instela yazarlarının sevdiği şiirler

1 /
kedimiben7m kedimiben7m
yok karşiliği yüzünün

senin sana rağmen bir yüzün var
herkesin ilk aşkına benzeyen
beklemek kadar acı, anlamak kadar zor
nedensiz ölümlerin suskunluğu gibi
yok karşılığı yüzünün

senin sana rağmen bir yüzün var
herkesin ilk aşkına benzeyen
yakınlaştıkça imkansız uçurumlar
nedensiz hayatların o büyük acısı gibi
yok karşılığı yüzünün...

cezmi ersöz
thesecret thesecret
öyle büyük laflar etmeyeceksin..
o olmazsa yaşayamam
o olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
demeyeceksin işte.
yaşarsın çünkü.
öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
çok sevmeyeceksin mesela.
o daha az severse kırılırsın.
ve zaten genellikle o daha az sever seni,
senin o'nu sevdiğinden.
çok sevmezsen, çok acımazsın.
çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
senin değillermiş gibi davranacaksın.
hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
çok eşyan olmayacak mesela evinde.
paldır küldür yürüyebileceksin.
ille de bir şeyleri sahipleneceksen,
çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
gökyüzünü sahipleneceksin,
güneşi, ayı, yıldızları...
mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"o benim." diyeceksin.
mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin...
mesela gökkuşağı senin olacak.
ille de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
mesela turuncuya, yada pembeye.
ya da cennete ait olacaksın.
çok sahiplenmeden,
çok ait olmadan yaşayacaksın.
hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
ilişik yaşayacaksın.
ucundan tutarak...

bilinmemesi üzerine edit: yazar can yücel
sistematik duyarsızlaştırma sistematik duyarsızlaştırma
mona rosa. siyah güller, ak güller.
geyve'nin gülleri ve beyaz yatak.
kanadı kırık kuş merhamet ister.
ah senin yüzünden kana batacak.
mona rosa. siyah güller, ak güller.

sezai karakoç.

ulur aya karşı kirli çakallar,
ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa.
mona rosa bugün bende bir hal var.
yağmur iri iri düşer toprağa,
ulur aya karşı kirli çakallar.

açma pencereni perdeleri çek,
mona rosa seni görmemeliyim.
bir bakışın ölmem için yetecek.
anla mona rosa ben bir deliyim.
açma pencereni perdeleri çek.

zeytin ağaçları, söğüt gölgesi,
bende çıkar güneş aydınlığına.
bir nişan yüzüğü bir kapı sesi.
seni hatırlatır her zaman bana.
zeytin ağaçları, söğüt gölgesi.

zambaklar en ıssız yerlerde açar
ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
bir mumun ardında bekleyen rüzgar,
ışıksız ruhumu sallar da durur.
zambaklar en ıssız yerlerde açar.

ellerin, ellerin ve parmakların
bir nar çiçeğini eziyor gibi.
ellerinden belli olur bir kadın,
denizin dibinde geziyor gibi.
ellerin, ellerin ve parmakların.

zaman ne de çabuk geçiyor mona.
saat onikidir söndü lambalar
uyu da turnalar girsin rüyana,
bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar.
zaman ne de çabuk geçiyor mona.

akşamları gelir incir kuşları,
konarlar bahçemin incirlerine.
kiminin rengi ak kiminin sarı.
ah beni vursalar bir kuş yerine.
akşamları gelir incir kuşları.

ki ben mona rosa bulurum seni
incir kuşlarının bakışlarında.
hayatla doldurur bu boş yelkeni.
o masum bakışların su kenarında.
ki ben mona rosa bulurum seni.

kırgın kırgın bakma yüzüme rosa.
henüz dinlemedin benden türküler.
benim aşkım uymaz öyle her saza.
en güzel şarkıyı bir kurşun söyler.
kırgın kırgın bakma yüzüme rosa.

artık inan bana muhacir kızı,
dinle ve kabul et itirafımı.
bir soğuk, bir mavi, bir garip sızı
alev alev sardı her tarafımı.
artık inan bana muhacir kızı.

yağmurdan sonra büyürmüş başak,
meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
bir gün gözlerimin ta içine bak
anlarsın ölüler niçin yaşarmış.
yağmurdan sonra büyürmüş başak.

