irfan

1 /
umran umran
doğu/batı,çağdaş,kültür gibi kavramlar fazlaca kaypaklar. fakat literal anlatım gereği kullanmak zorunda kalacağım.

batı seküler bir inşayı temsil eden "kültür"e haiz iken doğuda böyle bir protestanlık asla var olmadığı için "irfan" vardır.irfan kelimesi arefe kökünden gelir, ıstılahta ise "ve ma arafnake ya maruf" cümlesinden kökenlenir. yani irfan "hakkı bilmek" demektir. şimdi kant ve spinoza gibi adamlarda da bu fikir mevcuttur fakat metodsuz olarak vardır. nitekim batının yapısal jargonu bu isimlerden kökenlenmez.

şimdi batılının dinle içli dışlı oluşu bir irfan değildir, çünkü onun dini zaten sekülerliğin teşvik edicisi konumuna gelmiştir. o "tanrının krallığı"nı dünya üzerine hakim kılmayı ibadet bilir. bu kerteye gelmezden evvelki 1000 yıl ise büsbütün skolastiktir zaten. neticede iki zaman diliminde de "irfan" dediğimiz şey ilkinde yobazlıktan, ikincisinde tasfiyeden ötürü batıda kendine yer bulamaz. nitekim onlar irfan deyince "ledün" tarzında bir şey anlarlar.
bizim sekülerliğimiz ise başlatma tarihleri farklı olmakla beraber bence vaka-i hayriye ile başlar. isyankar da olsa yeniçeri o vakte kadar ulemanın dayanağıdır, ondan sonra yönetim sekülerleşmeye, cami de kiliseleşmeye başlar. cumhuriyet ise bunun doruk noktasıdır.
irfan olan yerde sekülerizmden söz etmek mümkün değildir, çünkü sekülerizm zaten gökle rabıtayı kesmeyi ya da protestanlarda olduğu gibi gökü yerselleştirmeyi esas alır.
batı'da rumî, ibn haldun gibi arifler değil descartes,hume gibi idealist-pozitivistler yapısal süreçte etkindir. kant-nietzsche-heidegger gibi metafizik söylem üzerinden gelenlerin metafiziği de dinsel referanslı değildir.
onlarda irfan kavramını benimseyen yoktur ama yaklaşanlar da st.thomas,st. agustine gibi skolastik ekolün adamlarıdır.

sekülerizm ütopiktir esasen evet, ama sekülerizmin ütopik oluşu ya da olmayışı bu konuda bizi bağlamıyor,konuşulan mevzunun genel hatlarıdır.
irfanın ilm-i ledun olduğunu değil batılının irfandan bunu anladığını söyledim, izah için cemil meriç'in kültürden irfan'a eserine ve 1982'de doğu dergisinde yayınlanan makalesine bakabilir.
irfanın kaynağı "din" değildir, din irfana giden yoldur. rumi,ibn-i arabi gibi isimlerin irfan yolları din referanslıdır.

hint'de de irfan vardır, hatta sokrates'de de irfan vardır. fakat bu irfan (genel geçer olarak nefsini bilen kendini bilir kaidesi) batıyı şekillendirmiş değildir ve islam irfanı yanında fazlasıyla güdük kalır.

kimileri irfanı ahlaka giden yol olarak tanımlarlar. eğer böyle düşünülürse ahlak kavramının tek kökeni din olmak şöyle dursun, din onun herhangi bir kökeni bile değildir. ahlakın kökeninde vicdan vardır.
irfana gelince, ben onu umranı inşa eden şahs-ı manevi olarak ele alıyorum, yani topluma ait bir irfandan bahsediyorum.

irfanı etimolojik kökeniyle kullanmayı daha uygun buluyorum. çünkü kelimeler lugatçelerden daha köklü bir anlam/zaman kesişmesi ifade ederler. diğer türlü olanlar, yani marifetullahı kasdetmeyen biliş türleri için "sezgisel biliş" demek bence daha uygun olur. fakat maksad ilahi olanı idrak ise bence dinden bağımsız olarak ona "irfan" demek münasiptir. dil bence kelime kelime hassasiyet gerektirir, çünkü zamanla bağlantımızı kurmakta. irfan kelimesini her türlü sezgisel biliş için kullanmak kavram üzerine yapılan bir tartışmada onun ıstılahını bozmak demektir.

dinlerin ahlakî öğreti içerdiğinde şüphe yoktur, nitekim "din güzel ahlaktır" meyanında hadisler de mevcuttur.fakat bence ahlak dinden bağımsız olarak vicdan üzerinde varolandır.
hatta bu noktada islam da buna paralel bir görüş arzetmekte. bakara 2.ayeti biraz farklı bir bakışla inceleyince ayan beyan bu görülüyor.
"o kitap (kur'an); onda asla şüphe yoktur. o, müttakiler için bir yol göstericidir."
ayeti zaman eksenine oturtarak bakınca, kitabın takva sahiplerine hidayet edeceği, yani rehberlikten önce takva sahibi olunduğu anlamı ortaya çıkıyor.
dinin ahlak olarak va'zettikleri bence ufak tefek rötuşlardan ibarettir.

dağınık olduğunun farkındayım, ama anlaşılabilir olduğunu sanıyorum.
köşeliportakal köşeliportakal
2001 yılında bir bulgar world muzik grubu olarak kurulan ırfan, adını ruhani, mistik bilgi, bilme, anlama, kavrama gücü anlamından alıyor. zamanın ötesinde şiirsel bir vokal ile genellikle mistik müzik öğleri taşıyan eserlere imza atıyor. bulgaristan halk müziği geleneğinden beslenen grubun ortaya koyduğu çalışmalarında balkan, kafkas, orta doğu ve kuzey afrika müziği etkisi altında kalıyor, bizans ve ortaçağ avrupa müzik mirasına da manevi bir bağlılık görülüyor.

ırfan ( 2003 ) ve seraphim (2007) albümleri bulunmaktadır.

grubun mypace sayfası için;

http://www.myspace.com/irfantheband

videolar için;




ben olan ben ben olan ben
irfan: bilme, öğrenme, pratik bilgi, usul ve örf bilgisi, aynı zamanda tanımak, bilmek anlamında kullanılıyor.

arapça, farsça ve urduca’da (irfan, irfaan, erfan) aynı anlamda kulanılmış.
sözlük anlamıyla (bilme, tanıma) son derece açık olan irfan; ezoterik anlamda gnosis’in karşılığı bilmeyi önümüze getirir.

bilme ama, nasıl bilme?

ezoterik gelenek içinde irfan, zaten insanın içinde (kalbinde; geninde; ortak aklında; ...) var olan ama unutulmuş bilgiye sahip olmayı; o bilgiye ulaşmayı anlatır.

“mükemmelliğe doğru giden insanın kendisi ve allah ile birleşmesi sürecindeki bilgidir irfan” derler.

not: alıntıdır.
ben olan ben ben olan ben
"irfanın temel vasfı karşı çıkmaktır, muhalif olmak, derine doğru kaymaktır. mesele çıkarmak, sual sormaktır. hızır, hz.musa'ya, "benimle gelme, dayanamazsın" demişti. cevaplar, anlamlı değildir. birçok cevap bulunur. anlamlı olan, sual sormaktır. bunun için de "yol"da olmak lazımdır."
dücane cündioğlu
1 /