instela yazarlarının itirafları

mavi sever mavi sever
dün gece 12 gibi moralim bozuktu, azıcık online oyun oynayım derken odanın kapısı tıklatıldı. babam ellerinin arasında minicik bir kediyi almış getirmiş. nereden buldun diye sorduğumda, ağlama sesi geliyordu. dayanamadım gittim baktım. annesini de göremedim, diğer sokak köpekleri parçalamasın diye aldım getirdim dedi. babamın dediğine göre ilk başta tıslıyormuş. gece 3.30a kadar başında bekledim, internetten açıklamaları okudum. minicik dişleri var. sütten kesildi mi bilmiyorum. okuduğum bilgiler doğrultusunda beslemeye çalıştık, yediği tek şey pişmiş ciğer oldu. sabaha kadar belirli aralıklarla miyavlayıp durdu. şu an tek derdi kucak. yemek veriyorum umrunda değil. koluma tırmanıyor beni al diye. gördüğüm kadarıyla pire sorunumuz da var. eve rahatça bırakamıyorum. daha önce tavşan besledim ama tavşanımın böyle derdi tasası yoktu. şu an bana her şey miyav miyav.

edit: annesi bulundu.
sinus kavernosus sinus kavernosus
bana çöpçatanlık yapmaya çalışan arkadaşlara "git be istemiyom kimseyi anlamiyor musunuz? getirmeyin lan tanimadigim insanlari bana" deyip duruyorum. benimle tanismak isteyen herkes tabi öyle kaliveriyor. akrabalardan getiriyorlar birilerini "evlenmicem, ya ben evlenmicem bekarlik sultanlik diyen siz degil misiniz beni niye bu bataga sürüklüyorsunuz istemiyorum!!" diye isyan ediyorum. hayatima birinin girmesiyle ilgili bir hayal gectigi zaman kafamdan, soyle bir silkiniyorum, kendine gel diyorum kendi kendime.

hem bu kadar cok istemiyorken bazen de oyle bir aşık olma istegi geliyor ki icime, yani salakligima doyamıyorum o anlarda. olayim da göreyim dunyanin obur ucunu... hayir anlamıyorum, kendimi anlamiyorum, bu kadar istemiyorken, neden ilk defa kaldigim evlerde evleneceğim insani gormek icin yastigimin altına anahtar koyuyorum?

insanlar hakli galiba hakkaten dengesizim.
ms psilosibin ms psilosibin
insanlar ne kadar ahlaksız olmuşlar yaaa.

geçenlerde firmamız bir yemek düzenledi.
daha önceden yüzünü bile görmediğimiz bütün bayilerin çalışanları da geldi.
şansıma benim yanıma bir hıyar oturdu.

biraz zaman geçti, bu, muhabbet kurmaya çalışıyor falan... kibarca ilgilenmediğimi göstermeye çalışıyorum.
daha da üsteliyor. dansa kaldırmak istiyor, reddediyorum falan...
biraz daha ilerleyince "benim erkek arkadaşım var, kusura bakmayın" diyorum.

cevap: "eee benim de sevgilim var, ne olacak? şurada 2 dak güzel vakit geçireceğiz" şeklinde oldu.
ben: "len siktir git ağzını burnunu dağıtcam şimdi" bakışı attım. söyleyemedim tabi.

