iş arkadaşları kadın ağırlıklı olan erkek

füçır füçır
aslında tercih edilebilir bir durummuş gibi görünse de işin aslı böyle değildir. bir süre sonra farklı bir erkek olacaktır.

yavaş yavaş içinize sinsi bir kurt girmeye başlarlar, ilk günler yadırgarsınız muhabbetlerini, sıkılırsınız, bana göre değil dersiniz ama en acıktığınız anda evde yaptıkları çikolatalı topu dayarlar, mideniz mi kazındı hemen çekmecelerinden lezzetli bir kurabiye çıkıverir.

aldanmayın sakın!! böyle böyle alıştırır ve çekerler sizi muhabbetlerinin içine. anlayamazsınız bile, ilk başlarda uzak duruyorum sanırsınız ama bir ayın sonunda bakmışsınız ki giydiği mor tuniğin üzerine taktığı çantanın uyumlu olmadığı konusunda fikir beyan ediyor hale gelirsiniz.

ben böyle değildim, at gibi istenileni yaptığımda verdiler ağzıma kıymalı böreği, itiraz mı ettim al o zaman şu portakallı keki de sus dediler. artık bağımlı oldum, bir şey mi konuşuyorlar, hemen sokuluveriyorum yanlarına ve "kızlar hayırdır yeni dedikodu mu var?" diyorum.

- şişşt şuna baksana allasen, ayten hanım yine bodur boyuna bakmadan babet giymiş. arkadaşım olsa uyarırım da amaaaan neme lazım şekerim, sonra ben kötü oluyorum.

- şu yeni gelen kız da çok rükuş valla, saçlara bak, sanki düğüne gidiyor. bir de müdür yalakası diyorlar biliyor musun? benden duymadın ama!

- dün seda sayan'ı izledin mi? karahindiba regl ağrısına iyi geliyormuş ama suyunu kaynatıp içecekmişsin.

bu cümleler bir erkeğe yakışıyor mu allahınızı severseniz? sakın o keklere böreklere aldanmayın, tavsiyem budur. ondan sonra yularlı eşşek gibi gezersiniz. ama muhabbetleri de sarıyor, haklarını yemeyeyim.
füçır füçır
yavaş yavaş tavırları değişmeye başlayacak olan erkektir.

artık gün içi atıştırma yapmadan duramıyorum. bir kek olsun, kurabiye olsun yemeden günüm geçmiyor. yemek tarifleri öğreniyorum. markafoni'nin bağımlısı oldum. dedikodu oldu mu hemen orada bitiyorum "yine kimi çekiştiriyoruz kızlar?!" diyerek.

erkek arkadaşlarımla muhabbetlerimde ufak aksamalar olmaya başladı. onlar futboldan bahsederken ben muhteşem yüzyıl'daki hürrem'in şirretliğinden bahsetmek istiyorum. zaten muhabbette geride kalmamak için birçok diziyi takip etmeye başladım.

gün de yapıyoruz işyerinde. her ay biri bir şeyler yapıp getiriyor, yiyoruz afiyetle. bana sen getirme, poaça al gelirken yeter dediler. biraz gücendim ama olsun. söylemedim ama geçen sefer yaptıkları kısır da kötüydü, bulguru iyi ıslatamamış, kıtır kıtır ediyordu insanın ağzında.

