imam ı gazali

1 /
metuss metuss
miladi 1058 senesinde, iran ın tus yani meşhed şehrinin gazâl kariyyesinde tevellüd, miladi 1111 de orada vefat etdi. müctehid idi. ictihadı, şâfii mezhebine uygun oldu. o kadar çok kitâb yazdı ki, ömrüne bölününce, bir güne onsekiz sayfa düşmekdedir...
(dürret-ül-fâhire) kitabının arabîden türkçeye tercümesi, (kıyâmet ve âhıret hâlleri) ismi ile basılmışdır...
kıyamet ve ahiret kitabını okumak için;
`http://kitap.hakikatkitabevi.com/cgi-bin/cgi.exe/kvea/query=*/doc/{#1}?firsthit `
favorius favorius
dalaletten hidayete adlı eserinde üstünde kafa yorduğu felsefi akımlardan sadece sufiliği hak ve doğru yol olarak gördüğünü, diğer akımlar hakkında sahip olduğu şüpheleri akıl ve mantık yoluyla defedemediğini yazmıştır.
(bkz: sufilik)
gölgeningücü gölgeningücü
mezhep kurmak istemiştir..bu isteği rüyasında cevaplandırılır..şöyledir;
imam gazali hazretlerini bir odaya koyarlar ve köşelerden birine otur derler..bakar ki dört köşenin dördü de doludur..mesajı anlar ve imam şafii'ye(ra) tabi olur..
ışığım ve gölgem ışığım ve gölgem
ibn-i rüşd,ibn-i sina gibi alimlerin ehl-i sünnet e zarar veren fikriyatına karşı mücadele vermiş ve bu mücadeleyi verirken de felsefeden yararlanmasını bilmiş büyük alim.yazdığı kitabında bu alimlerin hangi noktada ehl-i sünnet in hilafına hareket ettikleri tek tek verilmiş ve bunların hangilerinin insanı küfre düşüreceğini de açıklamıştır.
(bkz: kimya ı saadet)
gölgeningücü gölgeningücü
büyük islam âlimi, müctehid ve imamdır.
her fende söz sahibi ve hüccet-ül islamdır.

bu âlim, tus şehrinin, gazal nahiyesinde,
doğdu, binellisekiz miladi senesinde.

yaşı ellibeş iken yine bu mübarek zat,
tus’ta, binyüzonbir’de eyledi hakk'a vuslat.

ilk defa tus şehrinde, başladı tahsiline.
sonra, gürcan’a gidip, ilim aldı üç sene.

gürcan’dan ayrılıp da, tus’a geri dönerken,
bir gurup yol kesici, önüne çıktı birden.

para ve eşyasıyla birlikte eşkıyalar,
ders notlarını dahi alıp uzaklaştılar.

arkalarından gidip, yalvardı ki ihlasla:
(o notlar, işinize yaramaz sizin asla.

ben o ilimler için, eyledim terk-i diyar.
nice sıkıntılara hem de oldum giriftar.

üç senede topladım, hem de o ilimleri.
ne olur, o notları almayın, verin geri.)

eşkıyanın reisi, o notları vererek,
şöyle dedi imam’a, biraz gülümseyerek:

(bu nasıl ilimdir ki, bağlıdır bu notlara?
peki nasıl maliksin sen bu malumatlara?

bunlar elden gidince, boş bulursan kendini.
nasıl iddia edersin, bunları bildiğini?)

eşkıyanın bu sözü, ona çok etti tesir.
gidince, o notları ezberledi hep bir bir.

sonra da, nişabur’da tahsile etti devam.
bilcümle ilimleri öğrenip, etti tamam.

selçuklu devletinin veziri nizamülmülk,
duydu ki, nişabur’da bir âlim var, çok büyük.

bağdat’a davet etti acele kendisini.
verdi ona medrese baş müderrisliğini.

bu günkü tabir ile, nizamiye adında,
bir üniversiteye rektör oldu anında.

o devrin âlimleri, cümle erkân ve eşraf,
ilmî üstünlüğünü hep ettiler itiraf.

