intihal

1 /
recai pengül recai pengül
(bkz: aşırma)

başkasının fikrini kendi fikriymiş gibi sunmaktır. başkasının emeğini kendi emeğiymiş gibi göstermektir. bilinçli yapılması ile bilinçsiz yapılması arasında elbette ahlakî açıdan fark vardır ancak bu işlenen suçun hırsızlık olduğu gerçeğini değiştirmez. her bilim insanı intihalden kaçınmak için azami çabayı göstermekle yükümlüdür. eğer bir hatası / özensizliği varsa da bunu düzeltmekte ve hatasını kabullenmekte hiç gecikmemelidir.

eğer fikirlerinden faydalandığınız bir kaynağı referas olarak belirtirseniz fikir intihali yapmaktan kaçınmış olursunuz. ancak intihal bu kadarla sınırlı kalmaz. bir kaynaktan (birebir) alıntı yaptığınız hâlde bunu tırnak içerisinde veya alıntı olduğunu belirtir başka bir şekilde kullanmazsanız o cümlelerin ve mantık örgüsünün size ait olduğu izlenimi doğar. kötü niyetle yapılmasa bile bu açık bir hırsızlıktır çünkü bir başkasının kurduğu cümleleri kullanarak yine emek hırsızlığı yapmaktasınızdır.

kanımca intihal, akademik dünyada verileri çarpıtmak veya yalan sonuçlar ortaya koymaktan bile daha ağır bir suçtur. düpedüz hırsızlıktır. birisini intihalle suçlamak bu sebeple ağır bir yüktür ve olur olmadık yerlerde yapılması büyük bir sorumsuzluk örneğidir.

bir insanın bir başka birisinin faydalandığı eserleri belirtmeden oradaki fikrî ürünlerin üstüne yattığını (sadece ima yoluyla bile olsa) iddia etmesi ancak bu iddiada bulunan insanın yüz kızartıcı bir suçun ne anlama geldiğinin farkında olmadığını gösterir. iyi niyetle bile olsa bu tür bir suç işlememek için elinden gelen tüm çabayı gösteren insanlar asla böyle ucuz ve kolay suçlamalarda bulunmazlar.

birilerinin ders çıkarması ümidiyle...
ahmak ı hayal ahmak ı hayal
bilim dünyasında intihalin sınırları keskin çizgilerle çizilmiş olabilir. ama edebiyat dünyasında bir hayli karışık. eco "kitaplar birbirleriyle konuşurlar" derken, orhan pamuk kara kitap taki hepimiz onu bekliyoruz isimli celal salik köşe yazısında şöyle der;

".............doğu dan batı ya, ya da batı dan doğu ya yürütülmüş eserler efsanesi, bana hep şu düşüncemi hatırlatır: dünya dediğimiz rüyalar âlemi, bir uykudagezerin şaşkınlığı içinde kapısından giriverdiğimiz bir evse eğer, edebiyatlar da, alışmak istediğimiz bu evin odalarına asılmış duvar saatlerine benzerler.

şimdi:

1. bu düşler evinin odalarındaki tıkırtılı saatlerin birinin doğru ya da yanlış olduğunu söylemek saçmadır.

2. odalardaki saatlerden birinin öbüründen beş saat ileri olduğunu söylemek de saçmadır, çünkü aynı saatin yedi saat geri olduğu sonucu da aynı mantıkla çıkarılabilir.

3. saatlerden biri dokuzu otuz beş geçeyi gösterdikten her hangi bir süre sonra, evdeki başka bir saatin dokuzu otuz beş geçeyi göstermesinden, ikinci saatin birincisini taklit ettiğini sonucunu çıkarmak da saçmadır. "

