyü kesin de dinleyin arkadaşlar
böylesine anlamsız kavgaya ne gerek var
rabbimiz hizmet için yaratmış hepimizi
birlik olup el ele yapalım işimizi

hiç unutmam, her hayvan için tahtaya bir kişi kaldırılmıştı. ben seçilmemiştim. ama at için seçilmiş arkadaş bu son dörtlüğü ezberlemediği için geri oturmuş ve ben kalkmıştım hehe.




bir de meyvelerin atıştığı bir şiir silsilesi vardı.

elma:
amasya elmasıyım
meyvelerin başıyım
al sarı yanağım var
beni yersen bal yapar

incir:
tatlı aydın inciri
pek güzel iri iri
hurma alma incir al
ağzına aksın bal

portakal'ın sadece "adana kozan dörtyol"a selam çaktığını hatırlıyorum.
tekillaseventavşan tekillaseventavşan
kağıt bir gemidir devrim
bütün gemiler
hurdaya çıksa da sonunda
taşıdığı özgürlük şiiriyle
batmadan yüzer nicedir
dünya sularında

kim bilir kaç yunus görmüş
kaç deniz gezmiş...

sunay akın

evet, aileden dolayı biraz politik bir çocukluk geçirdim.
sophones sophones
saat dokuzu beş geçe
atam dolmabahçe'de
gözlerini kapadı, bütün dünya ağladı
doktor doktor kalksana lambaları yaksana
atam elden gidiyor
çaresine baksana

uzun uzun kavaklar
dökülüyor yapraklar
ben atama doymadım
doysun karatopraklar

müze müzeye bakar
müzenin içinde atam yatar
atamın çocukları
atama selam çakar
boylebuyurduzerdustyazar boylebuyurduzerdustyazar
23 nisan şiirdir. sözlük çok enteresan bir hafızam var. aradan 23 sene geçmesine rağmen hala o şiiri satır satır ezberimde.
üç nisan bugün,
çocuklara mutlu gün,
sevinin, koşun, gülün,
yirmi üç nisan bugün...
tanrı seni korusun,
yiğit türk çocuğusun
,ne hakan var, ne sultan,
egemenlik ulusun...
cana taze can katan,
şirin yurdun hür vatan,
dünya durdukça koru,
damarında soylu kan...
yurt çalışmak bekliyor,
bilgi, âhlak bekliyor,
şeref burcunda bizi,
şanlı bayrak bekliyor...
distopikhayatınütopiksonucu distopikhayatınütopiksonucu
istiklal marşı .

daha okuma yazma bilmezken annem insanüstü bir sabırla bana ilk iki kıtayı ezberletmiş ve : ''istiklal marşı her zaman her şeyin önünde gelir bunu hayatın boyunca unutma'' demişti. ''okuldan da mı önemli ?'' diye sorduğumu anımsıyorum.
önce vatanını,bayrağını,atanı,marşını,bu toprakların nasıl kazanıldığını bileceksin sonra ülken ve toprağın için okumayı seçeceksin demişti.

anneme sonsuz sevgiler.iyi ki o zamanlar bana bu değerlerin önemini aşılamış.
yoksa bende kanla sulanmış toprağımızın nasıl ve kimler sayesinde kurtarıldığını bilmeyip ''başkomutanımız çok yaşa, allah seni başımızdan eksik etmesin'' diye naralar atan, evvelini bilmeyen, en refah zamanları yaşadığını zannedenlerden biri olabilirdim.
sosyalismet sosyalismet
ilkokul 1. sınıfta okumayı ilk öğrendiğimde ezberlediğim "kar" şiiridir.
yazarı kimdi onu hatırlamıyorum.
ilkokul 1. sınıf okuma kitabi. alfabe değil.

kar

ne yumuşak, ne de ak
görünce biraz sıcak
eriyip su olacak

lapa lapa yağarken
onu uzaktan gören
kuş tüyleri sanacak

kaçmam hiçbir oyundan
kim demiş kartopundan
parmaklarım donacak.

bir diğer şiir ise sonbahar

sonbahar geldi

pat pat vuruyor camlar
leyleksiz kaldı damlar
güneş geç doğuyor da
tez geliyor akşamlar.

devamı akılda kakmamış.

ancak, ilkokul 4.sınıfta ben bozkurt obasının başı izci 365 ismet, ziya gökalp'in alageyik şiirini yalayıp yutmuştum.

