insanlık

2 /
pyros pyros
bazen çok abartılan şeydir. niye bu kadar kasıyoruz ki kendimizi? gerçekten olduğumuz şey kendimizi zorlamamıza neden olabilir mi ki? yoksa zorla yapılan şey, olmaya çalışılan mı?

kendiniz olun yeter.
başındakapitalisttacıylasosyalistprenses başındakapitalisttacıylasosyalistprenses
ne gurur verici şey insan olmak, doğmak bir ırka dine sahip olmak, farklılaşmak, düşünmek, karar vermek, uygulayabilmek.düşünüyoruz ya o yüzden üstünüz, okuyoruz, eğitimli kültürlüyüz. sonra kendi aramızda da ayrı ayrı üstünlüklerimiz var; kimimiz direk cennetin sahibi, kimimiz zaten cennette yaşıyor her daim, renklerimiz farklı, dilimiz farklı, ecdadımız farklı ya gene var gururumuzu okşayacak bir yanımız. en başta insanız ya tanımımıza saklanmış bir ayrıcalığın sahibiyiz. yaratılmış olsak ta yaratabileniz artık…

bir gün üstün varlık, doğuyor büyüyor çok övündüğü sisteminde yaşamaya devam ediyor… yaşadığı dünyayı yıkmak, kurşun, silah yapmak, bir yere bomba atmak, son sürat bir arabaya hakim olup yaşamlar yutmak, içinde yaşadığı beslendiği dünyanın içini dışına çıkarmakla kusuyor tatmin olan egosunu. ne üstünlük! ama sınırlar çizmek sonra o sınırları yıkmak için çocuklar öldürmek. din, dil, ırk, vatan gibi şeyler icat edip ardından bunlar uğruna ölmeyi öldürmeyi mubah kılmak. özgürlük arzularken hep köleliğe özenmek bir tek bu üstün ırkın işi sanki. nerde o üstünlük mertebesinden yoksun, aşağılık diğer canlılarda o yetenek?

alacalı bir kürenin içine atılmış zavallılar, istediğimiz kadar yetenekli olalım, düşünelim, yaratalım aslında yaratılmışları kendimizi kandırarak, mükemmelleştirmeye, kolaylaştırmaya çalışalım hayatı bozuk olduğuna inanarak, zayıflayalım, yüksek topuklarımızı giyelim, dik duralım net ve kesin kararlar alalım krizleri yönetirken, başarının doruklarında tatmin olalım yapabildiklerimiz için, sonra dünyayı yönetelim, toplulukları eğlendirelim, her şey bizim olsun bu alacalı küre içinde; denizler, okyanuslar, topraklar hatta bulutlar, sevsek de nefret edebilelim bir gün , terk edebilelim…

her güzelliğe biraz mutsuzluk çalmadan tamamlanmaz, anlaşılmaz yaşanan hiçbir tablo. düşünebilen, eğitilebilen üstün varlığım; ne yazık ki zıttı olmadan yaşayamayacaksın hiçbir duyguyu. acıkmadıkça doyamayacaksın, üzülmedikçe mutlu olamayacaksın, ağlamadıkça gülmeyi tadamayacaksın ve kaybetmedikçe varlığını anlamayacaksın…
southwest southwest
yaşadığını bugün gözlerimle gördüğümdür.

eve geldiğimde cep telefonumu* kaybettiğimi fark ettim. çaldırdım falan açan olmadı ama çalıyordu. ne yaptığımı düşündüm; antremana gittim, arkadaş arabasıyla kadıköy'e bıraktı, sonra da dolmuşa bindim. ya kulüpte unuttum ya da arkadaşın arabasında, dolmuşta falan kaldıysa geçmiş olsun artık diyordum. arkadaşı aradım, arabada kalmamış. kulübü aradım "biz öyle bir şey görmedik ama yarın tekrar bakarız" cevabını aldım. şarjı da az olduğundan fazla çaldırmak istemedim ama gece hala çalıyordu. evet kulüpte kalmış herhalde deyip ertesi gün gittim oraya. çaldıra çaldıra etrafıma bakınırken birisi cevap verdi.

"kiminle görüşüyorum? ben telefonun sahibiyim."

"hanfendi telefonunuzu dün dolmuşta düşürmüşsünüz. şu saatte şuraya gelip benden alabilirsiniz."

gittim aldım. bir de şarj etmiş adam telefonu. sesini açmış duyabilsin diye falan. bir sürü de kontörüm vardı hiç gitmemiş. adama sayısal loto çıksın diye dua ettim daha ne yapayım?
wulfgar wulfgar
her gün her saniye, "kaybettiğimiz, artık olmayan, ölmüş olan vs..." şeklinde anılan bi' kavram bu. ama hiç kimse durup düşünmüyor insanlık nedir diye ve bu beni fazlasıyla sinir ediyor.

yardım eden birey "insan" payesini alırken, kurşun sıkan niye alamıyor? "insanlık" niye her vakit olumlu bi' kavrammış gibi sunuluyor önümüze? ufacık çocukları acımadan öldüren katillerle, hiç tanımadığı insanlar için çabalayan yardımseverler, aynı ırkın üyeleri değiller mi?

kabul edelim artık;

insan dediğimiz varlık, iyi özelliklerinin yanında, dünyanın kendisi için yaratıldığını düşünebilecek kadar egoist ve dünyayı diğer varlıklar için yaşanılmaz hale getirip bunun üzerine düşünmeyecek kadar da umursamaz ve gaddardır.

bırakalım artık insan ırkını iyilik meleği gibi gösteren şu "insanlık" kavramını övmeyi, pek matah bi' şey değil çünkü insanlık.
zerya zerya
kaybolan, yitirilendir..
belki de bile bile bir kuyuda bırakılan ve unutulup yola onsuz devam edilendir..

ne zaman "babana bile güvenme" sözünü benimser olduk. işte o günden bugüne korkar olduk.. ve ne zaman bu sözü benimsememize pay verdiğimiz olaylar yaşandı, işte biz o günden sonra kaybettik.. kendi kaybettiklerimizi başkalarında aradık sonra.. hani hep öyle olur ya.. zira o başkaları da bize bakındı.. bulamayınca gitti, gidince bulamadık.. anlayamadık! biz bulamadığımız için mi gittiler yoksa biz gittiler diye mi bulamamıştık..

yeni gelenler oldu. önce aradık.. hep aradık, oysa yanlış yerlere bakıyordu gözlerimiz.. kendimizde bulabilseydik, nerede kaybettiğimizi hatırlayıp oraya gidebilseydik, önce biz gitmelerine izin vermeden ve başkalarından gitmeden varlığını hissettirebilseydik insanlığımızın,, yeni değerler ortaya çıkaracaktık..

değerlerimizi sakladık, değerlerini sakladılar. o kadar karıştı ki artık bütün kaybedilenler, yerlerini bulamaz olduk.. insanlık gitti yerine sadece etten kemikten ibaret insan kaldı..
zora gelemedik kolay bizi basit kıldı..

heyhatt insanlıkk!!
2 /