instela yazarlarının itirafları

thomas shelby thomas shelby
dün iş yerindekilerle sözleştik, bugün için herkes bir şeyler yapıp getirecekti. sabah geldim, herkes bi' bahane uyduruyor. çocuk uyumadı, eşimin anası geldi, dayım doğurdu... keriz gibi bir tek ben yapıp getirmişim. dördüncü kez aynı şeyi yaşıyorum. molada tek başıma oturup yiyeceğim, zıkkım yesin onlar da.
8
seniburdakimseduyamazbebek seniburdakimseduyamazbebek
istiyorum ki, ben karşımdaki insana ne kadar hoşgörülü saygılı davranırsam o da bana en az o kadar öyle davransın. bunun nesi zor? hiç bir şeye yoksa bile aramızda olmuş bitmiş şeylere biraz saygımız olmasın mı? sadece biraz ya.
kolaylokma kolaylokma
özgüvensizim ya da fazla utangaçım. şarkı söylüyorum ama sesime yüzde yüz güvenmiyorum. önüme sesimi duyurabileceğim bir çok fırsat çıktı ancak hep geri durdum. topluluğa karşı şarkı söylemeyi düşünemiyorum bile. düşününce bile yüzüm kızarıyor. çok isterdim o özgüvene sahip olmayı. ama yok.

edit: az önce topluluğa karşı söyledim arkadaşlarımın zoruyla. bok gibi heyecanladım sesim titredi al işte. olmuyor sözlük yok.
6
son durakta inmeyen yolcu son durakta inmeyen yolcu
bugün 10 kasım.

yıllar önce, ana sınıfında okurken bir 10 kasım günü annem beni geç hazırladı diye saat 9'u 5 geçe okulda olmamıştım. o günden sonra günlerce "atatürk'ün cenazesine yetişemedim" diyerek annemle konuşmamıştım.

şimdi özlüyorum. çocukluğumu, annemi hiç tanımasam da atatürk'ü.
danimarkadan pilav geliyor danimarkadan pilav geliyor
bosluguma geldi, huzurlu ve guzel bir zamanimda bir iliski pesinde kostum olmadi. daha 2 hafta once icerken gozlerim dolarken bir kac gundur umrumda degil, eski halime geri donuyorum. ozgurlestim resmen. inanamiyorum amk. kafa olarak muthis enerji tuketen seyler lan bunlar. yemin ederim bu donemde iq puanim 60 a falan dustu. resmen insanin gozunun onune perde iniyor. uzak durun beyler bu durumlardan. ilerlemeye bakin, kadin bazinda degil sadece. isinize gucunuze bakin. kendinize yatirim yapin. uzatmayin. benim zamanim vardi pozitif kalmaya calistim uzattim. pisman degilim tabi. ama siz uzatmayin dhdjjd.
letsgoboys letsgoboys
ben güzel bakan adam seviyorum. bir derinliği olmalı insanın çok da karşındakini boğmadan tabi. böyle biraz salak biraz zeki. hiç kitap okumayan ama çok fazla makale, yazı araştıran. spor salonlarında at koşturmayan, düzenli yürüyüşe çıkan. pembe gömlek giymeyen ama giyeni de yadırgamayan. yemek yemeyi seven ama göbeği olmayan ve kesinlikle uzun boylu olan. onaylanır mıyım beğenilir miyim diye düşünmeden her daim doğruyu söyleyen, dürüstlüğe tapan ama kafanda kalemle dolaşırken de saçların çok kötü bugün diyemeyen. ben adam gibi adam seviyorum ya. merhametli, tatlı mı tatlı. çocuk seven, babacan böyle... öyle romantik olacağım diye mal mal, sabit sabit bakıp da edebiyat kasmayan, siz üşüyünce ceketini verip de gönül fetheden. arkadaş.... yazarken anlattığıma hayran kaldım ya.
selimciğim selimciğim
bu aralar çok saçma bir boşluktayım. d vitamini ve b12 stoğum da eridi muhtemelen. ama sırf bunlarla açıklayamıyorum. bayılanların yalancısıyım, böyle seslerin uzaktan geldiği bayılma öncesi bir halde gibiyim. çok kötü bir durum değil, hatta kötü bile demek zor. ama garip. böyle taksim meydanının şimdiki hali gibi. dümdüz, beton, boş, rahatsız hissettiriyor.