altın bilezikler o kokulu ten
cevap versin bu kuş tüyüne.
bir tüy ki can verir gülümsesen,
bir tüy ki kapalı geceye güne.
altın bilezikler o kokulu ten.

mona rosa. siyah güller, ak güller.
geyve'nin gülleri ve beyaz yatak.
kanadı kırık kuş merhamet ister,
ah senin yüzünden kana batacak.
mona rosa. siyah güller, ak güller.
retikulum retikulum
ey,mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü
kız kardeşimin gelinliği,şehidimin son örtüsü!
ışık ışık, dalga dalga bayrağım
senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

sana benim gözümle bakmayanın
mezarını kazacağım.
seni selamlamadan uçan kuşun
yuvasını bozacağım.

dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...
gölgende bana da, bana da yer ver
sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar.
yurda ay yıldızın ışığı yeter.

savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün.
kızıllığında ısındık
dağlardan çöllere düşürdüğü gün.
gölgene sığındık.

ey, şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalan
barışın güvercini, savaşın kartalı...
yüksek yerlerde açan çiçeğim
senin altında doğdum
senin dibinde öleceğim.

tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim
yer yüzünde yer beğen
nereye dikilmek istersen
söyle, seni oraya dikeyim...!

arif nihat asya
benden de güzeli yok benden de güzeli yok
hani, küsersin bazen hayata.
tüketmişlerdir sende, vefa, sevgi, aşk adına ne varsa. körelmiştir tüm duygular.
inanmıyorsundur artık kimseye, hiçbir şeye.
kapatırsın kapılarını sımsıkı, indirirsin tüm perdeleri.
kapkaranlıktır için, ama bir o kadarda huzurlusundur.
korkarsın incitilmekten, tekrar tekrar kırılmaktan, yıpratılmaktan, un ufak olmaktan.
derken biri çıkar karşına, inanırsın, güvenirsin açarsın kapadığın ne varsa ardına kadar.
artık savunmasızsındır.
bir zaman sonra bakarsın ki, aynı yalanlar, aynı vaatler, aynı sahte bakışlar, aynı sahne, aynı oyun fakat farklı oyuncular.
kimin için ne yaptığına bakarsın,adını da pişmanlık koyarsın.
bu kez tamamen kapatırsın dünyaya açılan bütün kapılarını.
ve o kapıya sapa sağlam bir kilit vurur sonsuza dek hapsedersin kendini, kendine.
kapıya da yalnizlik diye kocaman bir tabela asarsın ve altına da büyük harflerle yazarsın.
lüzumsuzsun girme!
peri yıldızı peri yıldızı
dağ rüzgarı

kaderde senden ayrı düşmek de varmış
doğrusu bunu hiç düşünmemiştim...
seni tanımadan
hele seni böyle deli divane sevmeden
yalnızlık güzeldir diyordum
al başını, kaç bu şehirden
ufukta bir çizgi gibi gördüğün dağlara
rüzgarın iyot kokularını taşıdığı denizlere git
git gidebildiğin yere git diyordum
oysa ki, senden kaçılmazmış
yokluğuna birgün bile dayanılmazmış.
bilmiyordum...

yine de dayanmağa çalışıyorum işte
bir kır çiçeği koparıyorum gözlerine benzeyen
geçen bulutlara sesleniyorum ellerin diye
rüzgar güzel bir koku getirmişse
saçlarını okşayıp gelmiştir diyerek avunuyorum
yaşamak seninle bir başka zamanı
bir başka zamanda seni yaşamak
herşeyden önce sen
elbette sen
mutlaka sen
ister uzaklarda ol
ister yanıbaşımda dur
sen ol yeter ki bu zaman içinde
ben olmasam da olur
seni bir yumağa sarıyorum yıllardır
bitmiyorsun
çaresizliğim gün gibi aşikar
su olup çeşmelerden akan güzelliğin
inceliğin ışık ışık yüzüme vuran
sen güneş kadar sıcak
tabiat kadar gerçek
sen bahçelerde çiçekler açtıran
sudan, havadan, güneşten yüce varlık
sen, o tek sevgi içimde
sen görebildiğim tek aydınlık

bir nefes de benim için al
havasızlıktan öldürme beni
bulutlara, yıldızlara benim için de bak
susadım diyorsam
bir yudum su içmelisin
ben yorulduysam sen uyumalısın
ellerim sevilmek istiyor
saçlarım okşanmak istiyor
dudaklarım öpülmek istiyor
anlamalısın.

ağaçların yeşili kalmadı
gökyüzünün mavisi yok
bu dağlar o dağlar değil
rüzgarında kekik kokusu yok
kim bu çaresiz adam
bu kan çanağı gözler kimin
kaç gecedir uykusu yok
gündüzü yok
gecesi yok
yok
yok
anladım
sensiz yaşanmaz bu dünyada
imkanı yok.