o zaman avrupa’da vardı ki filozoflar,
dünyayı, tepsi gibi düz zannederdi onlar.

imam, müsbet ilimle reddedip derhal bunu,
isbat etti düz değil, yuvarlak olduğunu.

abdüllatif uyan
bee veil bee veil
kur’an-ı kerim’de kıyamet ve ahiret adlı kitabındaki bir manzumesi, bir müslümanın âkıbeti ile ilgili değerlendirmelerine dair, temkin~ümit dengesini ve yaratıcının rızasına giden yollarda peygamberin önemini, çok samimi bir şekilde, birebir kendi nefsini nazara vererek ifade edişi ile kendisinin, düz kulluğun saffetini, allameliğe tercih ettiğini teyit ediyor;

beterdir günbegün halim, begayet ya resulallah;
düzelsin artık ef’alim, inayet ya resulallah.

azıttı bu deni nefsim, beni şeytana uydurdu;
ne mümkün bunca isyanla, dehalet ya resulallah.

acep kabil mi kurtulmak, heva i nefs ü şeytandan;
yetişmezse eğer senden, inayet ya resulallah.

gelince feyz ü ihsanın, günahkâr kimseye bir an;
onun rahı dü alemde, selamet ya resulallah.

emri nehyi tazim ettim, harama demedim helal;
her günahın sonu oldu, nedamet ya resulallah.

ey ins ü cinin resulü, insanların en üstünü;
ihlâsıma bağışla kıl, şefaat ya resulallah.
mihman mihman
hıristiyan nominalistler ve mistikler gibi teolojik iddiaların sınırlılıklarına işaret eden pratik mistik bir islam teoloğudur."tanrının gerçekliği anlayabileceğimizden o kadar büyük ve geniştir ki, tanrı metatafor ve benzeşimler yardımıyla bize seslenmek zorundadır. kuran kesinlikle doğrudur, ancak bize verdiği hakikat tanrının zihninde var olan hakikatin ancak silik bir gölgesi olabilir. kuran ın vahyi insan anlayışının kavrayabildiği kadar tamdır ve insanların konuşma yetisinin ve kavramlarının yetersizlikleriyle sınırlıdır. tanrı bizimle konuşurken, bizi iyiye doğru çeken cebrail ve kötülüğe doğru çeken şeytan gibi kavramlar kullanır çünkü böyle kavramlar olmadan gerçekliği anlayamayız. iblis bir metafordur. şeytanın işlerini psikolojik olarak deneyimleyerek anlarız,çünkü zihinlerimizde ortaya çıkar. iblis adem'e secde etmeyi reddetmesiyle ilgili hikaye aklın emirlerine boyun eğme tutkusunun bir metaforu olarak anlaşlabilir.iblisiblis insanlığı tanrıdan uzak tutan ve bizim kendi aptalığımız ve günahlarımız olan engelin kişileştirilmesidir."


