iş görüşmesi

2 /
zeus zeus
türkiye sınırları içinde en önemli kısım referanstır, gerisi ancak yurtdışında süre gelen iş görüşmelerinde önem kazanıyor..özellikle mezuniyet notuzuna çok önem veriliyor, görüşme sırasında cv'de ilk bakılan yerlerden biri oluyor..ayrıca ik ile yapılan ilk görüşmelerde teknik bilginizden çok karakterinizi öne çıkarmanızı tavsiye ederim..nitekim ik'cı sizin pozisyonunuza ait bilginizi sınamayacaktır, denildiği gibi şirketin istediği profile uyup uymadığınıza bakacaktır..bu aşamadan sonra diplomanızı almanızı sağlamış teknik bilgileriniz ve teknik hünerlerinizi göstereceğiniz, görüşmelerin ikinci kısmı başlayacaktır..bu son söylediklerim hem yurtiçi (türkiye) hem de yurtdışında uygulanmakta..tabiki de yurtdışında bu işi çoktan sistematiğe bağlamışlar, orası ayrı (ağğğbii avrupa bitirmiş olayı yağğy!)..
speleofizik speleofizik
giderken mavi ve tonlarında hatta belki lacivert takım elbise giyilse iyi olacak (erkek adaylar için), eğer çok heyecanlı biriyseniz işinizin allah'a kaldığı, neredeyse bir strateji oyunu olan ve taktikleri bilenin oyunu kuralına göre oynayanın işi kaptığı görüşmelerdir.
malpolitikası malpolitikası
yığınla gittim bunlara. çok büyük kurumsal şirketlerden tutun da köhne bir binanın ikinci katını kapatan yerlere kadar. kocaman plaza içinde bir kattan diğer kata geçerken bile güvenlik görevlisinin eşlik ettiği şirketlerle de görüştüm, iş yerini bulmak için dudullu, ümraniye sokaklarında kaybolduklarım da oldu. sırasıyla insan kaynakları sorumlusu, insan kaynakları müdürü, departman müdürü topluluğunun elinden de geçtim, hem genel müdür, hem insan kaynakları müdürü, hem de şirketin ceo'su olan bıyıklı amcalarla da görüştüm. türlü salak soruyla karşılaştım:

- en beğenmediğiniz özelliğiniz? (ilim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir demeye getirilen bir soru)
- kitleleri peşinizden sürüklediğiniz bir olay var mı? (he var, halı saha maçı düzenliyorum her hafta olma mı?)
- beş senelik kariyer planınız? (ah bilsem, ah!)

gibi zilyon tane soru soruldu bu mülakatlarda. ama hiçbirinde "aç ağzını dişlerine bakacağım" denmedi. ?????.

durun, baştan anlatayım..

adı sanı duyulmuş bir şirkette son görüşmeyi genel müdürle yapma fırsatına nail olmuşum. çekmişim takımları, terden yapış yapış olmuş bir şekilde gitmişim iş yerine. sekreterle göz göze gelinip, her seferinde tatlı bir tebessümle son bulan bakışmalardan türlü imalar çıkarmış bir şekilde bekliyorum sıramı. sonra giriyorum içeriye. sekreter "içecek bri şeyler alır mısınız?" diyor, bena ağzımı açmadan adam cevabı yapıştırıyor:

- bana bir kahve getir. sana gerek yok, çünkü konuşacaksın, içemeye fırsatın olmayacak.

"peki" diyorum en uzlaşmacı görünen ama içten içe "ulan bi bardak su ver bari" diyen ama belli etmeyen halimle. sonra ben hiçbir şey demeden yapıştırıyor lafı:

- senden aristokrat olmaz!