şimdi en acı noktaya geliyorum. her ay renk günü yapıyoruz. geçen ay yeşildi, fotoğraf çekip "yeşiller partisi" diye feysbuka koydular. yarın da mor günü, "yaa benim mor bir şeyim yok" desem de vazgeçiremedim. bugün mor bir kravat aldım. lila bir gömleğim var onla kombine edeceğim, olur değil mi kızlar? öyle heyecanlıyım ki!
eti browni intense eti browni intense
herhalde karşı masamda oturan ömer bey için geçerli bu durum. i̇ş arkadaşlarımın hepsi koronavirüs olunca başbaşa kaldık ofiste. o bana boşandığı eşlerini anlatıyor ben ona canımı sıkan üzüldüğüm ne varsa anlatıyorum. gayet akıllı mantıklı yorumlarda bulunuyor. böyle olunca mesai nasıl geçmiş anlamıyoruz. adamda deşarj oluyor bende. yalnız ilk eşiyle iki kere evlendiğini ilk defa söyledi bugün. bide kızı kara çarşafa sokmuş çok güzel diye. bunu yapan adam 33 yaşında ve şimdiki aklı i̇le bin pişman, nedir 19 yaşında kız kaçırıp evlenmek?! diyor. neyse konumuz bu deği̇l. onun yaşındaki adamlar kıracak ceviz bırakmamışken o evlenip iki çocuk sahibi olmayı tercih etmiş. tabii uzun sürmeyen bir mutluluk. ve silsilesi. bense iki kere sinir krizi geçirdiğimi ve sonra sabahında hiçbir şey olmamış gibi işe geldiğimi itiraf ettim. şaşırdı. üzüldü. halbuki bana kötü olduğumda iyi olmadığımı söyleyen tek kişi. ve mesai evde geçirdiğimiz zamandan uzun sürüyor. yarın öbür gün koronalı kızlar işe gelirse en yakın arkadaşımı kaybedeceğim korkusu sardı şimdiden. o yüzden gecenin bir vakti onun için kısır yapıyorum. ne bileyim sözlük. bu zamanda seni dinleyen ve gözlerinden halini anlayan kaç kader ortağın varki? olanların da kıymetini bilmek lazım...
osimariksevgilibenim osimariksevgilibenim
geçmiş dönemlerde uzunca bir süre birlikteliğim olan erkek. ne yazık ki. ne yazık ki diyorum çünkü sırf bu yüzden defalarca kavgalar edildi, gürültüler patırtılar koptu. arkadaş ol eyvallah, git kahve iç eyvallah, plan program yap ona da okey ama her beş kadının olduğu kız gecesine de kendini kaptırıp gitmezsin ya jsjsj ay yine çok sinirlerim bozuldu. hayır bi de plan yapıyorum hadi diye, kızlarla bira içmeye gidicektik biz diyo. zıkkım iç andaval, ne güzel terkettim ama seni oh. şimdi hepsi evlendi gitti, sap gibi kaldın meydanda. iyi oldu sana, hep hak müstehak.
2
badass badass
sık sık birlikte olduğu kadının tacizlerine maruz kalan erkektir. önceden icra ettiğim meslekte hep model ajanslarından hatunlarla çalışırdım, o zamanki kız arkadaşım terör üstüne terör estirirdi. i̇şin komik yanı ise benim iş ile alakalı kişilerle iş ilişkisi hariç herhangi bir ilişki kurmaya sıcak bakmıyor olmamdı, yani yıllar içinde niyetini bozanlar elbette oldu fakat kibarca reddedip işime baktım. bir kamyon tribi haklı yere yemiş olsam içim yanmayacak lol.
zararsızdeli zararsızdeli
iş yerinde rahatsız olan erkektir. bir sıralar benim de oyle bir durumum vardı . şunu soyleyim iş arkadaşı adı üstünde iş bitince onlar da zamanla biterler. yine de kadın var diye kasmayın işyerinde gerek yok.
dudu hatın dudu hatın
sağlık çalışanıdır.

15 yıllık meslek hayatımda sadece 2 tane erkek iş arkadaşım oldu ve ikisi aynı zamanda çalışmadı. biri yeni mezundu. toy bir delikanlıydı. kadınlara karşı nasıl bir duruş sergilemesi gerektiğini bilemedi ve bir kaç arkadaş "ayy bu bana yürüyor" dedi.
i̇kincisi benimle aynı yaştaydı. kendi bilgisini, yeteneğini kanıtlamıştı.

sohbet edecek, konuşacak pek zamanımız olmuyor zaten. testler, analizler, makineler vs. konu hep bunlardı. i̇ş dışında buluşmayı sevmeyen, iş ve sosyal hayatımızı birbirine karıştırmadığımız için bir farklılık hissetmedik.