instela yazarlarını hüzünlendiren şeyler

3 /
kralfeanor kralfeanor
bilgisayarı, telefonu kapadıktan sonra uyumadan önce geçen sürede düşünmek. hayatım o kadar mahvolmuş durumda ki hiçbir şey yapamıyorum bu konuda. en son lise 1'de hayal kurmuştum o gün bugündür daha 1 yıl sonra şunu yapacağım şöyle olacak böyle olacak diyemedim.

önce bilgisayar mühendisi olmak için geldiğim fakat meslek lisesinden bilgisayar mühendisi olamayacağımı öğrendim, o sene hayalleri yıkılmış biri olarak çok çalışırım dedim 9. sınıfta sınıf birincisi oldum ve o sene öyle geçti yazınsa deneme sınavları çözdüm sürekli ve o testlerden sonra her şeyi saldım. 9. sınıf müfredatıyla hazırlanmış 100 soruluk testlerde 20-30 soru yapabiliyordum 10. sınıfta bütün saldım 3 tane 1'im vardı hayatımda ilk defa bütünleme diye bir şey duydum.

sonra öyle geçip gitti dersanede sayısal sınıf yerine ea yazılmışım meslek lisesi olduğum için ve öğretmenlerin çoğu derste gürültü yapıyor sınıf diye dersten çıkıyordu. o sene ygs'den baya kötü puan aldım fakat rastgele ünviersite tercihi yaptım. fakat sonra gitmedim bölüme. bu arada da turkcell faturalı hat aldım ve 20 liralık paketten 80 lira fatura gelmişti ve hattı kırıp atmıştım kapattırmadan ve sürekli yükselen bir fatura gelmeye başlamıştı.

ondan sonraki sene yine aynı şey oldu yine ea sınıfına yazılmışım ve normal sayısal sınıfına geçmek için ödediğimiz ücretin iki katını ödemek gerekliydi. fakat önceki seneden bile borç vardı. orayı da geçtik o sene baya ders çalıştım fakat hiçbir bilgisayar öğretmenliğine puanım yetmedi sene yaptığım tercih yüzünden katsayı alamadım 270 puan almıştım okullar ağrı ve vandaki okullar 280 puan almıştı. yine aynı mallığı yapıp rastgele seçim yaptım ve uluslararası ticaret bölümüne gittim.

üniversite ilk yılım gayet iyiydi fakat bölümdekilerin hepsi muhasebe dersi gördüğü için ben muhasebe derslerini zerre anlamadım. bir de iktisat dersi finali olduğu gün sabah kalkamayıp sınavı kaçırdım. o sene bir de okuldakilerle ve insteladan bir yazarla birlikte bir yazarlık sitesi kurmaya karar verdik her şey iyi giderken o sene bitti bir kaç tane alttan ders vardı ama sorun yoktu. bu sırada da sürekli gelen turkcell faturalarıyla geleceğimi düşünememeye başladım çünkü eve 3 bin liralık bir fatura gelmişti. bunun yanısıra bir de devlet denen yapı tarafından öğrenci olmama ve babam emekli olmasına rağmen hastanelerde tedavi olmak ve gözlük alabilmem için gss adında 3000 liralık bir ücret ödemem gerekiyormuş. hakkında hiçbir şey bilmediğim sene okulda tahtayı okuyamadığım için gözlük almaya gittiğimde hastanede öğrendiğim 3000 liralık bir şey.

ben turkcelli de gss'yi pek takmadım zaten o kadar faturanın sonunda 80 lira para ödeyip kurtuldum gss de hala duruyor hiçbir şeyim yok canımı mı alacaklar zaten hastaneleri kullanamıyorum.

sonra ikinci sınıf başladı ve hayatım bitti o sınıfta. önce okuldan yazarlarla gidip topluluk kurduk ve her şey başarısızlıkla dolu oldu. arkadaşlarımın hepsinden uzaklaştım, sınıfta oluşan farklı farklı arkadaş gruplarının hiçbirine dahil olmadım. sonra dönem sonu bir de babam ameliyat oldu o zamanlar. sonra staj için görüştüğüm ve olumlu dönüş yaptıktan sonra stajımı iptal eden iki şirket oldu iki yıl üst üste staj bulamadım ve sonunda psikolojim bozuldu o sıra ve dersler, hayatım...

