intihar mektubu

5 /
marjinal hokkabaz marjinal hokkabaz
bunu yazarken orijinal ve sarkastik olun. kalanları daha iyi üzersiniz.
ayrıca, birilerini suçlamayın, mektubunuz meşhur olmaz. kişisel sorunlarınızı irdeleyin, abartın.
pennywise pennywise
değişik bir bakış açısı, adeta bir istifa mektubu:

sevgili zenginler, ünlüler ve özenilecek türden hayat sürenler..merhaba..ben sizlerden artanlarla yaşayan biriyim.yemek istemediğiniz hormonlu,kanserojen yiyecekleri yerim,içmediğiniz mikroplu suları içerim,uzak durmanız gereken sağlıksız,sentetik kazakları giyerim..sevişmek istemediğiniz insanlarla sevişirim..hatta size aşık olan ama sizin hoşlanmadığınız insanlarla evlenirim.benimle öpüşürken sizi hayal etmelerine bile göz yumarım,yanlış anlamayın şikayetçi değilim gerçekten sevebilirim o insanları,o yiyecekleri,içecekleri..sizi de çok severim aslında..sadece yoruldum birazcık da sıkıldım..görevimi yapamaz oldum.izninizle ayrılmak istiyorum.merak etmeyin,sizin için iki oğlan büyüttüm.yokluğumu hissettirmeyecekler. ufak olan daha şimdiden tatsız tuzsuz domateslere bayılıyor kerata.gözlerinizden öperim..



bu adamdan zarar gelmez denilen adamın bu adamdan zarar gelmez denilen adamın
dergah dergisinin son sayısında yayımlanmış süleyman salih'e ait bir şiir.


şimdi ben ölsem benden başka kaç kişinin umurundadır bu
sokak sokak arabalar ve dükkan dükkan mallar parke taşları
sonra aklı hep kendi parıltısında olan yıldızların göz kırpması
ölsem ve dünyanın geri kalanına bahşiş bıraksam kim bilir

kalbi elinde adam eli cebinde çocuk ve çocuksu bir kedi bile
ölmenin henüz tadına varamamışken ben ölümü kibirle bağırırım
bir mezar taşı sağır eder aslında kulakları ama ben zaten sağırım
dedemin yeleğinden sarkan o mütevekkil tik takı kim duyar

bir mandolin bir mızıka ya da bir kopuz notasız da ölebilir pekala
nefesli nefessiz telli telsiz her çalgı aslında bir katildir bilirim
zehrin adı çıkmış ben yeter ki isteyeyim bir nağmeyle ölebilirim
ney yandı neyzen öldü testi kırıldı ardından bir fatihayı kim söyler

patavatsız çıkıp gelen her şeye geç kalmışlık hissi yine başköşede
raylar sıcak, melek çok uzaklaşmış olamaz, şu camide sala veriliyor
ağır ağır akan sıcak bir yağ gibi zaman, kalbime kalbime damlıyor
ölmüş bir tanıdık var mı anne, sorsam bu işleri, o meleği kim görür

küllüğü eşeleyen bir tavuğun heyecanıdır aslında bütün umutlar
en anlamlı sebeptir yaşamak için bir çocuğa pamuk şekerinin teli
sessiz bir balığın suyu dinlemesine eş bir bebeğin gözleri ve eli
şimdi ben ölsem benden başka kaç kişinin umurundadır bu kim anlar
kiya kiya
intihar edenin bıraktığı mektuptur.

''sakin, serin yüzü nehrin, beni öpmek istediğini söyledi.''

langston hughes
deal with it deal with it
sizi eyleme geçmek zorunda bırakan mektuplar olmamalıdır, insan bin kere bile olsa intihar mektubu yazabilmeli. ben mesela yazdım bir şeyler, ama yazarken kendi düşüncelerimden mi, yoksa bir karakterin düşüncelerinden mi yola çıktığımı bile anlayamadım.

