imge

2 /
jouissance jouissance
"imgeler, dünyayı insan için erişilebilir ve hayal edilebilir kılar. ama bunu yaparken bile kendilerini insan ve dünya arasına koyarlar. harita olmaları amaçlanmışken perde oldular. dünyayı insana sunmak yerine,yeniden sunuyorlar; kendilerini dünyanın yerine koyarak, insanın kendi ürettiği imgelerin bir işlevi olarak yaşamasına neden olacak kadar. insan artık onların şifresini çözmüyor, dışarıdaki dünyaya geri yansıtıyor, çözülmemiş şekilde. dünya, imge-gibi oluyor." (lacan)
franrasyan franrasyan
image kelimesinin sesletiminden etkilenerek oluşturulmuş türkçe sözcüktür.

im sözcüğü damga, işaret, şifre vs. gibi anlamlar taşırken -ga/-ge ekinin ne b*ka yaradığının çözemediğimizden dolayı uydurma olduğu yönünde hemfikiriz.
neondental neondental
imgeleyen ve imgelenen gibi iki kavrama gereksinim duyar aslında imge. imge kavramı tamamen özneldir. istanbul üniversitesinin beyazıt meydanındaki giriş kapısı türkiyedeki en önemli üniversite imgesidir. bogaziçi üniversitesinin deniz manzaralı tarihi binası aynı işlevi görmez. imgeleyen bu tarihi yapıyı yadsımıştır.
jouissance jouissance
"imge, travmatik bir tecrübenin ve/veya fantezinin, iyiyleştirici mi yıkıcı mı olduğu belirsiz, muammalı bir kalıntısıdır." (h. foster)
düz adam sami düz adam sami
argadaş canlısı yazardır. mektup arkadaşı da varmış beni heveslendirdi bak. baklavalar için çatalımı hazırladım. bekliyorum.

ama öncelikle bir konuda anlaşmamız gereken yazar. gelecekte belki bir kızım olursa adı imge olacak !
toshiro toshiro
çoğu zaman imgesi olduğu nesnenin/objenin kendisinden daha değerlidir. mesela ben portakalı çok sevmem ama imgesine bayılırım. ama bu bir istisnadır. genellikle imgesi sevilen şeyin, kendisi de sevilir. hatta bazen kendisi sevilmez, imgesi sevilir. imgeye duyulan sevgi, o şeyin kendisine yönelir, kanalize edilir. o nesne/obje sevilmediği halde, seviliyormuş gibi bir yanılsama içerisine girilir. oysa ki sevilen sadece o şeyin imgesidir. ve bu bir istisna değildir.
tunqsounds tunqsounds
ruhbilimde sinirlerin merkezci bir uyarımı olmadan insanların zihninde kendiliğinden canlanan duyumsal şekle denir.
yeniden yaratılmış ya da yeniden üretilmiş görünümdür. imge ilk kez ortaya çıktığı yerden ve zamandan birkaç dakika ya da birkaç yüzyıl için kopmuş ve saklanmış bir görünüm ya da görünümler düzenidir. her imgede bir görme biçimi yatar. fotoğraflarda bile. çünkü fotoğraflar çoğu zaman sanıldığı gibi mekanik kayıtlar değildir. her bir fotoğrafa baktığımızda, ne denli az olursa olsun, fotoğrafçının sınırsız görünüm olanakları arasından o görünümü seçtiğini fark ederiz. rastgele aile fotoğraflarında da böyledir bu. fotoğrafçının görme biçimi konuyu seçişinde yansır. ressamın görme biçimi, bez ya da kâğıt üstüne yaptığı imlerle yeniden canlandırılır. her imgede bir görme biçimi yatsa da bir imgeyi algılayışımız ya da değerlendirişimiz aynı zamanda görme biçimimize de bağlıdır.
yapıt ne denli imgelem yüklü olursa biz de sanatçının görünenleri algılayışına o denli derinden katılırız.
imgeler başlangıçta orada bulunmayan şeyleri gözde canlandırmak amacıyla yapılmıştır. zamanla imgenin canlandırdığı şeyden daha kalıcı olduğu anlaşıldı.
john berger
(bkz: john berger: "görme konuşmadan önce gelmiştir" okuma listeme ekle görme konuşmadan önce gelmiştir. çocuk konuşmaya başlamadan önce bakıp tanımayı öğrenir. ne var ki başka bir anlamda da görme sö... edebiyathaber.net )
2 /