her şey o gün bugündür sorunlar katlanarak artıyor. keşke üniversite ikinci sınıfa geri dönebilsem. şu anda hiçbir iş bulamayan hayatında 25 yılda şunu yaptım diyebileceği hiçbir şey olmayan birisi haline geldim ve son olarak askere gideceğim bütün sorunları da o askerliğin sonrasına attım.

oysa daha 6 yaşındayken okula başlamadan eniştemlerin bilgisayarında powerpointte slayt yapan, 10 yaşındayken html css'le web sitesi yapan, 12 yaşında hiçbir eğitim görmeden w3'ten ve bir kaç siteden öğrenerek sıfırdan mikroblog(twitter yoktu o zaman) bir internet sitesi yapmış, bilgisayar mühendisi olmak isteyen bir çocuktum.
yürüyen adam yürüyen adam
soyadımız eskiden toker'miş ve sonra yarak gibi bir şeyle değiştirmişler hatta o kadar yarak ki bazen insanı utandırdığı da oluyor. adım da anne babamın iki ismi birleştirmesi ile saçma bir şey. son zamanlarda düşünüyorum da adımı biraz kırpıp eski soyadımızı kullanıyor olsak şu anki adım yanında epey havalı olabilirmiş. lanet olsun size sülelem.
ekmek arası maden suyu ekmek arası maden suyu
saat 18:40, kızılayda durakta bekliyorum. her zaman birlikte beklediğimiz durak. otobüs gelince biraz daha sarılabilmek için binmediğim, bi' sonraki otobüsü beklediğimiz. bu sefer tek başıma bekliyorum, uzun zamandır olduğu gibi.
hikayem paramparça'da şöyle söylüyor emrah serbes ve bu sözleri tekrar ederken otobüse adım atıyorum;
"elinden bir şey gelmemenin acısını iniş takımları olmayan melekler bilir. bir arabanın farlarına kilitlenip kalmış sincaplar bilir. suyun dibine ağır ağır çöken taşlar bilir. matkapla göğsünün ortasına açılmış bir pencere düşün. perdeyi aralayıp kendi yarandan bakıyorsun dünyaya. eskisi gibi acımıyor ve de asıl bu acıtıyor.

sen gittin ve herkes ölmeye başladı."
bengeneldebelgesel bengeneldebelgesel
sıradan bir gün ve birden "aşk-ı kıyamet" çalmaya başlıyor radyoda.
hatta youtube arka planda açıkken, erol günaydın'ın oynadığı o klip dönmeye başlıyor, ister istemez göz oraya kayıyor.

