instela yazarlarının itirafları

ne demiş can baba ne demiş can baba
lan bu hiçbir boka yaramayan ıssız sözlükte neden bir şeyler yazıyorum bilmiyorum.galiba her şeye rağmen kendini bir parça da olsa ifade etmek kendini bir nebze de olsa dışarı vurmak insana iyi geliyor.
gerçekten eskiden yazarlar daha çok yazardı şimdi hep daşşak hep daşşak oldu bu sözlük.
böyle ifade ederken çok üzülüyorum ağlamaklı oluyorum ama durum böyle sözlük biraz boka sardı sanki lan ne bekliyorsun işte sikik bir sözlük diyebilirsiniz .tamam deyin.tamam hadi deyin hadi.
the cekat the cekat
geçmişe gider dururum, giderim aklımın elverdiği ölçüde doksanlı yıllara.
aklıma gelir o karlı kavaklar, bazen yemyeşil hışırtılarıyla. sonra ikindi vakti yüzümü okşayan hafif dağ esintilerini düşünürüm, çimlerin kokusu ile devam ederim düşlerime.

o çocukluk ki, tam hayatı kavramadığım, kötülükle karşılaşsam bile umursanmayacak ölçüde önemsiz olduğunu düşündüğüm o safça halim... koştukça koştuğum, koştukça huzur bulduğum, sadece yaşamakla yetindiğin o halimi özlerim.
bubirsosyaldeneydir bubirsosyaldeneydir
yıkanmadan yıkanmaya saç modelim değişiyor...
kamu spotu: türkiye su fakiri olma riskiyle karşı karşıya!

ps: bu sefer kaynak neticemin sağ lobu da değil, finish- suyun sonu görünüyor reklamı.
yahudicowboy yahudicowboy
evde yaşadığım bu dönemde yalnızlık hissine gittikçe alışmaya başladım. yer yer üzülüp pişman da olsam bu alışmışlık düzeyine yine de taviz vermiyorum duygusal duruşumdan... ancak hayat ve dünya görüşü tamamen zıt olan insanların başında gelen annemi özlüyorum. kendisi 67 yaşında ve öldüğü zamanki senaryoyu oynatınca sanki nefessiz kalacakmış gibi hissediyorum. aynı zamanda ailevi sorunlar yaşadığım babamın bir gözünün görme yetisini yüksek oranda kaybettiği haberini aldım yakın zamanda... zihnimde onunla beraber bir zaman yolculuğuna çıktım. kötü anların fazlalığına rağmen yine de baba-oğul arasındaki ilişkimiz yüzümü gülümsetti. ama bugünlerde dediğim gibi evdeyim ve yalnızlaştım. duygusal duruşum çok net ikisine de karşı ama duygular sağdan soldan bastırmakta ve ben hepsine karşı bu iki parçayla mücadele veriyorum. röpdeşambrımla bayramda da online olarak kalmaya devam edeceğim!





ağlamamzamanaldı ağlamamzamanaldı
az önce instadan konuştuğum bir arkadaşım mesaj attı, bayramımı kutlamış sağ olsun. biraz muhabbet ettik, kendisiyle gerçek hayatta bir oturup çay içmişliğimiz yok. o bilmiyor tabi ben bir konu üzerinden kendi kafamın içinde ona neler anlattım. yalnız bu muhabbetler kafamın içinde kalmıyor bazen sanki yanımda biri varmışcasına baya konuşuyorum, açıklıyorum, gülüyorum, kızıyorum. dışarıdan sesimi duyan biri evde gerçekten biri var sanabilir. bunu bir çok kişiyle yapıyorum, işte komik bir şey geldiyse başıma onu filan anlatıyorum. değişik, hayır deli değilim, ama etrafımda çok bunları dinleyecek insan yok. bu da benim rahatlama şeklim bilmiyorum.
evet buraya sadece bunu anlatmak için gelmiştim ama üstteki giriyi görünce geldi aklıma, zaman zaman beni korkutan bir şeyi dile getirmek istedim. uzun senelerdir yalnız yaşıyorum, şartlar filan bunu gerektirdi. çok arkadaş canlısı, girişken bir insan değilim, yapı itibariyle maalesef(zaman zaman bunu aşmaya çalışıyorum gerçekten). son zamanlarda bu yalnızlığa fazla alıştığımı farkettim, bu hoşuma gitmedi. neyse öyle bir şeyler işte.
mr pickles mr pickles
o kadar sıkıldım ki.
işimden, eşimden, size göre kısa bana göre ömür süre yaşamak zorunda olduğum ailesinden, bana tavır alan ailemden, ülkeden, dünyadan, beklemekten, her şeyin güzel olmasını beklemekten ve başarısız olmaktan çok sıkıldım.
zamanın geçmemesinden ama hayatın geçmesinden, orta yaşa merdiven dayamaktan ama hayallerimi gerçekleştirememekten, sahte sevgi ve saygılara sahte sevgi ve saygı göstermekten çok sıkıldım. belki de en çok içimi tam olarak dökecek bir dosta sahip olamamaktan sıkıldım. derdimi dökerken bile herkesin unuttuğu bir yerde, kimsenin bilmediği bir hesap kullanmak zorunda kalmaktan sıkıldım.

