ingilizce öğrenememe nedenlerimiz

3 /
anabacı vokke anabacı vokke
öncelikle bir şunu kabul ederek başlayalım, türklerin dünyada konuşulan herhangibir dili öğrenmesi hiç kolay bir şey değil. çimkiiii... dil ailesi. kastettiğim sadece latin dilleri değil. arapça da dahil buna ki arapça da bir dünya dili baktığınızda.

bir de buna eğitim sisteminin dil öğrenmeyi hiç de desteklememesi ekleniyor tabi. şimdi buna eski komünist ülkeler de dahil olmak üzere bütün avrupa'da dil eğitimi çok küçük yaşlardan başlıyor. bazen çocuklr okuma yazmayı bilmezken basit bir kaç cümle bilebiliyor ingilizceden. alt sınıflardan ufak ufak başlayınca zaten ilkokulu bitirdiğinde bir dil temeliyle gelmiş oluyor çocuk. ama bizde anadolu liselerinde hazırlık sınıfına başlayınca sudan çıkmış balığa dönüyordu herkes. ki bu da günümüze göre daha iyi ingilizce öğretilen old laik days haaaa...

düşün olay o kadar aleyhine ki 5.sınıfta zaten çok ağır bir sınav yükü ve stresinden geçerek gelmişsin. erken form tutan takım gibi senin kafa da erken form tutmuş, yorgun yani... hemen sınav senesinin ardından sana dayıyorlar haftada 5 gün ingilizceyi... hazırlık okumayan, dolayısıyla ingilizceyi de iyi bilmeyen arkadaşlar için söyleyeyim. baya ağır mesaidir bir anadolu lisesinde hazırlık okumak. öpretmenin tahtaya yazdığı her şeyi deftere geçirirsiniz, bir de homework notebook'unuz vardır. eve gider bir de okulda 8 saat tuttuğunuz defteri tekrar o deftere geçirirsiniz. ertesi günü "main course" hocanız gelir imza atar bu defterlere. işin kötü tarafı normal derste ki gibi not tutmayı kendinize göre ayarlayamazsınız, gerekli gereksiz hemen her şeyi yazacaksınız ki imzalatırken defter fakir gözükmesin. eve gittiğinizde hocanız hiçbir ödev vermemiş olsa bile en az 2 saat defter yazmanız gerekir. ki genelde ödev de vermiş olur. yani neredeyse sınav senesi gibi çalışırsınız hazırlık sınıfında...

yani bu hazırlık denen çile senesini kazasız belasız atlatanlar bile türk takımlarının haftada iki maçlık şampiyonlar ligi sendromunu yaşar. sınavı kazanıp kuırtuldum zannederken hemen ardından gene aynı ders yükü dayanınca devreler yanar bir kere çocukta. bu yüzden ingilizceye baştan tepki duyup soğuyan çok arkadaşım oldu, eh bizim zamanımızda dayak gibi örgün öğretim yöntemleri de hala vardı... yani normal ödevi yapmamanın affı oluyordu da-genelde notebook'u tekrar geçirmek kadar zor olmuyordu ödevler- ama ödev defterini yazmamanın illa bir cezası oluyordu yani. o yüzden bizim nesil ingilizceyi ya isteksiz öğrenmiştir, isteksiz sikişten doğan çocuk da piç olmuştur. yada göt korkusuyla öğrenmiştir. benim gibi şevkle öğrenen azdır, ki ben bile arada bıkkınlık geçirdiğimi hatırlıyorum hazırlık'ta. bu arada bu anlattıklarım gene memlekette küçük bir azınlığa da olsa ingilizce öğretildiği dönemde ha... yani ingilizce konuşabilen son anadolu lisesi nesili bizizdir. bizden sonrası içler acısı zaten...

ha bir de dil öğrenmek bir genel kültür ve dış dünyaya açıklık gerektiriyor tabi. benim hazırlık senemin görece kazasız belasız geçmesinin sebebi genel kültürümdür. yani sınav sistemi içinde hiçbir kıymet-i harbiyesi olmayan genel kültürümün orada para etmesi hoşuma gitmişti. ama bizim millet okumuşu dahil kültürsüz genelde çünkü eğitim sistemi gerçekten de kültürlendirmiyor insanları. ki bunun bir yöntemi de dil eğitimidir aslında... ve türkler kadar tutucu ve içe kapalı bir millet bulmak da imkansız. bizim milletin tutuculuğu ve içe kapalılığı ancak yağmur ormanlarındaki kayıp kabilelerde rastlanabilir bu arada, ciddiyim. senelerce avrupa'da yaşayıp, yaşadığı ülkenin dilini öğrenmemekle övünen garip tipleriz biz. bize türkler yetiyor yani... türkler yetiyorsa niye dil öğrenesin?