sayısı iki yüzü aşan mutasavvıfane kitap yazan ibn arabi, ibn rüşd'ün kurtuba daki cenazesinde bulunmadan bir yıl önce fas taydı ve kuran'ın yukarıda sözünü ettiğim (dizgici şimdi sütunun üstündeysek "yukarıda" değil "aşağıda" yaz!) el isra suresi'nde anlatılan, muhammed'in bir gece kudüs'e götürülüp oradan merdivenle (arapçası miraç) göğe çıkması, cenneti, cehennemi iyi bir syretmesi hikâyesinden (rüyasından) ilhamla bir kitap yazıyordu. şimdi, ibn arabi'nin rehberi eşliğinde göğün yedi katını nasıl dolaştığını, oralarda gördüklerini, rastladığı peygamberlerle neler söyleştiklerini anlatışına ya da bu kitabı tam 35 yaşında (1198) yazışına bakıp, nizam adlı bu rüyalardan çıkma kızın doğru, beatrice'in yanlış; ya da ibn arabi'ni doğru, dante'nin yanlış; ya da kitab al isra ile makam al asra'nın doğru,divina commedia'nın yanlış olduğuna hükmetmek, demin sözünü ettiğim birinci cins saçmalığa örnektir.

endülüslü filozof ibn tufeyl'in ıssız adaya düşen bir çocuğun doğayı, nesneleri kendisine emziren bir geyiği, denizi, ölümü, gökleri veilahi gerçekleri' tanıyarak, orada tek başına yıllarca yaşayışını ta on birinci yüzyılda kaleme almasına bakıp, hayy ibn yakzan'ın robinson cruzoe'dan altı yüz yıl ileri olduğuna karar vermek; ya da ikincisinin eşyaları ve araçları daha ayrıntıyla anlatmasına bakıp ibn tufeyl'in daniel de foe'dan altı yüzyıl geri olduğunu söylemek de ikinci cins saçmalığa örnektir.

üçüncü mustafa devri şeyhülislâmlarından hacı veliyyüdin efendi, 1761 yılı mart ayında, bir cuma akşamı evine gelip yazı odasındaki muhteşem dolabı gören geveze bir dostunun, "hoca efendi, dolabın da aklın kadar karışıkmış!" yolundaki saygısız ve münasebetsiz sözü üzerine, ani bir ilhama kapılıp, hem aklında, hem de ceviz dolabında her şeyin yerli yerinde olduğunu, ikisini birbirine benzeterek kanıtlayan uzun bir mesnevi yazmaya başlamış. bu eserde, iki kapaklı, dört gözlü ve on iki çekmeceli ermeni işi o şahane dolapta olduğu gibi, aklımızın içinde de, saatleri, mekânı, sayıları, kâğıtları ve bugün nedensellik,varlık, zorunluluk dediğimiz nice ıvırı zıvırı saklayan on iki göz olduğunu alman filozof kant'ın saf aklın on iki kategorisini sıraladığı o ünlü eserini yayımlayışından yirmi yıl önce göstermesine bakıp almanın onu taklit ettiği sonucunu çıkarmak da üçüncü cins saçmalığa örnektir.

görüldüğü gibi edebiyatçılar ya birbirlerini taklit etmekten ya da birbirlerinden bir şey çalmaktan hoşlanıyorlar, ya da edebiyatta intihalin sınırları oldukça flu.

thomas aquinas ın okumak tanımından hareketle de -"okumak ancak problemci bir akılla mümkündür. çünkü okumak, kendi başlarına anlamları olsun veya olmasın (kategorematik ya da sinkategorematik) harflerin / hecelerin - ya da olguların - bir araya gelmesiyle oluşan sözcükleri ve onların art arda gelmesiyle ortaya çıkan cümleleri edilgincesine takip etmek değil; fakat metni "yeniden kurmak", metne bir düzen katma becerisidir."- her yeni okumanın "okunanı" değiştirdiğini, ve hayatın içinde yaşadıklarımızın yazıya yansıması gibi, okuduklarımızın da yansımak zorunda kalacağını söyleyebiliriz. bütün bir kitabı ya da bir fikri almak intihal olabilir, ama kitapların birbirleriyle konuştuğunu kabul etmeyip tüm uzun benzerliklere ya da kopyalara intihal demek, yeryüzüne çizdiğimiz hayali sınırların benzerlerini edebiyat içinde çekmek demek olur ve yaratıcı akla set çekmenin hiçbir yararı olmaz.
eminsaydut eminsaydut
aslında intihal yapmanın dayanılmaz hafifliği diye bir başlık açacaktım, ama gerek yok şimdi. kısa bir edebi intihal incelemesi yeterli olur.