(bkz: ümit yaşar oğuzcan)
tosbik facia tosbik facia
mataramda tuzlu su

west indies,kızıl elma,itaki,maçin!
uzun yola çıkmaya hüküm giydim.
beyazların yöresinde nasibim kalmadı
yerlilerin topraklarına karşı şuç işledim
zorbaların arasında tehlikeli bir nifak
uyrukların arasında uygunsuz biriyim
vahşetim
beni baygın meyvaların lezzetinden kopardı
kendime dünyada bir
acı kök tadı seçtim
yakın yerde soluklanacak gölge bana yok
uzun yola çıkmaya hüküm giydim.

uzak nedir?
kendinin bile ücrasında yaşayan benim için
gidecek yer ne kadar uzak olabilir?
başım açık, saçlarımı ikiye
ortadan ayırdım
kimin ülkesinden geçsem
şakaklarımda dövmeler beni ele verecek
cesur ve onurlu diyecekler
halbuki suskun ve kederliyim
korsanlardan kaptığım gürlek nara
işime yaramıyor
rençberlerin o rahat
ve oturmuş lehçesinden tiksinirim
boynumda
bana yargı yükleyenlerin
utançlarından yapılma mücevherler
sırtımda sağır kantarı gizli bilgilerin
mataramdaki suya tuz ekledim, azığım yok
uzun yola çıkmaya hüküm giydim.

bir hayatı,ısmarlama bir hayatı bırakıyorum
görenler üstünde iyi duruyor derdi her bakışta
askerken kantinden satın aldığım cep aynası
bazı geceler çıkarken
uçarı bir gülümseyişle takındığım muşta
gibi lükslerim de burda kalacak
siparişi yargıcılar tarafından verilmiş
bu hayattan ne koku, ne yankı, ne de boya
taşımamı yasaklayan belgeyi imzaladım
burada bitti artık işim, ocağım yok
uzun yola çıkmaya hüküm giydim.

ismet özel
çuvaldız çuvaldız
suskunum sana
hangi şiire başlasam suskunum sana
dağ göğsünde bir kaya diliyle suskun
güneşte kavrulan bir kum tanesi
çatlayan dudaklarım oluyor her gece
yağmura suskun yaşamaya suskun
haykırabilsem
belki bir nehir köpürebilir sesimde
silinebilir kuraklığın bütün izleri
upuzun çöller vadileşebilir içimde

hangi güzelliği özlesem suskunum sana
yürek boşluğunda bir of kadar suskun
özlüyorum seni masmavi
koşuyorum sana bembeyaz
ve kahroluyorum bir anda kapkara
ah oluyorum
of oluyorum
ve susuyorum
oysa haykırabilsem
işık yumağı bir pınar olur soluğum

hangi türküye uzansam suskunum sana
ağıt ağıt, özlem özlem suskun
tut ki vurulmuşum
aşktan ve kandan bir damla olmuşum
bir saçlarının rüzgarına
bir de ağzının kıyılarına konmuşum
hangi dalga silebilir beni senden
hangi kasırga koparabilir
ben saç tellerinde bir ezgi olmuşum
coşkuların her şahlanışında
sana deprem deprem susmuşum
ve sana susmaktan inan ki yorulmuşum

yeter olsun gözlerinde ışık fırtınası
sözlerinde baskı yasası yeter
hangi kavgayı özlesem suskunum sana
zafer sabahlarında gece kadar
bayram sabahlarında yas kadar suskun
böyle güzelliklere de
böyle suskunluklara da lanet olsun
al bu suskunluğumu al artık
al ki
bütün gürültüler kahrolsun

