instela yazarlarının itirafları

kuba gibiyim kendi kendime yeti kuba gibiyim kendi kendime yeti
bugün öğretmen kardeşimi mülakata götürdüm. gittiğimiz yer, aşık olduğum kadının belli dönemler teyzesiyle yaşadığı ilçe. öyle olunca artık kendisine yazma imkanım olmadığından bu ilçeden gönderdiği fotoğraflarına göz attım.
oturduğu sokağı tahmin etmeye çalıştım. bir dönerci tabelası dikkatimi çekti. google'dan arattım, adresi buldum.

kardeşimin mülakata girmesine daha vardı. ona biraz gezineceğim dedim. mülakata gireceği teknik liseden çıktım. haritada yarım saatlik yürüyüş mesafesi gösteriyordu. bu sıcakta elimde çantayla yürümeye başladım.
geçmişte ilk buluştuğumuz yere, tek başıma gidip hatıralarımı tazelemiştim. onu ilk gördüğüm anı, ilk buluştuğumuz noktayı fiziki olarak tespit etmeye çalışıp duygulanmıştım.
daha önce gittiğim bazı yerleri belli bir zaman sonra tek başıma ziyaret ederim. bu seyahatler beni melankolik hallere sürükler.

okuldan çıkıp yokuş aşağı inerken karşı tepede binaların neredeyse gökyüzünü işgal edecekmiş gibi çarpık kentleşmesine karşı yürüyordum. bir köprüden karşıya geçtim. asfaltın sıcaklığı, binaların yoğunluğu, güneş tepemde; çöldeki mecnun gibi aşkımdan kavruluyor, onun nefes aldığı, ayağının değdiği sokaklara kendimi atmak istiyordum.

bana gönderdiği fotoğraflara bakarken bir ara eski sevgilisinden söz etmesine denk geldim. üniversitedeyken riva plajına gitmişler. plajda sevgilisi erekte olduğu için yerinden kalkamamış. komik bir anı olarak anlatmıştı. bunu okuyunca yalnızlık içinde geçen gençliğime üzüldüm.

adıyla müsemma olmayan bu ilçede evlerde bahçeyi geçtim, ağaç bile azdı.
yürüyordum. yokuşları tırmanıyordum. haritadaki kırmızı işarete yaklaştıkça heyecanım artıyordu. son bir yokuş daha çıktım. dönercinin bulunduğu sokağa vardım. sokakta çarşamba pazarı vardı. dönercinin karşısındaki kaldırıma çıktım. arkamdaki apartmanda kalıyor olabilir miydi?

lakin gönderdiği fotoğrafta bazı ihtiyaçlarını karşıladığı alt komşusu türkmenistanlı ailenin arabası yer alıyordu. arabanın karşısında çapraz açıdan dönerci dükkanı görünüyordu. bu sokakta ikamet ettiği kesin değildi. bir yan sokağa geçtim. başka bir fotoğraf açtım. ihtiyaçlarını karşıladığı türkmenistanlı çocuğu kucağına almış görünüyordu. arkasında bir apartmanın dış kapısı ve önündeki merdivenlerin başında duruyordu.

dış kapının merdiven korkuluğundaki desenleri inceledim.
sonra bulunduğum sokakta yürümeye devam ettim. 50 metre kadar ilerledim. karşıdaki apartman kapılarından biri gözüme çarptı. bu fotoğraftaki apartmandı. demir korkuluğun deseni ve rengi aynıydı.

dış cephesi açık sarı renkte mütevazı bir apartmandı. orta katlarından birinde kimse yaşamıyor görünüyordu. bodrum katta yaşamıyordu. üst katlardan bir dairenin penceresi sonuna kadar açıktı. acaba hangi katta oturuyordu? ve şu an burada mıydı?
ihtiras tramvayı filminde marlon brando'nun af dileyen sesiyle stella diye bağırması gibi adını bağıracaktım.

beni görmesi belalısı zannedilmeme yol açabilirdi. kendisi de beni saplantılı bir ruh hastası olarak görecekti. bu fark edilme olasılıklarından utana utana apartmanın her cephesini inceledim. dış kapısındaki merdivenlere çıktım. zil butonları isimsizdi. kapının camından içeri baktım. ayaklarının bastığı iç merdivenleri inceledim.

bahçesiz evlerin ortasında, soluk sarı rengiyle, belki 30 yıllık bu binaya tac mahal'e bakarmış gibi baktım. arka cephesini görmek için bir üst sokağa girdim. sonra yine aynı yere döndüm. çevredeki esnaf beni yanlış anlamaz umarım kaygısıyla bir yabancı turist hayranlığına benzer ilgiyle bakıyordum apartmana. pencerelerinden birinden teyzesi çıkıp beni fark etse, kimsin dese ne diyecektim? ben onun hiçbir şeyiydim artık. beni sevmiyordu.