çocuktum ufacıktım
top oynadım acıktım
buldum yerde bir erik
kaptı bir alageyik

kaçtı hemen ormana
bindim bir ak doğana
doğan yolu şaşırdı
kaf dağından aşırdı

attı beni bir göle
gölden çıktım bir çöle....
diye uzayıp gidiyordu şiir.

6-10 yaşlarındaki çocuğa dönemin siyasasına paralel şiirleri yüklerseniz sonuç meydanda.

benim ilkokul dönemimde dp adnan menderes gerici amerikancı hükumet iktidardaydı.
gazorpazorp gazorpazorp
fransızca derslerini hiç sevmiyordum ve fransızcayı da unuttum sayılır ama ilkokulda öğrenilen şarkılar şiirler bazen insanın aklına kazınıyor. sanırım dilinin basitliğinden dolayı jacques prevert şiirleri okutuyorlardı ve bir şiirinin başı kafama kazınmış. o zamanlar şiir tekerleme gibi geldiğinden komik bulmuştum, şimdi okuyunca fark ettim ki olay öyle değilmiş.*

déjeuner du matin

il a mis le café
dans la tasse
il a mis le lait
dans la tasse de café
il a mis le sucre
dans le café au lait
avec la petite cuiller
il a tourné
il a bu le café au lait
et il a reposé la tasse
sans me parler

il a allumé
une cigarette
il a fait des ronds
avec la fumée
il a mis les cendres
dans le cendrier
sans me parler
sans me regarder

il s'est levé
il a mis
son chapeau sur sa tête
il a mis son manteau de pluie
parce qu'il pleuvait
et il est parti
sous la pluie
sans une parole
sans me regarder

et moi j'ai pris
ma tête dans ma main
et j'ai pleuré.

doğrudan çevirisini koyacaktım ama pek hoşuma gitmediğinden bir miktar şiirsellik, ritm, uyak, aliterasyon vs. gözeterek türkçeye uyarlamaya çalıştım:

sabah kahvaltısı

kahve koydu
fincana
sütü koydu
kahve dolu fincana
şeker koydu kahveye
karıştırdı kaşıkla
içti sütlü kahveyi
ve fincanı bıraktı
benimle konuşmadı

yaktı
bir de sigara
halka yaptı
dumanla
külü döktü küllüğe
konuşmadı benimle
bana da hiç bakmadı

kalktığı gibi taktı
başına şapkasını
giydi yağmurluğunu
öyle ya yağıyordu
gitti yağmur altından
ağızdan söz çıkmadan
bana da hiç bakmadı

ben de başımı aldım
ellerim arasına
yaşlarımı akıttım.

tabii şiir aslında serbest yazılmış ama içinde uyak ve kelime oyunları yapıldığından, uyaksever bir insan olarak şiiri biraz daha formlu ve hece ölçülü bir hale getirdim. bu sırada da aslında bulunan kimi uyaklar ve oyunlar bozuldu, kimi uyak ve oyunlar türedi. kimi yerlerde anlatımda genişleme oldu, kimi yerlerde de daralma. bir de örneğin fransızca "ağlamak" ve "yağmak" kelimeleri şiir içinde fonetik olarak çok benzeyecek ve dolayısıyla yağan yağmurla kadının göz yaşları arasında bağ kuracak şekilde kullanılmış ama doğrudan çevirince o bağ kayboluyor gibi. "ağlamak" yerine "yaş akıtmak" diyerek bir nebze yağmurun akmasıyla arasındaki bağı geri getirmeye çalıştım mesela.

edit: "yalanını sikeyim mi?"

millet varını yoğunu özel okullara harcıyor, üçüncü dördüncü yabancı dilini öğreniyor, enstrüman çalıyor, bir şeyler okuyor, bir şeyler yazıyor... hele bu ülkenin insanının kendisini geliştirmekten başka kurtuluşu yok ama siz daha takılın. bir kurtulamadınız şu vizyonsuzluk ve boş beleşlikten.*