---

kendimizi hayata çok kaptırmışız. bizden sonra gelenler de, önce gelenler gibi kendilerini hayata kaptırmak zorunda kalacaklar. bu kadar kalabalık bir dünyada sürekli ne yapacaklarını düşünen, ne istediklerini bilen, tuttuğunu koparan, kopardığını parçalayan insanlar aslında ne kadar düşüncesizler. kimsenin birbirini dinleyecek zamanı yok, bu yüzden psikologlar icat edilmiş. sana bir denek gözüyle bakan birisine ne anlatabilirsin ki; o sana ne anlatabilir?

hangi kişisel gelişim kitabı sana "dur, biraz dur ve dinle" diyebilir? zaten "gelişmek" yanlış bir kere. kim için gelişiyorum, ne için gelişiyorum? gelişmek filan istemiyorum, beni sadece dinleyin istiyorum; istiyordum. keşke dinleseniz. kimse bana "keşke şöyle olsan" demese mesela. günümün nasıl geçtiğini sorun, ne hissettiğimi merak edin, kendimi tanımama yardımcı olun, hayatı anlatın, sonra da aynı soruları ben size sorayım. çünkü ben sizi böyle tanımak istiyorum, siz yanımdan geçip giderken, ya da bana ne yapmam gerektiğini söylerken değil. öyle olunca çok yalnız hissediyorum kendimi. öğrenci no'sundan, kredi kartı numaramdan, iki ödev, iki vize, bir final notlarımdan ibaret olmak istemiyorum, ama siz bana bunları düşündürüyorsunuz. beni teselli edebilen bu kadar az şey varken dünya çok dar geliyor bana.

yine de kıskanıyorum hedefleri olan insanları. ne hayatlar kuruyorlar kendilerine ama... hiçbir şüpheye yer yok bu hayatlarda. her şey bir düzen içinde, isterseler "kendilerini 10 yıl sonra nerede göreceklerini" bile biliyorlar. eğitimleri yerindedir, onu bırak, sürekli bir şeylere merakları vardır ve hobilerinden birisi de eline aldığı her işte profesyonel olmaktır. şüpheye yer yok! ben en son neyi merak ettiğimi hatırlamıyorum, hangi işte de profesyonel olduğumu bilmiyorum. ilgimi çekmiyor işte sizin uğraşlarınız. ilgimi çeken, hayatlarınız; nasıl bir şeydir böyle yaşamak? neyi eksik yapmış olabilirim? aramızdaki bu farkı yaratan nedir? çocukken ben beden eğitimi derslerinde kuralları bilmediğim halde zorla hakem olurken, senin forvet oyuncusu olman mı? mantıksız da değil hani.

hayatta kendimi bir yere koyamıyorum işte. bütün dünya sizin. kendimi sürekli hayattan çekmeye çalışıyorum. yıllardır yaptığım şey bu. ama artık bunun sonuna geldim. kendimi çekecek bir yer kalmadı. bunu da başarılar tablonuza ekleyin, bir plaket yaptırın ve onu masa tenisi şampiyonluğu madalyalarınızla dans yarışmayı ödülünüzün arasına yerleştirin. akşama küçük bir eğlence düzenleyin, dünyanızı işgal eden gereksiz bir insan aranızdan ayrılmış olacak.