ha bir de bize benzemeyeni de kendimize benzetmeyi iyi biliyoruz tabi. hazırlığı canavar gibi geçmeme rağmen ingilizcem sonrasında pek gelişmedi, sonra hep o 1 senenin ekmeğini yedim. sebebi şu, babalar beni ortamına aldı içkisinden tutalım kumarına türlü çeşitl itlik serserilik öğretti. çünkü herkes kendilerine benzemeliydi ahjsdsjsss...
marimar marimar
yanlış eğitim sistemi, dil öğrenme merak ve kültürü olmaması, nasıl öğreneceğini bilmeme, öğrenildiğinde öğrendim bitti zannedilmesi, pratik yapılmaması vs…
theeconomist theeconomist
öğretmenlerimizin yumuşak davranmaları yada kendilerinden yumuşak olmaları istenmesi. hiç öyle ezberle öğrenilmez, çok dinleyerek öğrenmek lazım falan muhabbetine girmeyelim ve realist olalım. ne turkiyedeki öğretmenlerin böyle bir öğretme alışkanlığı var ne de öğrencilerin böyle bir öğrenme alışkanlığı. turkiyede i̇ngilizceyi öğrenciye kafasına vura vura, ayni cumleyi defalarca yazdira yazdira, defalarca okuta okuta, zor sınavlar yapa yapa öğretirsiniz ve düşük not verme tehdidiyle gerekirse sınıfta bırakarak bunu yaparsınız. yani tamamen old school olmak lazım. i̇ngilizcenin alfabesi dışında türkçe ile pek bir benzerliği yok. bunu ezberci olmayalım, yeni yöntemler deneyelim diyerek vasat düzeydeki lise/ilkokul çocuklarına öğretemezsiniz.
son of the sea son of the sea
dil dediğiniz şey zaten başlı başına ezberdir, yani ezberci olmayalım diye bir şey zaten olamaz. daha dil anlatım ve türk edebiyatı derslerinden çakan bir nesile ingilizce grameri zaten öğretemezsiniz. adam üniversitede dil bölümü seçmiş fakat daha türk dili dersinden geçemiyor. daha kendi dilindeki özne yüklem bağlaç bunları bilmeyen adam başka dili mi öğrenecek?

şimdi diyeceksiniz konuşan nasıl konuşuyor, bir dili konuşmakla bir dili bilmek aynı şey değildir.
ortalama ya da vasat bir amerikalı, bir ingiliz bile dilbilgisi kurallarını bilmez, siz kendinizi ortalama ya da vasat görmek istemiyorsanız içinizde istek olacak, çalışma disiplini olacak, bu kadar net.
purge me purge me
tek cümle ile, batı medeniyetinin dayattığı ahlaki yozlaşmadan kaçmak olarak yanıtlanması uygundur. şahsım adına neden buydu sadece. öğrenecek imkanlarım olmasına rağmen direndim. elbette, her bireysel eylem gibi global bir etkim olmadı ama en azından iç huzurum var ve kararlılığım ile gurur duyabiliyorum bu boktan çağda.

şöyle izah edeyim; bugün gençlerin önündeki en büyük tehlike batının kültürel asimilasyon çalışmalarına aldanmak. bunu diziler ile filmlerle, hollywood ile intagramlarla sosyal medyalarla gayet iyi yürütüyorlar. ama hepsinden önce, en temel güdü olan cinselliği kullanıyorlar ve porno ile yapıyorlar. onlarca büyük stüdyolarının olması ve sürekli yeni eserler ortaya koymaları tesadüf mü sanıyorsunuz siz? çok safsınız derim. en büyük tehlike bu. (bkz: ingilizce) ise maalesef bu yozlaşmaya giden yolun en başta gelen anahtarı. ben öğrenmedim, çevremdeki yakınlarımı da teşvik etmedim. böyle daha iyiyiz. bizim dilimiz bize yeter.

