instela yazarlarının pişmanlıkları

1 /
saat kulesi saat kulesi
onunla oraya gidememek.
orası dediğim öyle über fantastik bir yer değil. yaşadığım yere 10 dakika uzaklıkta bi sahil bölgesi. çokça gittik oraya beraber. ama yeni keşfettiğim bir mekan var ki onunla orada karşılıklı iki bira içememiş olmak kötüymüş bugün farkettim. sahibi izmirli mekanın. hele bir canlı müziği var ki bir anda kendini yunan tavernasında bir anda ispanya sahillerinde buluyorsunuz. minnacık itimle kafelere girerken aman sorun çıkar mı diye bakan garsonlar yok aksine otururken ona su getirecek kadar onunla ilgilenen size de gülümseyen bi yer. onunla orada iki kadeh devirmemiş olmak benim bu geceki pişmanlığım.
gölgelerin efendisi gölgelerin efendisi
yaptıklarımın her daim arkasındayım, yapamadıklarım zaten elimde değil ki pişmanlık duyayım ?!

dönüp bakınca dumanlı geçmişime, pişmanlık adına söyleyebileceğim tek şey insanlardır. hayatıma aldığım insanlar tek pişmanlığımdır.

ama keşke olmasalardı demiyorum aksine iyi ki olmuşlar. olmuşlar ki yaşanmış ki bir şeyler, bir şeyler katmışım kendime. ve biliyorum halen öğrenmem gerekenler var.

benim hayatımda pişmanlıklara yer yok.
raskolnikovdogrudansamanpazarinayonelmisti raskolnikovdogrudansamanpazarinayonelmisti
ben zamanında iverson hayranıydım. 2001 nba finallerinde sinirden ağlamışlığım var bok kadar çocuk olmama rağmen. neyse kısa keselim malumunuz beşiktaşa gelmişti the answer ve ilk maç oyak renault ile bursada. daha doğrusu ivy protokolde o gün. bunu öğrendiğim gibi bilet almaya koştum ancak bir gittim tek bir bilet bile kalmamış. şimdi sanacaksınız ki hikaye buraya kadar pişmanlık bu. ama değil.

tam kaldırıma çöktüm dünyam kararmış yaşlı bir amca geldi. evladım bilet istiyorsan bende fazladan vip var ben tufan önen'in (oyak renault basketbolcusu) babasıyım dedi. yahu ben uzaktan görmeye razıyken protokoldeydim. ve acı gerçek o gün gittim ve gerçekten iki sıra önümdeydi en sevdiğim basketbolcu. ama gelin görün ki o gün heyecandan telefonumu falan yanıma almamışım. herkes şakır şakır fotoğraf çekti ama ben anı yaşamakla yetindim. sadece birkaç yerel gazetede flu bir şekilde görünüyordum ama olsundu. ergenliğimin en büyük pişmanlığıydı. :')
ronahii ronahii
benim pişmanlığım hayatıma aldığım insanlara inatla dikkat etmeyişim.
her gelenin giderken bizden bir şeyler götürdüğünü biliyoruz neticede bari giderken bıraktıkları eksilttiklerine değecek bir insan olsun öyle değil mi ? ben inatla giderken beni yakıp yıkacak insanları seçiyorum.

bir de gece yemek yemek. onun getirdikleri gerçekten götürdüklerinden fazla, ben ettim siz etmeyin .
sickgod sickgod
belki bu soruya birkaç yıl önce biten ilişkim derdim fakat olayın bu kadar basit olmadığı netti.şaman öğretisine göre her insan hayatınıza mutlaka bir nedenden ötürü girer sizi bi noktadan bir noktaya taşır.burda asıl sorun kimliğim ile alakalıydı.uzun bir süre kendime kim olduğumu hiç sormadan büyük büyük hayaller kuruyordum,bir gün yıkılacağını bile düşünmeden. yıkıldı, kendimi o enkazda bulmak zorundaydım hâlâ arıyorum.kendime o kadar nefret duymuşum, o kadar sevmemişim ki bunun bir sade pişmanlık kavramına sığabileceğine bile inanmıyorum.
johannstock johannstock
yaşamak
yanlış anlaşılmasın, nâzım'ında dediği gibi "yaşamak güzel şey be kardeşim" ama ne yazık ki bedelleri oluyor. yani yaşamınızın bir parçası saydığınız herşeyin ne yazık ki bedeli oluyor.
üniversiteye gidiyorsunuz, mezun olduktan sonra işsiz kalıp gelecek kaygısı başlıyor ve siz yaşamaktan pişman oluyorsunuz.
ya da yanlış yerde doğduğunuzu farkediyorsunuz, bir şekilde çevrenizden uzak kalıyorsunuz ama yerinizi yurdunuzu farkedince yaşamaktan pişman oluyorsunuz.
beni üzen şey ise kendi kafamda kurduğum ütopyaların kendini umutsuzluğa bırakması. ben yaşadığım sürece onlar sadece bir hayal olarak kalacak ve sadece rüyalarımda gerçekleşecek.
2
1 /