edebiyatta intihal birebir kopyalamakla sınırlanmaz. belirli bir fikirler, imgeler veya sözcükler bütünün ciddi bir uslup değişimi olmaksızın veya gönderme (göndermelerde de neye veya kime gönderme olduğu ya çok açıktır ya da belirtilir) amacı olmaksızın alınıp kullanılması da intihaldir.

taklit ile intihal arasındaki farklara dikkat etmek gerekir. taklit öğrenme aşamasındaki kilit edimlerden biridir ve aslında çok da kötü değildir. yani alıp bir öykünün konusunu kendi sözcükleriniz ve anlatım tarzınızla yazarsanız bu intihale girmez ancak taklit ile suçlanabilirsiniz ki öğrenme aşamasında yaptığınız bu durum çok da kötü olmaz. sinema derslerinde kullanılan bir tekniktir bu, özellikle aynı senaryonun ne kadar farkl işlenebileceğini öğrencilere göstermek için yapılır. kimi zaman ünlü bir yönetmenin gençliğinde çekmiş olduğu kısa filmin, ya da eldeki bir kısa filmin senaryosunun tekrar çekimi öğrencilere gruplar halinde ödev olarak verilir. sanırım yaratıcı yazı tekniklerinde de bu kullanılıyor. franz kafkanın değişimini alıp kendiniz yazarsınız ve ne kadar farklı bir şey çıkartabildiğiniz görürsünüz. ancak dedik ya bu eğitim sürecinde olur bir şeydir.

bu arada den den içine almış olmak intihalden kurtulduğunuzu göstermez, sadece den den içine almış olduğunuzu gösterir, ki bu o cümleyi vurgulamak için de kullanılabilir. intihalden kurtulmanın tek yolu kaynağı belirtmektir.

intihalin kolaylığını da biliyoruz. özellikle günümüzde bu çok daha kolay, ama unutmayın yakalanması da kolay. intihalden kuşkulandığınız bir yazıdaki vurucu cümlelerden birini google da aratmak kafi..

"intihalimi yaparım primimi toplarım, anlaşılırsa da kaynağı verip, unutmuşum diyerek yakamı sıyırırım" tutumu bir ölçüde çıkar odaklı bir mantık çerçevesinde tutarlıdır, ancak etik değildir. her şeyden öte sizin bir yazınızın intihal edilme olasılığını ve bunun size neler hissetireceğini düşünmeniz gerekir. zira büyük intihal olaylarında bu durumu ispatlayamzsınız hele ki internet ortamı için ciddi yasaların ol(a)madığı ve takibin çok zor olduğu bir dünyada.
nonparametric nonparametric
aslında türkiye'deki akademik hayatla ilgili en büyük problem değildir. daha büyük bir problem, intihal olmayan fakat asıl olarak tam olarak çalışmayan veya eksik raporlanan algoritmaların/yöntemlerin makale olarak çıkarılabilmesidir. intihali tespit edeni bulursunuz; o kolay. ama bunu birileri kodunu yazana kadar uğraşıp denemedikçe bilemez. birçok akademisyenin böyle yayınları vardır.

(bkz:http://konsepteaykiri.blogspot.com/2010/12/proje.html
sobjektif sobjektif
ösym başkanı ali demir tarafından gerçekleştirilen eylem.
''bir televizyon kanalında gündeme gelen iddiaya göre ösym başkanı prof. dr. ali demir 1990 da teknik ve tekstil dergisinde 9 bölüm süren yazı dizisinde akademik hırsızlık yaptı. durum fark edilince de yazılı özür diledi.''
i̇ntihal suçlaması - hürriyet gündem bir televizyon kanalında gündeme gelen iddiaya göre ösym başkanı prof. dr. ali demir 1990'da teknik ve tekstil dergisi'nde 9 bölüm süren yazı dizis... hurriyet
birisi mod medyan mı dedi? hiç olur mu? sehven yapmıştır sayın başkan... lan?
1 /