yaşın belli bir noktaya gelmiş olması da garip hissettiriyor. yılların koşu bandı gibi bir şey olmadığını anlamak garip oluyor. bir an geliyor ve bunu anlıyorsun içinde. sadece gidiyor, doğrusal. ama her türden anılar, ruhun farklı noktaları doğrusal değil. onlar hep karşına çıkıyor. sen kendini ve şeyleri geri alamıyorsun. hafifleyemiyorsun. denizin dibine süzülürken şiştikçe şişen nişasta topağı gibi.

şeyleri, sevdiğim şeyleri hatta, yapma yönünde bir arzu hissedemiyorum. uzun periyotlu, garip döngülere girerek günleri çabuk geçirmeye çalışıyorum. ama günler çabuk geçsin de o gün gelsin diyeceğim bir gün, bir durak sahibi olmadığımı da görüyorum. bu iyice boşluğa sürüklüyor.

döngü işi şöyle: mesela günlerce aynı şeyi yiyorum, sonra değiştiriyorum, onu yiyorum günlerce. boş zaman öldürme araçları bile aynı şekilde. kitap okuyorum günlerce deli gibi, sonra günlerce aralıksız deli gibi film izliyorum. günlerce aynı saatlerde dışarı çıkıp uzun uzun yürüyorum, o bitince günlerce ağız üstü yatıyorum. bir ara günde üç kere diş fırçalayıp üç kere gargara yapıyorum, bir ara aynada sarı diş görene kadar (ki görene kadar iş işten geçmiş oluyor çünkü aynada kendime gülümsemiyorum) kaptan mağara adamı takılıyorum.

her şeyi erteliyorum. ev karikatürize öğrenci evlerine döndü. yaşam alanım daraldı resmen. mapus gibi. allahtan çorap ve çamaşır çok, değiştir, değiştir giyiyorum.

şiir yazmayı bıraktım. eskiz dosyama baktım geçen hafta, en son 3 ay önce bir şey yazdığımı görünce şaşırdım. hatta şiir okumayı da bıraktım. bu hafta iki çok iyi kitap gelecek kargodan. onlardan umutluyum (yalan), marş motorunu çalıştıracaklardır. şu günlerde çoktan bir dergiye dosyamı yollamış olacaktım. hala duruyor. dergi baskıya gidecek, sonra tüh diyeceğim.

kendime bakmayı da bıraktım. yani baksam da dünyanın en yakışıklı adamı değilim ama saldım. pantolonları kemersiz giymeye başladım arada. eprimiş tişörtleri giyiyorum. bir yandan garip bir özgürlük hissi veriyor ama aşılmaması gereken bir çizgiyi aşmışım gibi de hissettiriyor ki bu serin, üşütücü bir his.

ferahlatıcı nokta sigara/alkol/uyuşturucu geçmişim olmaması. bir arkadaşım sen içsen çok kötü içersin, öyle bir yapın var dediydi. haklı. herhalde en iyi ihtimalle haftasonları ayık anım olmazdı. averaj senaryoda ise hayatımın her yerine bulaştırıp kendi ayağımı kaydırırdım.

yani allah'tan delirmeyeceğimi biliyorum çünkü bu günleri fındık fıstık sayabilecek kadar kötü, esprisini bile yapmak için güç toplamam gereken günlerim oldu (amerikan rüyasında yaşamadım). sadece tüm bu ağırdan sallanan ve bir yerlere sürüklenen kayık kısa filminin nereye varacağını merak ediyorum.

insan değişince algıları, odaklandığı noktalar, el kitabı, sözlüğü ne kadar değişiyor, ne garip. oysa ne farkı var dünyanın ve şeylerin, hatta ben dediğimizin, di mi? bir şiirle bitiriyorum (benim değil).

"külyuttum gam keder vesaire
esc'ye bas bas esc'ye"