yaşamaktan sıkıldım, sıkıldım, sıkıldım.
sol gözü sola dönmeyen adam sol gözü sola dönmeyen adam
geçtiğimiz kıştı galiba, yatağımda oturmuş bi şeyler izliyorum. iki üç saniyede bir acayip bi rüzgar sesi gelmeye başladı, "yazık ya dışarıda kalanlara" dedim uzanırken. belirli bi süreden sonra sinir bozucu olmaya başladı. doğrulup sesin tam olarak hangi pencereden sızdığını duymaya çalıştım; burnumdan geliyormuş ses.
isveç norveç danimarka isveç norveç danimarka
geçen gün bi arkadaşım bana ''herşeyi hayatının merkezine koyuyorsun yapma'' dedi.

kendisi beni 10 senedir tanıyor.

düşünüp hak verdim. biri benim eksik yanımı doldurmaya yazsa ben alıyorum onu merkezime koyuyorum. ha bundan onun haberi olmuyor pek ama canı sıkılıp da gidince her seferinde üzüldüğümle kalıyorum.

artık ne kadar ekmek o kadar köfte modumu on yapmaya karar verdim. bakalım ne kadar uygulanabilir olacak benim için.
dersaadette yalınayak dersaadette yalınayak
b*bam 67 yaşında evi terk etti. sebebi de arkadaşlık sitelerinden birinde -zira kendisi birden fazla arkadaşlık sitesine üye- tanıştığı bir kadın. yani 36 yıllık evliliğini, arkadaşlık sitesinde bulduğu bir kadın yüzünden çöpe attı.

şimdi bu çöpe atma durumu eğer adam gibi olsaydı en fazla üzülürdüm. gelir derdi ki anneme, "hanım ben başkasına aşık oldum, o yüzden boşanmak istiyorum." ama öyle yapmadı. iki yıldır bizim evimizi otel gibi kullanmış. o kadınla gününü gün ediyor, eve gelip yemeğini yiyip kirli çamaşırlarını yıkatıyormuş. aldığı maaşın cüzi bir kısmını eve bırakıp devasa bir kısmını o kadınla yiyormuş.

neler yapmamış ki? kadına mücevherler almış, beyaz eşyalar almış, kadının torununun eğitim masraflarını karşılamış, ailesiyle tanışmış, neler neler. bunların hepsini de çaktırmadan yapmış.

işin esası, ben bunları dahi çok önemsemezdim. insanoğlu bu, şaşabilir. gelgelelim iki sene boyunca adeta evli hayatı yaşadığı bu kadına şu yalanları atmış:

- güya annem 7 sene evvel rahmetli olmuş. karacaahmet'te, onun annesinin yanında yatıyormuş.
- oğlu (yani ben) kronik hastaymış. bazı kokuları duyunca bayılıyormuş.
- oğlu (yine ben) iyileşene kadar bekleyip iyileşince ve kardeşi abd'den gelince onu istemeye gelip onla evlenecekmiş.
- kendine ait 13 evi, 1 yazlığı, 1 de arabası varmış ve 1 yazlık daha alacakmış (bari az ataydın be). bu 13 evin 8'ini kadının üstüne yapacakmış, geri kalanıyla da biz geçinecekmişiz.
- bu süreçte annem ameliyat oldu. o gece ben yanında kaldım. o gece kadını arayıp "oğlum banyoda düşüp kafasını vurdu, komaya girdi. bu gece sende kalayım." demiş. kadın "saçmalama, oğlun komadaysa niçin buraya geliyorsun?" diyince bizim evde kalmış.

hayır, bu kendisinin ilk vukuatı da değil, hatta 10 senedir yediği haltların az çok farkındaydım ama annem öğrenir de fenalaşır -kendisi kalp damar hastası- diye her seferinde örtbas etmeye çalıştım. ilk yakalandığında (2011) yalvar yakar ikna etmişti valide hanımı.

gözünü sevdiğimin koronası. fakat bu karantina sürecinde cumartesi - pazar karantinası bitiyordu ve bizimki pazartesi sabah kimse uyanmadan evden çıkıp 9 saat sonra dönüyordu. ikinci hafta annem fıttırdı. kadın kalp damar hastası ve korona var. tehlikenin boyutu belli yani. bostancı'daydım vs. diye geçiştirmeye çalıştı ama valide bu kez kararlıydı. aldı elinden telefonu. şans ki o sırada kadın aradı. annem açtı telefonu, bir iki saniye alo demedi. karşıdaki kadın "aşkıım!?" diyince annem "senin aşkın kim?" diye sordu. sonrasında kadın söküldü. valide hanım gayet medenî bir şekilde olan biteni öğrenip telefonu kapattı.