(bkz: cheerleader) diye bir kavram yok mesela bizde. geçenlerde öğrendim bunu tesadüfen, ihtiyacımı gidermek için internette gezerken.

"horny cheerleader gangbanged by 4 black guys" diye bir film izledim. kızın birisi okulun basket takımı için tezahürat yaparken, birden nedense bunu aldılar aralarına, sanki okul takımını alkışlamak suçmuş gibi, sanki sınıf arkadaşlarına destek olmak kabahatmiş gibi birisi ön tarafından giriyor, birisi arkadan, o arada kızın boşta kalan elleri diğer 2 adamın organında afedersiniz. onu okşuyor falan filan. filmi ileri sardım şok olduğum için. sonunda ne olacak diye bakayım dedim meraktan. ağzımdan sadece şu cümle çıktı o an: "allah belanızı versin lan bu ne" diyebildim.

hapishaneden, oz disizinden alıp gelmişler sanki adamları. bir insan mağarada yaşasa bu kadar aç olmaz. sanki hayatlarında ilk kez sarışın bir kadın görmüşler gibi hoyrat davrandılar.

ingilizce bilmeyen birisi gidiyor, survivor esra diye aratıyor mesela. tv de gördüğü figürlerin frikiklerine boşalıyor. ya da karşı komşunun tombul ve dolgun memeli kızı sabah pencereden çarşaf silkelerken çaktırmadan onu kesiyor ve tuvalete koşuyor. en fazla metrobüste karşısındaki mini etekli kadının fotosunu çekiyor, evde ona bakıyor yakalanmazsa. yakalanırsa da adli kontrol şartı ile salınıyor zaten dskjhfkjs. neyse.

olay şu: bizde gelinler yarışıyor programı vardır. aile olmanın faziletini empoze eder subliminal mesaj olarak. gelinler sürekli, daha iyi börek açmak için, daha kıvamında sütlaç yapmak için yarışır.

ingilizce bilmeyen bir erkek, genlerden gelen cinselliğini bastırmak için o programı açar ve atıyorum "duygunun da götü süper" der. vizyon budur. gözü açılmamıştır. aynı şekilde ingilizce bilmeyen bir genç kız da, oradaki keko tipli damat adaylarına bakıp iç geçirir.

fakat tesadüf gördüğüm filmde ayrı bir tür var. bunu izleyen bir kız, bir daha iflah olmaz. erkekler de zaten bunlara bakıp ne güzel bir ülke diyor. bizde neden böyle amigo kızlar yok diyor. ahmet çelebi lisesi türünde adı olan lisesini düşünüp tiksiniyor. kızların etek boyu dizlerinin 4-5 parmak altında çünkü. bıyıkları var amk.

daha düne kadar esmanur isimli kızın, o eteğin altından giydiği çift kat külotluçoraba bakıp arzuları kabaran erkek, o saatten sonra içine kapanıyor. porno bataklığına daha fazla düşmek istiyor. ingilizce öğreniyor.

lick my ass, suck my dick derken insanda ahlak mahlak kalmıyor. bambaşka birisi oluyor insan. bdsm yoktur bizde, cheerleader yoktur abicim. kızları tavana zincirle asıp sikmez türk genci.

cuckold nedir allaşkına? bunu izleyen hanım, gidip instagramda yan komşunun kocasının fotosuna like atıyor işte. siyah ince külotluçorap ve etek altından don görme fetişim var benim sadece örneğin. bir de ayak. bunları, amatör fotolarla zor elde ediyorum. vizyonumun böyle kalmasından mutluyum.

geçenlerde tesadüfen yine, submissive diye bir kelime gördüm. aman allahım. insanları ölümüne sikiyorlar. bunları bilince insan, korkunç şeyler görüyor işte.

bir süre sonra her şeyden sıkılıp yeni şeyler aramaya itiyor bunlar. özene özene netflix"e de üye olayım bari diyor gençler en sonunda. orada zaten tren yapıyor dayılar sdkjhfjks. karşıyım özetle. fikrim beni bağlar, kişiseldir. herkes özgür yoksa.

siz siz olun, kültürünüzü koruyun arkadaşlar. çocuklarınızı bunlarla zehirlemeyin. mabad ne güzel kelime ya misal...lick my ass nedir abi? iğrenç. çok bozar insanı bunlar. iyi ki uzağım.
3 /