arkadaşlara da sıkıldım deyip eve döndüm.
resmen keyfimin içine etti herif.
1
şiveps şiveps
naber itü sözlük iyi mi böyle? ekşi yazarlığım eski itü kullanıcı adımla onaylandığından beri giri girmiyordum buralara. instagramdan garip garip hesaplar ekleyince acaba ex sevgilim mi açtı diyip stalklayım dedim burayı ama o değilmiş. yine aynı ahlaksızlığı devam ediyor gördüğüm kadarıyla da. hâla ayrılırken yaptığım borcumu isteme konusuna takılmış çok zordaymış falan filan. onu bile neden yaptığımı anlayamamış hatta defalarca anlatmış olmama rağmen. bazen cidden komik oluyor bu kadınlar. götüm.
hogwartstan kaçan kız hogwartstan kaçan kız
staj yaparken şikayet edenlere feci özeniyorum. aptallık bu belki de. ama eğer siz de benim gibi onlarca başvuru yapıp hiç birinden geri dönüş almıyor, aldıklarınızda da belli bir aşamaya kadar geldikten sonra ya red yiyip ya da bir daha ses alamıyorsanız eminim öyle düşünürsünüz. ortada dımdızlak kaldım, son sınıfa geçtim, iyi de bir üniversitede okuyorum (kesinlikle övünmek, kibirlenmek değil amacım), aylar boyunca kıçımı yırtıp yanıt alabilmek için pek çok yere telefonla da mail ile de ulaşmaya çalıştım ama elde var sıfır. güzel olan şey yaz okulundan sonraki vaktimi aileme ayıracak ve dinlenecek olmak. öte yandan kendimi tamamen useless hissediyorum. okulun facebook sayfasında ve pek çok kariyer sitesinde, orada burada hep bir ilan oluyor ama ya benle ilgili değil ya da beni kabul etmeyen, bana geri dönmeyen ya da beni kabul edeceğini sanmadığım yerler. özgüvenimin bu kadar düşmüş olması çok üzücü.

gelecek seneye kadar iyi bağlantılar kurup işimi daha da sağlamlaştırmak istiyorum ama bu ülkedeki genel mentaliteden ötürü ya yine bir yere kabul edilmezsem diye korkuyorum. tek isteğim alanımda tecrübe edineyim, iş hayatını göreyim, sevdiğim firmaların iç yüzünü görüp belli bir kariyer çizgisi çizeyim. ama yok, adam yerine konmadım ve bunu her ne kadar pozitif düşüncelerimle kapatmaya çalışsam bile stajyer olarak hiç bir yerin beni almaması hep yüzüme çarpıyor. ileride ne olucak, ne yapıcam hiç bir fikrim yok. herkes çatır çatır staj yapıyor, her sene daha da süper şirketlere girenler var, ben ise ortada kalıyorum mik gibi. bu çok ama çok üzücü. oysa bir şans tanınsa şikayet bile etmem, sırf o şansı elde ettim diye. sinirimi bozan şeyleri bile içime atarım çünkü gerçekten staja ihtiyacım var. şikayet edenlere ise o kadar hak veriyorum ki, adamlar daha staja kabul etme evresinde bile süründürüyor ve hatta etmiyorlar, staj esnasında iş yükü veya adam yerine koyma bazında kimbilir neler neler yaşanıyordur. hepimize sabır diliyorum. ama umarım bir gün ben de bir yerden kabul alırım ve daha motive şekilde ilerleyebilirim, seneye kadar beklemek kalıyor şimdi.
cowgirl cowgirl
bazen eski sevgilimi görebileceğim yerlerde gözüm onu arıyor. böyle kenara pusup izlemek istiyorum. sevmiyorum hatta her aradığında evde hamamböceği görmüş gibi oluyorum ama o ilk aşkım. ilk çocuğum. benden uzaklarda mutlu ve düzgün yaşasın istiyorum. ama her aradığında durumun daha da vahim olduğunu hissediyorum.

artık seni kurtaramam yakışıklı.

bi yandan da şuan birlikte olduğum ve iliklerime kadar aşık olduğum adamın uzak diyarlara göç edeceği gerçeğiyle cebelleşiyorum. insanlık hali her şey olabilir. onu bir anlık hatası yüzünden ya da benim bir anlık salaklığıö yüzünden kaybetmek istemiyorum. bunun tek yolu onun üzerinde sahip olduğumu zannettiğim egemenlik yanılgısından kurtulmak. evet evet böyle havalı cümleler kurmak kolay. gel bi de bana sor.
sinus kavernosus sinus kavernosus
son zamanlarda kafam o kadar dağınık ki, markette money club karti uzattim kasiyer bos bos bakiyor diye "ne bakiyosun?" dedim. "ego karti uzatiyorsunuz..." dedi. yaptigim salakliklara gülmekten ölürsünüz yani suraya doksem.