şimdiye kadar benden yana umudu olanlardan, bir anlığına bile sevmiş olan herkesten özür diliyorum, "hayat"ta başarısız oldum, ölmek için de daha fazla bekleyemeyeceğim. gidiyorum ben.
benbircenin benbircenin
artık modası geçmiş mektuptur. kesinlikle intihar videosu çekilmelidir. bu noktada mehmet pişkin beyefendi mükemmel bir asgari müşterek belirlemiştir. video ile sevdikleriniz son kez sesinizi duyar yüzünüzü görür defalarca açar izler. güzel olan videodur.
ancak yine de mektuba ihtiyaç duyulan haller mevcut. videoda gereksiz duracak detaylar mektupla belirtilebilir.
borçlar, alacaklar, kredi ve banka kartı şifreleri, hatıra bırakılacak eşyalar, saklanan sırlar, cenaze giderlerini kendiniz karşılayacaksanız bunun için gereken meblağ, ölüme bağlı diğer prosedürler için gereken evraklar ve sair şeyler mektupta belirtilebilir.
illa mektup yazılacaksa geniş bir zamana yayılmalı. her kelime her cümle gece yatmadan son kez kontrol edilip ekleme çıkarmalar yapılmalı. sakin kafayla gün içinde değerlendirilip mükemmelleştirilmelidir. de da ları ayırmayı unutmayalım. şey ayrı bağlaç olan ki ayrı. sayfanın sağından ve solundan ikişer santim boşluk. bunlar mektubunuzu güzelleştirir.
iyi uykular değerli arkadaşlar.
2
step2009 step2009
benim için en etkileyicisi sarah kane'in mektubudur. okurken umutsuzluğu iliklerinize kadar hissediyorsunuz ve bir an gerçekten kendinizi onun yerine koyuyorsunuz.

uzun yıllar depresyon tedavisi gören sarah kane, "beni yok eden şeyler yüzünden sevecekler beni" demişti.

4.48 psychscsis kitabında yazdığı cümleler şunlar: "üzgünüm, çünkü geleceğin umutsuz ve iyileştirilemez olduğunu hissediyorum, her şeyden sıkıldım ve hiçbir şeyden tatmin olmuyorum. başarısızlığın ta kendisiyim, suçluyum ve cezalandırılmam gerek. kendimi öldürmek istiyorum. eskiden ağlardım, şimdi ise gözyaşlarımın ötesindeyim. insanlar ilgimi çekmiyor, hükmümü kaybettim. yiyemiyorum, uyuyamıyorum, düşünemiyorum. yalnızlığımın korkularımın ve öfkemin üstesinden gelemiyorum. kendimi şişman hissediyorum. yazamıyorum, sevemiyorum. kardeşim, sevgilim öldüler, ikisini de ben öldürdüm. ölüme doğru ilerliyorum. ilaçlardan korkuyorum, sevişemiyorum, yalnız kalamıyorum, başkalarıyla olamıyorum. kıçım kocaman oldu, vajinamdan tiksiniyorum." satırlarını yazmıştır.
sihirlimantar sihirlimantar
pazar günüydü. tüm can sıkıcı bireyler evde, hava düne nazaran kapalı ve bulutlar güneşin önünde adeta ruhumu kapatıyordu. bir şeyler olacaktı o gün hissetmiştim arka balkondan anca sarkıp görebildiğim gökyüzüne bakarken. param yoktu, krizin eşiğinde ne yapacağımı bilemiyordum. evin içinde bir sağ bir sola dolanıp duruyordum. kaşıkta kalan bir kaç parça filtre tedavi eder mi acaba beni diye geldi aklıma. bir kaç cc' suyu kaşığa boşalttım, çakmağı ateşledim. hafif sarımsı suyun hiç bir boka yaramayacağını bildiğim halde damarı buldum ve soluk soluğa çaktım. tahmin ettiğim gibi oldu. yani bir bok olmadı.
daha da kötü oldum. torbacımı aradım (rahmetli) telefona bakmadı. sonra bir mesaj ''tedavi oluyorum''. allah kahretsin bu adamın tedavisi saatlerce sürüyor lanet olası vücudunda damar kalmamış herifin kasıktan başlamıştı artık. saatler geçti karın ağrıları sıcak ve soğuk terlemeler mide bulantısı ağrılar ve beynimin dur sistemi devre dışı kaldı. bir daha aradım;
-param yok kötüyüm bana tedavilik bi' şeyler ayarla kendime geleyim sonra markete çıkıcam.
-bedavaya eşya yok ben de dedi.
aradım... o anasını siktimini telefonunu kapatana kadar aradım.
açmadı.
birden bire güneş açtı. hiç sevmem. ölmek için güzel bir gün dedim...
banyoya kapadım kendimi tedavi amaçlı kullandığım haplardan bi' tanesini kaşığa doldurdum. o ilacı götümden de alsam bi' faydası olmayacağını biliyordum. belki böyle bi' çare bulurum dedim. öleceğimi de hissettim.
kaynattım. 20 cc' kadarını sağ koluma sapladım ve damarlarımla buluşturdum.