apartmanın adını ve numarasını unutmamak üzere okudum. biraz daha baktım. sıradan bir yapıydı. güzelliği yoktu. onun gibiydi. lakin o sırada istanbul'un en güzel apartmanı gibi görüyordum. onu da öyle güzel görürdüm, hissederdim ki... kadın bu binayla bütünleşmişti adeta. ben bir betona mı bakıyordum sahiden? yoksa o muydu?

pazar yerine çıktım. ona rastlamak umuduyla mı yürüyordum? öyleyse bir sapık damgası yemeyi göze almıştım. ben neden buradaydım? ne yapıyordum? birtakım ikilimler içerisinde kardeşimin yanına dönmek aklıma geldi.

kardeşimin yanına döndüm. okul bahçesindeydi. bir buçuk saatlik yokluğumda başına ilginç bir tesadüf gelmişti; komisyon başkanlarından biri tesadüfen yanına oturmuş. adam memleketimizde milli eğitim müdürlüğü yapmış, haliyle bir ortak tanıdık da çıkmış. muhabbet etmişler.
onunla mülakat saatini bekledim. mülakata girdi, çıktı. yüzü gülüyordu. komisyon başkanı o adam çıkmış. bu tesadüfler silsilesi umarım hayrına olur.

bu arada kardeşimin yanına döndüğünde nerede gezdiğimi sordu. öyle gezindim işte dedim.
bir daha böyle bir gözlem yapmayacağım diye içimden geçirdim. gerçeği duysaydı bana acırdı, tıpkı onun gibi...
1
sultan baybars sultan baybars
şerefsizim işsizlik belası yüzünden intiharın eşiğine geldim. askerlik de bitti iş yok güç yok sik gibi parasız pulsuz orada burada it ayağı yemiş gibi gezmekten sıkıldım artık.
bol şekerli kahve bol şekerli kahve
bu ay sürekli misafir ağırlamaktan bedenen çok yoruldum diye üzülüyordum. meğer beden yorgunluğu kredi kartı borcumun yanında bir hiçmiş. bu ay ki misafir seansları, yemeleri, içmeleri, kasalarda olmaz ödetmem artisliği rutin harcamamın ikiye katlanmasına sebep olmuş. fark ettiğimden beri yarı felçliyim.
elas elas
regl haftam

8de uyandım hazırlandım çıktım yolda hafif karın ağrım vardı tüm gün bok olmasın diye ilaç içeyim dedim bir baktım yanlış çantamı takmışım orda hafiften bi dellendim. neysee işe gidince içerim diye kendimi teselli ediyorum ama her adımda daha da artan karın ağrımı siktir ede ede işe geldim.
dakka 1 güvenlik: elas hanım noldu hasta mısınız renginiz kaçmış
asansörde karşılaştıklarım: iyi misiniz?
personeller: elas hanım iyi misiniz?

ben de herkese he he diyip bir an önce odaya gidip ilaç içmek istiyodum tek isteğim buydu
odaya girdim içerde temizlik var beni izinli sanıyomuşta bilmem ne ( şimdi aklıma gelen şeyse ben hariç kimsede anahtar yok sanıyodum, nerden buldu bu uyuz karı anahtarı hmm )
me: x hanım elinize kolunuza sağlık bu kadar temizlik yeter yarın devam edersiniz, biraz karnım ağrıyo ilaç içicem klimayı kapatıp çıkın lütfen
x hanım : hangi ilacı
me: çekmecemde ki
x hanım: ee ben onu attım
me: niye
x hanım: toz alıyodum şöyleydi böyleydi ağzı açılmıştı........................................................................................................ bende de var aynısı
me: rica etsem getirir misin
x: alıp gelem
dedi ve 15dk ortada yok sabır çekerek bekliyom neyse bi wcye gideyim dedim gitmez olayım pantolunuma çıkmış ve salak ben sabah yanlış çantayı aldım içinde ne yedek kıyafet ne ped hiçbir bok yok. bu arada erkek yurdunda çalışıyorum birkaç kadın personel harici herkes erkek, kadınlarda x hanım ve y hanım onlarda +55 regl dönemi tarihin tozlu sayfalarında onlar için.
odamda sinirden ağlıyorum hafif hafif hala ilaç bekliyom aradım bunu ee ialç getiriyodunuz unuttunuz mu?
x hanım : indi getiriyon

indi (şimdi) getirmedi yine 10dk taktı bana lol. sonra bu geldi bana getirdiği hap rennie......................................
hani aynısı vardıı bu ne?
x hanım: çiğne geçer karnının ağrısı
me: peki

peki amınakoyim pekiiiiiiiii neyse ağzımdan tek kötü kelime çıkmadan başımdan siktir ettim kapıdan çıkar çıkmaz 5dk daha ağladım
allah razı olsun birinden bi ilaç buldum içtim ara ara ağlıyorum pedi getirden söyledim bekliyorum muhtemelen işleri halleder birkaç saate çıkarım diye kafada kurgu yapıp rahatlarken tak telefon çalar ve arayan patrondur...