neyse, üzülüyordum da kendime. nasil duzeltecegim ben bunu diyordum. 2 ay sonra girecegim ve her gün eşek gibi calistigim sinav yuzundendir belki diye kendimi teselli ediyordum.

hakliymisim. nerden mi anladim?

arkadasimla kütüphaneye gittik, benim telefonum calinca disari ciktim. uzun uzun arkadaşla konuştum, sonra bir baktım arkadasim geliyor. aramızda şöyle bir diyalog gecti:

-dur kanka cüzdanımi alayim.
-ben getirdim.
-he iyi.
-yalniz cok pis rez oldum.
-hayirdir be?
-senin yanına oturduğun adamla cantan ayniymis.
-eee?
-sen telefonla konuşurken cuzdanini getireyim dedim. aradim aradim cantani, cüzdanı bulamadım.
-.... yoksa?
-aynen. cantasini karistirirken adam geldi "napiyosunuz hanimefendi?" dedi, "aaaa cantalari karistirimisim..." dedim. bir de nerde ulan bunun cuzdani diye butun cantayi aradim lan. insallah inanmistir.

yani olaya bakinca, bu kadarini yapmadim instela. çok şükür.
zirabenisizdelirttiniz zirabenisizdelirttiniz
dokuz yaşındaki öküz kadar çocuğunuza yemeğini siz yedirip, üzerini siz giydirip, yemek yemediği için günde on tane kek yedirip üç tane meyve suyu içirip sonra yemek yemediği için yakınırsanız, oynaması için yanınızda tek bir oyuncak getirmeyip, okuması için tek bir kitap almayıp, okulda okunması için verilen kitabı bizim oğlan kitap okumuyor diye geçiştirip çocuğun eline yedi yirmidört tablet tutuşturup uyuyana kadar onunla savaş oyunu oynamasına izin verirseniz o çocuk canavara dönüştüğünde tek kelime edemezsiniz. sonra sizin psikolojisini bok ettiğiniz çocukla öğretmenleri, yakın çevresi uğraşıyor.

edit: aa şeyden bahsetmeyi unutmuşum, çocuğa asla süt içirmeyip her kahvaltıda beş bardak şekerli çay ve her akşama doğru sizinle nescafe içmesine izin vermenizden.
5
flunk flunk
ne zaman birine kalbim ısınsa, aklımdan asılı dursa ama ben söyleyemesem kayıp gidişini hissettirecek şeyler yaşıyorum. gecenin bir saatinde ansızın pat diye uyanıyorum aklıma gelen ilk isim o oluyor. çok geçmeden öğreniyorum ya hayatında biri var artık ya evleniyor. bugün de aynı şeyi yaşadım sabah 5 te birden uyandım kalktım duş aldım rahatlamak için sonra iş için uyanmam gereken saate kadar onu düşündüm.
az önce de merak edip araştırınca evlenecek olduğunu öğrendim. hayatında birileri olacak biliyordum ama bunu hissetmek, ağırlığını duymak yorucu.
pompeininkülleri pompeininkülleri
öyle yorgunum öyle yorgunum ki, biri gelsin sımsıkı sarılsın ve bırakmasın istiyorum. bütün sıcaklığı samimeyeti ile hayatımda olsun, ışıtsın istiyorum. ama öyle bir biri de öyle bir dünya da yok tabiki. kalabalıkların yalnızlığı, bütün yalnızlıkların en beteri.
caryzgirl caryzgirl
daha nasıl açıklayabilirim ya da nasıl net olablirim. neden bazı durumlarda karşı taraflar (bu bir ilişkide de olablr ya da arkadaş ortamında da olablr) anlamaz birbirlerini.neden???