3 gün sonra yatağımda açtım gözlerimi. banyonun kapısı her zamankinden farklıydı...
şair adam şair adam
hayatımın en boktan döneminde yazdığım, gerçekleştirmeye ramak kalmışken imkansız olan gerçekleşmiş ve yapmaktan vazgeçtiğim eylemin son cümleleridir...

"merhabalar,

bugün ömrümün son günü. sizi ardımda bırakmak istemezdim. ama yanımda gelmeyi isteyecek kadar beni seven olduğunu da düşünmüyorum açıkçası. defterime bir gün son cümlelerimi yazacağımı tahmin edemezdim. gerçi ben senin gideceğini de hiç tahmin etmemiştim. oluyor işte, bazen hiç tahmin edemediklerin başına geliyor.

neyse, içimi döküp uzun uzun okuyabileceğiniz bir mektup bırakmak istiyorum ardımdan. elbette benden sonra çok üzülecekler var. bunun için çok özür diliyorum. en çok bu canımı yakacak emin olabilirsiniz. ölmek canımı hiç yakmayacak da sizin canınızı yakıyor olmak cehennemin dibine itecek beni.

yarım kalmayı hiç istemediğim bir ömrü yarım yamalak tamamlamış olmanın yarımlığını iliklerime kadar hissediyorum. son çarem sendin. ama elinde olmayan sebeplerle sende gittin. ama çok güzel gittin…

şuan yeni fotoğrafına bakıyorum. büyük halini göremesem de o kadar güzelsin ki. arkadaş listemde bile olmadığın için en fazla bu kadar aşık olabiliyorum sana. uzaktan uzağa sevmiş olmam yılları yormamış gibi… kavuştuktan sonra da yine uzaktan uzağa sevmeye mahkûm edildim. madem binlerce kilometre öteden seviyorum seni, öldükten sonra da sevemez miyim? sahi ölünce kaç bin kilometre daha uzaklaşmış oluyorum gözlerinden. bir sıcak çay mesafesindeyken özlüyorsam, öldükten sonra da özlerim seni ben…

bu son mektubum… o yüzden hep senden bahsedemem affet beni. sonra annem çok darılır. çok üzülür ondan bahsetmediğim için. sonuçta tıpkı senin olduğun gibi oda benim içim… şimdi aklındaki her şeyi söylemenin tam vakti. çünkü ben sana yakın olamadığım kadar ölüm yakın bana. çok soğuk dimi bu kelime. sen zaten soğuğu hiç sevmezsin. neyse bir daha söylemeyeceğim. zaten söylemesem de aynı anlama gelecek bu ayrılık.

çünkü sende bir daha gelmeyeceksin zaten. bende gelmeyeceğim… durumlarımız eşitlendi değil mi sevdiğim? artık ikimizde birbirimize gelmeyeceğiz. iki de bir araya girip durmasan olmaz sanki. şurada iki dakika annemden bahsedecektim…

evet annem…

seni küçük harflerle yazacak kadar küçülmedim daha. gerçi senin için hep küçüktüm ben. kocaman adam olmuş olmam yeterince büyütmedi beni sende. insan seçemez annesini, babasını, kardeşini ve daha nicelerini. ama yaradan öyle bir şans verseydi, yine seni seçerdim. sen evlatların en hayırlısına layık bir annesin.

hayatımın her anında olduğun için şükrediyorum. seninle aynı evi, aynı kaderi, aynı ofisi paylaştığımız için de hep mutlu oldum. senin yüzündeki bir saniyelik tebessüm için bile ben kendimi çoktan öldürürdüm. sen bende çok fazlasın… içime attığım her duyguda senin payın var. ben çok fazla şey istemedim bu hayattan annem… biliyorsun, kimsenin kanına girmedim. kimsenin hayallerini çalıp ortada bırakmadım. herkes beni çok asi biri olarak tanır değil mi? nasıl biri olduğumu senden daha iyi kim bilebilir?