şarkı, klip vs. tamam da, size geçmişte yaşadığınız bir duyguyu hatırlatan hüzün dolu şarkı nasıl oluyor da gün boyu sürdürebiliyor etkisini? nasıl başarıyor bunu?
neyçırsever neyçırsever
birileriyle iletisim kurmamin daimi sonucu olarak hep bir huzunun ve kocaman soru isaretlerinin gazabina ugruyorum. kafaniz cok karismasin, oyle acaip bir adam degilim her nasil kurgu zekaniz varsa artik. cevap: hicbiri.
en son mesela ne oldu derseniz, arkadasimla konustum. surekli antrenmana gider, spor yapar, ter atar. resim kursuna gider, kopek alir, kitaplara takilip bir yigini sirtlayip alir getirir, diksiyon kursuna gider, tangoya, salsaya gider, gitar alir, yuzmeye kaydolur, ot icer, kosuya baslar, parasut, dalgiclik falan... say say bitmez ama ne olur? hepsini birakir. hicbirini sonlandirmaz. heves mi? basladigi isi bitirmek mi? saglik? heyecan? hicbiri. nedendir peki?
bizim ulkemizde insanlar cocukluklarinin erken zamanlarindan itibaren istedikleri seyleri yapmaktan alikoyulur. calisirlar sonra. paralarini tuketmeleri icin de 'firsat' gibi sunulan kisitli seceneklere mahkum birakilirlar. bu secenekler arasinda da mazlum turk insani sebzeligin en alt rafinda unutulmus kumpirlik patates gibi kuflenip, yaslanip hayata veda edecek sonunda. ne yaptigini anlamadan, hatta, o kadar anlamaya calismasina ragmen! bu arkadas gibi, boyle hep bir sey yapma gereksinimi olan insan gorurseniz eger, bilin ki hayallerinin dogusuna dahi izin verilmemis, hayalsiz yasayan, yasayan da demeyip zombi mi desek... oyle biri gorurseniz sarilin. aglayin omzunda. yas tutun. omur boyu yasta olmaniz gerekir bir de. cunku etrafinizdaki parmakliklar et parcalariyla orulmus. aileniz, arkadaslariniz, herkes ayni. ayni!
simdi bir de aynada kendinize bakin. ne goruyorsunuz? en birinci de siz olmalisiniz. olacak sey degil!
bu arada, insanlar cocukluklarinin erken zamanlarindan itibaren istedikleri seyleri yapmaktan nasil alikoyulur anlatmak isterdim ama, belki baska bir sefere. cunku egitim, kultur, din, felsefe falan simdi... 'amaaan' dediniz bile degil mi? hic utanmaniz yok zaten. sizin yaptiginiz isi, yasadiginiz hayati varya, hic begenmiyorum.
kolaylokma kolaylokma
zulüm gören hayvanlar. bakamıyorum. görmeye, duymaya dayanamıyorum. insan olduğumdan utanıyorum. sonra sokaktaki tüm hayvanları sahiplenesim geliyor. sanırım ileride 32 kediyle birlikte yaşayıp öleceğim.
bengeneldebelgesel bengeneldebelgesel
pilli bebek - kızım

bu şarkıyı iyi bilirim. ama bilmediğim bir akustik versiyonu varmış. youtube alttan çalıyor karışık karışık.
sonra bi şarkı başlıyor, uzun bir solo gitar girişi var, birşeyler çalıyor. ve aniden bu şarkının müziği başlıyor. sanki hüzünlenmem için hazırlanmış bir oyun gibi.
tabi artık bırakıyorum herşeyi,
sadece bu şarkıyı dinliyorum. sonra bir daha. bir daha. ve birkaç kere daha.
neyçırsever neyçırsever
sosyal anlamda konusmak, gercekten hakkinin verilerek yapildigi bir eylem olmayacak mi? insanlarin cogunlugu vakitlerinin buyuk bir bolumunu konusarak geciriyorlar ama neden konustuklarini sordugunuzda aslinda pek de onemli seylerden bahsetmediklerini, mecburiyetten veya is olsun diye konustuklarini belirtiyorlar. gercekte insanin icinden gecen, aklinin kenarinda takili kalip duygularini tetikleyen kelimeler her zaman bastirilmis ve yerine cevrenin beklentilerini karsilamaya yonelik, populerizme dayali, sosyal konumu koruyucu ve sahtecilikle ustu ortulmus seyler soylemis insan hep.
oysa insan, aklinin icindekini kelimelerle asilamayi ogrenebilseydi, kahve icmeye giden iki pek sosyal insan sevginin ne kadar uzerinde konusmaya deger oldugunu karsilikli onaylayabilseydi veya ne bileyim, azicik 'gercek' olsaydi acaba dunya yine boyle insanlarin birbirini yedigi bir yer olur muydu?
bu arada cok karamsar oldugumu dusunenler varmis. degilim. oyle oldugumu dusunenlerden daha yasamayi seven, renkli biriyim. sosyalim. yanimdakilere guven veririm, onlarin etrafindaki detaylari daha iyi yakalamalarina yardim ederim. kendi ozlerini sevdiririm. burada sadece bazen anlatmak isteyip de anlatamadigim seyleri yaziyorum, cunku bazen yanimdakilerin odun kafasi ne sokmak istesem reddediyor. negatif, karamsar oldugumu dusunenler farkli dusunceleri yadirgamayi birakip kabul edebilseler belki etraflarina cicek tohumlari ekmeme yardim edebilirler zahmet olmazsa.
3 /