20 gündür sürüncemedeydi. 4 gün evvel sabahleyin not bırakıp s*ktirip gitmiş afedersiniz. telefonu kapalıydı, akşam açmış, açar açmaz da annemi engellemiş kolpacan.

yani, açıkçası ben rahatladım. bu kadın işleri haricinde bulaşmadığı saçma durum da kalmamış. hepsini bu süreçte öğrendik. iyi de oldu. bu tüm saçmalıklarından kelli, sorumsuzluğu yüzünden 2 3 kere neredeyse evi yakıyordu. birinde evde dumandan göz gözü görmeyecek şekilde uyanıp son anda engelledim hatta. meyve yer, her yere sıçratır, tuvalete gider, afedersiniz sifonu çekmez, tırnak keser, kesik tırnaklar sağdan soldan toplanır, daha ne saçmalıklar. yalnız şu telefondan engelleme olayı valide hanımı fena kızdırdı. sakinleştirmeye çalışıyorum ama kadın ister istemez deliriyor.

ulan p*der, yediğin halta bak bu yaşta.
7
kuba gibiyim kendi kendime yeti kuba gibiyim kendi kendime yeti
benim bir sorunum var.
hayatımın bundan sonrasını nasıl tayin edeceğimle ilgili bir sorun.

ben bir jeoloji mühendisiyim. ancak kendimi mühendis gibi hissetmiyorum. sadece iş deneyimim olmadığı için değil, bölümü yedi yılda bitirdim. gerçekten mühendis olmayı isteseydim, yedi yılda bitmezdi sanırım.

19 yaşındayken deniz astsubaylık istiyordum. gözlerimde düşük derece astigmat var diye elediler. diğer her şey çok iyiydi. ondan sonra hayatımı ben yönlendiremedim. tercihlerde puanım jeoloji mühendisliğine yettiği için anadoluda bir üniversiteye gittim.

jeoloji mühendisliğine hiç ilgim yok değildi. var olan ilgim koşullanmış bir ilgiydi. yani artık kaderim bu diye yöneldiğim bir ilgiydi. naylon staj yapmamaya çalıştım. ama zaman geçtikçe gerçek ilgi alanlarımın jeolojiyle alakası olmadığını anladım. ben aslında sözelci kafadaydım. zaten sayısal derslerde zorlandığım için okul uzuyordu. okul uzadıkça ben edebiyata yöneldim, öyküler yazdım. derste bile yazdığım öyküyü düşünüyordum. bu arada ikinci üniversite olarak da sosyoloji okuyordum.

bu yedi yıllık süreçte mesleki anlamda kendimi geliştirmedim. evet, bazı kurslara gittiğim oldu. ama dedim ya, hep belli bir koşullanmayla yaptığım şeylerdi.

mezun oldum, askere gittim, askerden döndüm. mesleğimle ilgili bazı sertifikaları almaya çalıştım. c sınıfı iş güvenliği uzmanlığı kursuna bile gittim. ama içime sinmeyen bir şeyler vardı. ben gerçekten jeoloji mühendisliği mi yapmalıydım? zorla mı sevmeliydim? kendime itiraf etmekte zorlandığım bazı şeyler var. o yüzden buraya yazıyorum. ben aslında jeoloji mühendisi olmamalıydım, bu mesleği yapmamalıyım demek kolay değil. yedi yılımı harcamışım. bunu kabul etmekte zorlanıyorum. aileme, beni mühendis olarak kabul etmeyin desem derim de, onlar da hayal kırıklığına uğrar. ama hayat da benim hayatım.

ne yapmalıyım? diye düşünüyorum. iş görüşmelerine gitsem yetersizliğim anlaşılacak. zaten işsizlik var bölümümde. geçen bir madenciyle tanıştım, afrikada iş yapmak istiyor. beni de alır mısınız? dedim. tecrübem olmadığı için sıcak bakmadı. bana piyasayla ilgili bazı sorular sordu, bilemedim. biraz daha çalışayım, eski notlarıma bakayım, sonra beni bir daha mülakattan geçirin, dedim. tamam, dedi. ama ben gerçekten bu işi yapmak istiyor muyum?

benim hayallerim romancılık üzerine. ileride yazacağım romanların nasıl olacağını bile tasarladım. bazılarının isimleri bile belli. yazmak, yazmak, yazmak istiyorum. edebiyatı seviyorum.
acaba ne yapmalıyım? sosyoloji okudum, demiştim. formasyon alıp bir yerde ücretli öğretmenlik mi yapsam? inanın, para hırsım yok. evlenmek, aile kurmak gibi planım da yok. sadece kendimi geçindirebilsem yeter.

çok kararsızım. lisede de elektrik elektronik okumuştum. oraya puanım yetmiş. imdiki aklım olsa düz lisede sözel bölüm okur, edebiyat, tarih bir şey okur, bir yayınevinde çalışmak isterdim ya da öğretmen olmak isterdim.

28 yaşındayım, hayat gelip geçiyor. yazmak istediğim romanlar gerçekleştirmek istediğim bir ideale hizmet ediyor hepsi. ortak bir misyonu var hepsinin.
ne yapmalıyım? insan sevdiği işte başarılı olur. jeoloji mühendisliğine dair mesleki ideallerim yok. yani, bir jeolog olarak kendimi şu konumda görmek isterim diye hayal kurmadım hiç.

bana yazarsanız sevinirim.
1