iş hayatı

1 /
gülümsün gülümsün
samimiyetten çok profesyonellik isteyen curcuna. ne kadar çok yakınsak da iş hayatından, sayesinde özlemlerimizi, hasretimizi, baş ağrılarımızı ve daha bir sürü özel hayattaki hengameleri unutmak zorunda bıraktıran.
jellicle jellicle
ilk anda garipsediğiniz, sonra siz anlamadan günlerin haftalara, haftaların aylara dönüştüğü; 2. ayın sonunda odunlaşmaya başladığınızı hissedip canlanmaya çalıştığınız korkutucu hayat. sürekli çabalamaktan ibarettir. zira artık, "çalışsaydım ben de 100 alırdım" mantığına paralel olarak; o kadar kassam ben de müdür olurum gibi düşüncelere dalamazsınız. ister bulunduğunuz yerden kurtulmak için, isterse ideallerinzin peşinden koşmak için olsun didinir durursunuz. sevdiğiniz bir işte çalışsanız da; mühendislik gurusu olma isteği ile yan gelip yatma hayali arasında salınır durursunuz. iş hayatının başında başarının getirdiği tatminden çok; geçmişte yaşadığınız gündelik keyiflerin özlemi ağır basar. sabahları yatakta keyif yapmak, gün içinde kitap okumak veya sinemaya gitmek ulaşılmaz gelir. gelir ne demek, o an için ulaşılmazdır, sadece hafta sonuna sahipsinizdir çünkü. her ne kadar insanın kafasında cazip meslekler ve iş alanları olsa da; öğrencilikte sadece kendiniz için yaptığınız şeylerden aldığınız keyifin onda birini vermezler.
zagadka zagadka
insanların içlerinin ne kadar kirli,karakterlerinin ne kadar değersiz,hayatlarının ne kadar satılık olduğunu görmenizi sağlayan.güzel bir okul hayatından sonra mide bulandıracak kadar iğrenç gelen,ama eninde sonunda herkesin içine girdiği dünya.
ebucehilkarpuzu ebucehilkarpuzu
işten başka her türlü entrikanın döndüğü, yüzünüze gülüp, arkanızdan konuşanların cirit attığı, samimiyetsiz, soğuk, zoraki muhabbetlerin döndüğü, içinde olmayanın da olanın da acı çektiği hayat..
magicpie magicpie
işinizi ne kadar severseniz sevin, pazartesilerin bir kabus olduğu hayattır...zaten pazartesileri sevebilecek kadar çok işinize düşkünseniz, bu da kendinizi sevmediğiniz anlamına gelir ki, yazık yani...
kedidir kedi kedidir kedi
uykusuz bir gecenin sonunda, sabaha doğru uykulu gözlerle kalkarsın sıcacık yatağından.. kendine gelene kadar fizik gücü olarak azca, ama beyin gücünü maksimum seviyede kullanıp yaşantını sürdürecek kağıt parçalarını kazanmak için sosyal hayatından feragat ettiğin o "" denen saçma ama gerekli olgu için lanet okursun...
duş almaktan vazgeçip, diş macunundan bi fırt çeker gargara yapıp geçiştirirsin ağız sağlığı kaygısını..."kahvaltıdan önce bi sigara içeyim" diye düşünüp sigarayı yakar ama kahvaltı yapmaktan vazgeçersin. acele bir şekilde yaşadığın şehrin kalabalık trafiğine bırakıverirsin kendini...
işyerine varır varmaz sade bir kahve içersin. içmezsen haram olur o gün sana...öğle yemeği haricinde akşama kadar saça sapan muhabbetlere esir olur, iş hayatı olgusuna lanet okursun..
akşam olur, eve gelirsin. bekarlık kokan 2 odalı daireni 20 dk sonra sucuk kokuları sarar. yemek yapmayı bilmezsin. senin menün fast food ve ara sıra da sucuklu yumurtadır çünkü...
yemeğin sonunda çayını ve sigaranı alıp, dairenin boktan manzaralı penceresine ilişir ve hayaller alemine dalarsın...ve bu şekilde geçen yılların ızdırabı seni hayata küstürür...
"lan" dersin,"keşke farklı olsaydı yaşantım, azıcık mutlu olsaydım" diye iç geçirirsin...
1 /