akşam yemeğine il müdürü geliyor öncesinde toplantı var......................................................................................................................................................... haydi akşam görüşürüz


en kötü regl günüm... ve saat daha 10.30..
ophelias ophelias
bugün eskileri karıştırırken 12 yaşında yazdığım günlüğümü buldum. her sayfasında şunu demişim; "içimde bir sıkıntı var ama nedenini bir türlü çözemedim." yahu insan hep mi aynı olur? aradan yıllar geçti 30 uma girmeme şurada 3-4 ay kalmış. yine içimde bir sıkıntı var ve yine nedenini bir türlü çözemiyorum. çocukluğuma acıdım okurken. yeni ergenliğe girdiğim zamanlar tamam bir ergen serzenişi var ama hep mi mutsuz olur bir insan? okuyamadım hepsini. kaldırdım. i̇nsan biraz değişir ya! kendime çok kızıyorum çok.
r0x r0x
bu aralar sitedeki en negatif insan ben olabilirim, konu ne olursa olsun her şeyin önce en olumsuz olasılığına odaklanıyorum. negatif enerji saçıyorum resmen aw.
ayrılmak istemeyen de ayrılmak istemeyen de
öncelikle bismillahirrahmanirrahim. 8 yıl aradan sonra ilk girimi atıyorum. ne çok şey değişmiş buralarda önceden hep dutluktu. geriye dönüp yazdıklarımı okuduğumda, hayatımda değişen en önemli şeyin artık ergenlikte olmadığımı fark ettiysem de o günleri, mizah anlayışımı, duygularımı uçlarda yaşayıp yazıya dökme şeklimi çok eleştirip çok güldüm. off resmen çocukmuşum.yeniden merhaba.
kuba gibiyim kendi kendime yeti kuba gibiyim kendi kendime yeti
insan kendi memleketinden, kendi kültür havzasından birini seviyor. birlikte bir şeyler paylaşıyorlar. sonra sevdiği kişi gidiyor; öbürünün hiç sevmediği görüşlere, karşı olduğu kişilere yanaşıyor. onların oluyor.
bu acı verici değil mi?
acı çekiyorum.
a good day to die a good day to die
1 aydır fizik tedaviye gidip geliyorum. genelde aynı vakitte yola çıkıyorum. aynı yolu kullanıyorum. hatta aynı şeritleri takip ediyorum. öyle ki aynı yol üzerinde aynı vakitte yola çıkan bir hanıma denk geldim birkaç kez. dün yine aynı yoldan dönerken, yahu hep aynı yolu kullanıyorum bugün de farklı yoldan gitsem ya diye düşündüm. sadece düşündüm ama. gerçekleştirme niyetim yoktu. bunu aklımdan geçirdikten 2 dk sonra her zaman gittiğim yolun kapandığını gördüm. mecburen farklı bir yoldan gittim.
bu da böyle bir anım.
belbereth belbereth
zamanında benle çalışan insanların ben gittikten sonra istifa etmesi benden dolayı değildir, birkaç arkadaşla konuşsak bile sizin garip siyasi politikalarınızın ürünüdür.
diyemedim ya la.
purge me purge me
geçenlerde digi"de lost highway gördüm, şaşırdım ama atlayıp izledim senelerden sonra. filmi de 10 kere izlemişimdir. neyse işte izledim, bi bok anlamadım ldjfgk.

demek ki gençken ekşide 10 sayfa felsefi yorum döşerken sallamışım dskjhfjdkshf. bunu da senelerden sonra itiraf edelim artık olaylarla ilgimiz kalmamışken.

mulholland drive da karman çorman bu arada beyler.

not: lan ne sallamışım zamanında orda burda, yok "insan benliğindeki parçalanma" yok "özün kendini araması" falan dslkjfk.
1
a good day to die a good day to die
i have sinned padre...

yarım ekmek arası tavuk dönerli pirinç pilavı yedim. ekmeği ortadan ikiye yarıp içine dönerli pilav doldurdum. evet!! yanında da ekmeğin içine sığmayan pilavı yedim.
8