kaynak:
jeffrey burton russel
lucifer: ortacağda şeytan
kabalcı yayınları

not:kopi pest değil alın teri.
depresif enfeksiyon depresif enfeksiyon
sezgisine kalp gözü ismini vermiş islam filozofu. insanlar birer mikrokosmosdur derler. bu nedenle kendini bilen insan tanrıyı da bilir.
aynı zamanda bugüne kadar savunulagelmiş insanın hangi dine mensup olacağının belirleyicisi anne babadır fikrini ilk dile getirendir*.
"insanda tanrının ve meleklerin yardımcısı akıl, şeytanın yardımcı ise arzulardır." derler.
fakespeare fakespeare
arap dünyasının şimdi bugünlerde olmasının yegane sebebidir. şimdi barbar olarak görünen arapları yaratan zihniyettir imam gazali. haçlı seferleri başladığında araplar ilim ve sanatta avrupa'nın kat kat ilerisindeydi. savaş konusunda ise oldukça gerisindeydi. hele ki barbarbarlıkta! avrupa'lı ne bulsa yiyecek konuma gelmiş, dişleri döküktü, araplar temiz insanlardı, günlük hayatlarında sanatın ve bilimin yeri çok büyüktü. düzenli hayatları vardı. haçlı seferleri sayesinde bu iki toplum karşı karşıya gelince anlaşıldı ki avrupa'lılar arapları deyim yerindeyse ezer. avrupa'lılar araplara yapmadığını bırakmayınca arap düşünürleri bu halkın bu yumuşak durumunun önüne geçmek ister. biz de hayvan gibi bir halk yaratmalıyız düşüncesi ortaya çıkar. işte böyle bir ortamda imam gazali'nin felsefesi benimsenir. din'le birlikte gaza gelen araplar ilimi sanatı terk edip kültürlerini terk etmişlerdir. sonucu ise bugünlere dayanmaktadır. dinin baskısından kurtulan avrupa rönesans ve reformla dünya'da sanatın ve bilimin merkezi olurken, dinin etkisi altına giren arapların günümüzdeki durumu ortada...
sofist tepen sokrates sofist tepen sokrates
bildiğin kelamcıdır; ve çok mühim bir adamdır.
gel gör ki filozofları da hiç sevmez. hayır, kendisinden filozof diye bahsedildiğini duysa sana ayakkabı fırlatır, o derece. zira tehafet ül felasife adlı çok bilinen eserinde, filozofların metot hatasına düştüklerini söyler ve açıkça ayar vermekten çekinmez. gazali'nin katılmadığı ve şiddetle fikilerini eleştirdiği islam felsefecilerinin en meşhurlarından biri de ibni sina 'dır. bununla birlikte kişisel düşünsel gelişimi ve şüphe yöntemini kullanması descartes ile inanılmaz bir paralellik gösterir, araştır bir bak derim. çok ilgi çekici.

öte yandan; her filozof kendi döneminin kontekstine göre değerlendirilmelidir. gazali kelamcı bir bakış açısıyla bakıp dogmatik mevzular vazetmiş olsa da bu onun düşünce adamı olmasına halel getirmez. zira misal platon "devlet" adlı eserinde "demokrasinin bozulmuş bir yönetim şekli" olduğunu söyleyip, aristokrasiyi savunuyordu. aristoteles aynı şekilde demokrasinin "ayak takımının yönetim biçimi" olduğunu söyleyip bugün en modern yönetim şekli dediğimiz kavramı aşağılıyordu. ha daha ekstremi: her iki filozof da kadınları kölelerin üzerinde, erkeklerin altında görüyor ve devlet yönetimine katılmamaları gerektiğini söylüyordu. hatta platon, "kör topal vs gibi sakatlıklarla doğanların itlaf edilmesi gerektiğini" yazar. tüm bunlar bugünün koşullarında bize çok gaddar, vahşi ve faşizan geliyor ama eğer bir dönemde vaz edilen şeyleri mevcut konjektürde değerlendirmeyip bugünün paradigmalarıyla yargılamaya kalkışırsan; zaten felsefe tarihi metodolojisinin hakkını vermemiş olursun. aristo'nun ya da platon'un ideal devlet anlayışlarnın yukarıda yazdığım gibi olmasından dolayı biz bugün onlara "tü kaka" demiyoruz; tam tersi bu adamlar o günlerde bunlar üzerine kafa yorup bize yorumlama, yanlışlama ve daha iyisini argümanlarla ortaya koyma şansı verdikleri için onlara "büyüksün baba" diyoruz.

dolayısıyla; gazali filozoflara ve felsefeye karşı olan bir adamdı evet ama bu onu büyük bir kelamcı ve düşünür yapmaktan azade kılmaz. üstelik gazali pek çok kelamcının geçmediği bir yoldan, bugün adına kartezyen şüphecilik dediğimiz bir yoldan ( descartes'den çok daha önce) geçmiş bir adamdır. yaklaşık 10 sene boyunca (aklına gelebilecek her türlü konuyla ilgili) şüphe içinde yaşamış ve düşünsel bazda bir çıkış yolu bulmuştur. bunu kelamla bulmuşsa, bize ancak çekirdek çitlemek düşer. kusura bakma ama böyle bu.
1 /