adnan yücel
bekareeksidörtace bekareeksidörtace
özledim seni...
ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir.
beynimi uyuşturuyor özlemin...
çok sık birlikte olmasak bile
benimle olduğunu bilmenin
bunca zamandır içimi ısıttığını
yeni yeni anlıyorum
yokluğun,
hatırladıkça yüreğime saplanan bir sizi olmaktan çıkıp
mütemadiyen bir boşluğa
sabahları seni okşayarak başlamaları
aksamları her isi bir kenara koyup
seninle baş başa konuşmaları özlüyorum;
oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi,
sevimli haşarılığını,
çocuksu küskünlüğünü...
nasılda serttin başkalarına karşı
beni savunurken;
ve ne kadar yumuşak
bir çift kısık gözle kendini
ellerimin okşayışına bırakırken
gitmeni asla istemediğim halde
buna mecbur olduğunu görmek
ve sana bunları söylemeden
''git artık'' demek
''beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk
kavuşacaksın mutluluğa''
demek sana nede zor
seni görmemek ve belki yıllar sonra
karsılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden...
yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek....
(bkz:can yücel )
bekareeksidörtace bekareeksidörtace
eğer yeniden başlayabilseydim yaşama
ikincisinde daha çok hata yapardım
kusursuz olmaya çalışmaz sırt üstü yatardım.
neşeli olurdum ilkinde olmadığım kadar
çok az şeyi ciddiyetle yapardım.
temizlik sorunum olmazdı
daha çok riske girerdim
seyahat ederdim daha fazla
daha çok güneş doğuşu izler
daha çok dağa tırmanır
daha çok nehirde yüzerdim.
görmediğim birçok yere giderdim
dondurma yerdim doyasıya
ve daha az bezelye.
gerçek sorunlarım olurdu
hayali olanların yerine
yaşamın her anını gerçek ve
verimli kılan insanlardandım
yeniden başlayabilseydim eğer
yalnız mutlu anlarım olurdu.
yaşam budur zaten.
anlar sadece anlar.
sizde anı yaşayın!
hiçbir yere yanında
termometre şemsiye ve
paraşüt olmadan gitmeyen insanlardandım ben
yeniden başlayabilseydim
ilkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım
ve sonbahar bitene kadar
yürürdüm çıplak ayaklarla
bilinmeyen yollar keşfeder
güneşin tadına varır
çocuklarla oynardım bir şansım olsaydı eğer.
ama işte 85imdeyim..
ve biliyorum ölüyorum...
bişri hafi bişri hafi
sanırım birgün karşılaşmamız gerekecek,
parmağındaki halkayı farkettirmeden saklayacaksın sen.
ben gözlerimi kaçıracağım senden.
varsa yanımızda biri, soracak;
kimdi o?
istemeden öldüreceğiz birbirimizi cevaplarımızla,
"hiç" birine benzettim galiba...
keditör keditör
"ben düşmanım,
etten, kemikten, kandan.
gözlerimi çevirmişim yüzüne.
bakıyorum
utanmadan.

ben düşmanım,
ölmeni değil,
gülmeni gözleyen,
iyi şeyler söyleyen,
özleyen.

geceler geliyor bir bir.
parlayor yıldızın.
onda beyazın, sarın, kırmızın.
biliyorum,
yıldızların en parlağı senin.

ben düşmanım,
sevgiden, aşkdan, arzudan.
elleri taş devrinden kalmış,
dimdik duran,
gözlerine bakan bir düşman."

özdemir asaf
bişri hafi bişri hafi
cahil ile dost olma
ilim bilmez, irfan bilmez, söz bilmez, üzülürsün.

saygısızla dost olma
usul bilmez, adap bilmez, sınır bilmez, üzülürsün.

aç gözlü ile dost olma
ikram bilmez, kural bilmez, doymak bilmez, üzülürsün.

görgüsüzle dost olma
yol bilmez, yordam bilmez, kural bilmez, üzülürsün.

kibirliyle dost olma
hal bilmez, ahval bilmez, gönül bilmez, üzülürsün.

ukalayla dost olma
çok konuşur, boş konuşur,kem konuşur, üzülürsün.

namertle dost olma
mertlik bilmez, yürek bilmez, dost bilmez, üzülürsün.

şeyh edebali
1 /