şaşırıryorum. "ben mühendis poziyonuna başvurmuştum zaten ehehe" diye yaptığım esprime karşılık bulamayınca ciddileşiyor ve şöyle bir şeyler geveliyorum:

- öyle bir çabam yok zaten. bahsini ettiğiniz arsitokratlık bık bık bık...
- saçın sakalınla onlara benzemeye çalışmışsın
- hayır, sadece kendimi yakıştığını düşündüğüm için böyle, diyorum.

sonra sanki bu konuşma hiç gerçekleşmemiş gibi şöyle devam ediyor sıcaktan bunalıp açtığım gömelğin boyun kısmına gelen düğmesine bakarak:

- hiç takmasaydın kravatı daha iyidi!
- ya olur mu öyle şey. biraz kilo almışım da gömleğin yakası gelmedi, ondan. diyorum pişkin pişkin..

yine hızlıca kapatıyoruz bu bahsi ve son bombayı patlatıyor:

- aç bakayım ağzını, dişlerini göster..
- ne ehem, kem küm.. (kurbanlık dana mı bakıyosun lan! diyesim var, ama diyemiyorum)
- aç bakayım alt dişlerine.. hmmm... onlar kızları öperken sorun çıkarır.
- (al işte bir bu eksikti) valla şu ana kadar hiç sorun çıkarmadı.
- eğri onlar, tel taktır o dişlere, çok sıkıntı çekersin.
- peki..

diyorum ve oradan çıkar çıkmaz yaptığım ilk iş lavaboya gidip aynada dişlerime bakmak oluyor. "böyle iş görüşmesi mi olur amk" demeyin, oluyor...
menemene benzeyen picasso tablosu menemene benzeyen picasso tablosu
gözlerin önemli bir rol oynadığı görüşmeymiş,konuşurken parsonelin gözünün içine bakmamız gerekiyormuş.öyle diyor uzmanlar zaten mantıklı olan da o.adı üstünde görüşme,elle olsa elleşme,ağızla olsa yiyişme derlerdi zaten.

görüşme olumlu geçtiyse genelde son olarak şöyle bir soru sorarlar: "peki sen kendini 1 yıl sonra bu şirkette nasıl bir yerde görmek istersin? "bu soruya benim gibi " yıl mı,ben o kadar uzun çalışmayı düşünmüyorum, sadece 2-3 ay oyalanmak istiyorum" dersen sana "hadi canım hadi dükkanın önünü kapatma" derler.(aslında genç ve güzel olan personel müdürüne kendimi 1 yıl sonra sizin kollarınızda görmek isterim demek istedim,teşebbüs ettim sonra vazgeçtim)

işte kalıcı olmak istediğinizi belli etmeniz,kariyer yapmak için çabalıyacağınızı hissettirmeniz gerekiyor.bir de konuşurken rahat olun ama rahatlıktan şaçma sapan hareketler yapmayın mesela koltuğa uzanır gibi oturmayın vs.
justfrozen justfrozen
a href="http://www.itusozluk.com/konsepteaykiri/index.php/organize+sanayide+bir+i%FE+g%F6r%FC%FEmesi" target="_blank">http://www.itusozluk.com/konsepteaykiri/index.php/organize+sanayide+bir+i%FE+g%F6r%FC%FEmesi.
böcek böcek
enteresan bir ortam.

''merhaba merhaba. nasılsınız, kolay geldiniz mi'' gibi yemekteyiz tadında bi başlangıç. ara sıcaklarda ''size şuradan ulaştık, şirketimiz hakkında biraz bilgi vereyim, pozisyon şöyle''. ana yemekteyse ''biraz kendinizden bahseder misiniz?''. karın doyuran kısım bu kısım oluyor kanımca. tabi olaya bir bütün halinde bakmak lazım ama en önemli kısım bu sanırım. ama kariyerinizden kıl çıkabilir, karşınızdaki sizin anlattıklarınızı yemiyor olabilir. onun yemeyeceğini düşünüp hemen bir alternatifle durumu toparlamak konusunda pek başarılı değilim. kıvırdığım çok belli oluyor. tatlı kısmı her zaman tatlı olmayabiliyor. bitse de gitsem derken, karşınızdaki görüşmeci de bugün aç kaldım karın agrılarıyla sizin iç sesinizile aynı şeyi söylüyor olabilir.

iş görüşmesi tecrübelerime dayanarak hala beceremediğim bir nokta var. iş hayatına yeni atılacak, kurtların önüne sürülecek bir taze mezun olarak fazla dürüst davranıyorum. ''bu işi gerçekten istiyor musunuz?'', bön bakışlar. gözlerden okunan bu ne biçim iş mk. hayır iş mi gördün hayatında da bu ne biçim iş diyorsun mk bakışı ise görüşmeden çıkışta geliyor. götün kalkık olsun diyorlar mütemadiyen. katılıyorum ama beceremiyorum. tevazunun elimde patladığı noktalardan biri. götüm kalksın istiyorum, bu işe benden daha iyisini bulamazsınız bakışları atıp karşımdakini büyülemek istiyorum. mna bile korum diyesim geliyor bazen ama nafile.