herkesten sıyrılıp evimize geldiğimde nasıl biri olduğumu bir tek sen bilirsin. sen benim sarılmalara doyamadım kadınsın. zaten senin kadar da kimse sarılmadı bana annem… neden olduğunu bilmiyorum orasını karıştırma. yeteri kadar kimsenin içine işleyememişim demek ki. hep bi hevesi kursağında yaşadım. belki bir gün diyerek koca bir ömrü tamamladım. kimse ömrünün geri kalanını bana adamak istemedi. haliyle benim de ömrümün geri kalanı kalmadı… seni çok seviyorum. eğer sende beni seviyorsan lütfen kendine dikkat et. hayatta en çok korktuğum şey sana zarar gelmesidir biliyorsun…

üzüleceğini hatta kahrolacağını biliyorum. seni bu duruma düşürmek istemezdim tabi ki. sadece seni mutlu görmek için yaşayan bir adam nasıl üzmek ister? ama başka çıkar yol bulamadım be annem. çok günah, hatta en büyük günah evet biliyorum. uzun uzun okudum öldükten sonra bana olacakları. ama şey işte… yüreğim çok acıyor annem. ve geçmiyor. deniyorum… denedim… belki geçer ölünce. belki çivi çiviyi söker ne dersin?

neyse çok fazla üzgün şeylerden bahsettik. artık yeter. ben yokum diye ihmal etme kendini. öyle harap edip hastanelere düşme. bak bende yokum kimse ilgilenemez seninle. sakın kötü şeyler getirme aklına. beni hiç unutmayacağını biliyorum. zaten dünyada senden başka beni sonsuza kadar hatırlayacak biri daha olduğuna inanmıyorum.

huzurla uyumanı istiyorum. gece sıçrayarak uyanma lütfen. ve balkonun kapısı açık yatma. sen farkında olmadan hastalanıyorsun. ben de yokum. kimse fark etmez senin hasta olduğunu… lütfen, sadece benim hatırım için kendine dikkat et.

bu mektupta herkesten bahsetmek gerekiyor sanırım. sonuçta son mektup… ama herkese nasıl yeteceğim bilemiyorum. ilkokul, ortaokul, lise, üniversite, askerlik, mahalle, iş arkadaşlarım… herkesin bende yeri ayrı. herkesle çok güzel günler yaşadık. lütfen adınız geçmedi diye alınmayın. eğer birinizin adını yazarsam tüm arkadaşlarımın adını geçirmek zorundayım. sana da kızgın değilim artık abi. hakkım helaldir, sende helal et. konuşmuyor olabiliriz ama sende artık insanlara karşı gereksiz kızgınlıkla dolu olma. daha sakin, daha anlayışlı olmaya çalış.

çevrendeki insanları çok kırıyorsun. ve gördüğün gibi hayat sürprizlerle dolu… yarın kime ne olacağı belirsiz. yunus emre'me iyi bak. amcası onu çok seviyorum. baba olamadım… ama yarısı olmak bile güzel bir duyguymuş.

amcam… sende büyük adam olunca beni hatırla olur mu? amcam varmış beni çok severmiş çok gezdirmiş beni kollarının arasında de… ben duyarım seni… kimseyi üzme, kimsenin kalbini kırma. kimsenin duygularıyla oynama… ya da oyna bilmiyorum. sen daha iyisini bilirsin. ama hevesini hiç kursağında bırakma. çok zor çünkü bu şekilde yaşamak. seni çok seviyorum amcam…

seni çok seviyorum annem…

bir de…

seni çok seviyorum sevdiğim…

hiç birinizi küçük harflerle sevmedim. haklarınızı helal edin. artık fazla geliyorum bu bedene… yaşattığım üzüntüler için hepinizden ayrı ayrı özür diliyor, kocaman sarılıyorum…"

6.11.2019

22:13

#fesleğen / mustafa hazirci
5 /