''biraz da ingilizce konuşalım.'' kısmını atlamışım. bir görüşmede iletişimimin kuvvetli oldugunu söylediğim nevrotik ikcı, ingilizce açıklamamı istedi bunu neye dayanarak söylediğimi. my ass demek istedim, diyemedim.

bi dahaki iş görüşmemde götüm beynimden büyük olacak. kararlıyım. görüşmeden çıkmadan da karşımdakine, ''oldu o zaman, ben sizi sonra ararım'' diycem. kararlıyım mk. skerttiler beynimi. tekrara alınmış gibi hep aynı diyaloglar. değiştiricem tüm teamülleri.
heidi heidi
ortamda az iş, çok görüşmeci, standart görüşme yapanlar olduğu sürece, günlük sonucu bilinen oyunlardan sadece biri. iş hayatında zaten çoğu iş; oyun gibi yoksa tüm gün toplantı, sunum, tanıtım vs gibi zırvalarla geçer mi? sonuç; iş gerçekten varsa, işe adam lazımsa, aday işe uygunsa ya da geçelim bunları referansı sağlamsa sonuç alınır aksi taktirde, tüm görüşmeler özünde bir yalandır, çoğu insan kaynakçısı ise kukladır, kalanları ise fazlasıyla gerçekçi... bu gerçekçi kesim yerine adaylar kuklaları tercih de edebilir aslında. bazen gerçekleri duymak sarsıcı ya o bakımdan....
kopekbaliginingozundekibugu kopekbaliginingozundekibugu
iş vereni temsil eden personel tarafından sözlü mülakata tutuluyorsanız ve görüşme bitikten sonra hala o personelin kaşı gözü yüzü aynı yerdeyse dünyanın en sabırlı insanısınızdır.
yaklaşık bir saat önce bir iş görüşmesine gitttim. daha önce çalışmadığım bir sektör fakat stajlarımı bu sektörde yaptım, askerliğimi yeni yaptım ve 1 yıllık makine mühendisiyim. sorulan sorlar zaten beni karnımdan yardı ama şu soru belkide diğer tüm makine mühendislerinin iş görüşmelerinde karşılaştıkları şu sihirli soru "sizi tercih etmemiz için bize bir neden sunun" beni bitirmiştir.
ben 24 yaşımdayım. 2007 yılında mezun oldum ve tam 80 yıldır demir ve çelik sektöründe çalışıyorum... bundan iyi neden mi olur !
dextare dextare
bugün itibariyle üçüncü kez aynı yerde yaptığım şeydir. aynı yerden üçüncü kez çağırdılar ve gittim dedim bu sefer işe alıcaklar herhalde ancak bu seferde tek açık pozisyon için 5 kişi var aranızdan seçim yapıcaz dediler ve bana ilk görüşmeden beri sordukları maaş beklentiniz nedir diye sordular, bu soruyu tam üç kez duydum üçünde de aynı cevabı verdim herhalde en az istiyeni seçiyolar diye karar verdim kendi kendime. ne bu lan ihaleye teklif mi alıyosunuz yoksa elemanmı.bakalım ihaleyi kim kazanıcak beklemedeyiz. vay benim güzel ülkeme bak işvereninden milletvekiline bakanından başbakanına kadar herkes ülkenin içine etmekle meşgul, bir tek halk zavallı bu ülkede.
alpiboy alpiboy
'dürüst olun, yalan söylemeyin' kısmı iş görüşmelerinde tamamen palavradır. çok yüksekten sallamamak koşulu ile, mulakat yapan tarafa ne düşünüyorsanız onu söylemeyin.
birkaç sene önce sınav ve toplu mulakat ile işe alım yapan bir firmaya başvuru yapmıştım. sınav iyi geçmiş olacak ki mulakatların başladığı ilk gün beni çağırmışlardı. (bu mulakat zamanıda 3 ay sürmüştü yaklaşık olarak) neyse gidip bazı bilgileri doldurduktan sonra 6-7 kişi (tam hatırlamıyorum) mülakatı yapacak kişi ile görüşmek için yerimizi aldık. bu arada bizlere verecekleri maaş belliydi 500ytl. evet aynen buydu ve yükselme şansının olmadığıda mülakata girmeden önce herkese söylenmişti. oraya kadar geldikten sonra geri dönen de olmadı tabi. neyse girdik mülakata, herkesle tek tek konuşan işveren bu işten ne beklediğimizi, okul ve aile ile ilgili beklenen soruları soruyordu. benim dikkatimi çekende gelenlerin çoğunun evli olmasıydı. açıkçası ben artık işten çok bu adamların bu para ile nasıl geçineceklerini düşünüyüyordum. ben rahattım çünkü okuyorum her türlü o para bana yeter düşünüyorum. neyse sıra bana geldi anlattık tabi, ayrıca şunuda söyledim yükselme olanağının olmadığını söylüyorsunuz bende bu işi sonuna kadar götürmeyi düşünmem ama işi layıki ile yapacağımdan eminim dedim (hani dürüst olup doğru konuşuyoruz ya) neyse mülakat sona erdi. sonra benden 1 hafta sonra bir arkadaşım girdi ve benimle aynı düşünceye sahip olduğu halde, mükemmel atışlar yaparak işi aldı. bende doğru söylediğimle kaldım. zaten sonra bu olay prensiplerimin değişmesine neden oldu. akabinde bende işimi buldum.

yani arılar kısacası saçma sapan atmadıktan sonra onların istediği şeyleri söyleyince hiçbir sorun olmuyor. hatta bunu yapın derim.
komiknickbulamadim komiknickbulamadim
işverenlerin kraldan çok kralcı olma sendromunun nüksettiği münazaralardır.

kendileri, her şeye sahip olma egosuyla hareket ettiklerinden, görüşmeye çağırdıkları iş arayan kişiyi itin bokuna sokma hakkını şuursuzca kullanırlar. ve kapitalist düzenin en büyük kurbanı olan işsiz kesim ise malesef bu duruma sesini çıkaramaz. ki tutkuyla sevdiğim yalnız ve güzel ülkemde bu durum daha vahim, daha içler acısı halde kullanılıp amatör güç savaşı halini alır.

ilanı ve duyurusu yapılan bir işe binlerce kişinin başvurması sonucunda, işveren ne istediğini bilmediğinden ve ana amacın işe uygunluktan öte mümkün olan az paraya en kalitelisini çalıştırmak mantığıyla hareket ettiğinden, cv denilen ilk görüşmeler için yeterli bilgi bulunduran belgeleri inceleme gereği duymadan, kişiyi bu iğrenç emellerine alet etmek için çağırırlar. sadece bir kişinin alınacağı bir işe neden 200 kişi görüşmeye çağırılır diye düşünen bir yönetici ben henüz denk gelmedim.

iş görüşmelerinde işverene sempatik gözükmek, kendinizi doğru ve etkin pazarlamak adına takındığınız maskeden gün gelir siz iğrenirsiniz. ama bu kralcı işverenlerin yüzü bile kızarmaz.

birinci iş görüşmeleri genelde sizin dış görünüşünüz test etmek amacıyla yapılır. bundan hala vazgeçemedi türk işverenler. bir an önce ikinci aşamaya geçmek yerine, uygun ya da değil, verilen ilanda en çok(!) 1 ortak özellik bulunan iş arayan kişiyi çağırmanın bir mantığı yok bana göre başka. zira en fazla 15 dkaika süren ilk görüşmede cvnizde yazan hayat özetinizin dışına çıkamazsınız.

iş görüşmeleri işsiz insan psikolojisinin en büyük ışığı gibi gözükse de , her seferinde biraz daha umutsuzluğa, özgüvenin yerle bir olmasına, mutsuzluğa götüren aşamadır.
2 /