iş hayatının insana öğrettikleri

1 /
iki nokta üst üste iki nokta üst üste
göte giren ve çıkmayan (çıkarılamayan) kazıklar neticesinde hafızalarda yer edinen bilgilerdir. özel bir okulda öğretmen olduğum için benim açımdan şunlardır:
- iş ortamındaki hiç kimseye güvenme.
- yöneticilerin allah birdir dese de inanma, şüphe et.
- yöneticilerinin söylediklerini ciddiye alma, zira tam bir gün sonra söylediğinin tam tersini söyleyebilir ve eski söylediğini inkar edebilir.
- sözleşme imzalanırken seni ikna etmek için söyledikleri "kendi isteğinle ayrılsan bile bu kurum sana tazminatını verir" benzeri sözlere kesinlikle itimat etme. ellerinden gelse götünü skerler.
- tam anlamıyla tanımadığın, kişiliğinden emin olmadığın insanlara özel hayatından kesitler sunma. manşetlerden düşmeyebilirsin, hiç umulmadık bir anda özel hayatınla ilgili bu sözleri yöneticilerinden duyabilirsin.
- her zaman soğukkanlı ol. özellikle yöneticin, gerginleştiğinde eli ayağına dolaşan, iki lafı bir araya getiremeyen birisiyse alabildiğine soğukkanlı ol, herifi çıldırt.
- her zaman herkese karşı politik ol. hakkını savun ama bazı isteklere de "hı hı, tamam o zaman" demekten geri durma.
- salaklık etme, gerekirse iki yüzlü ol (politik olmanın bir parçası aslında bu da). çevrendeki herkes riyakarlık yapıyorsa sen de bu anlamda küçük kaçamaklar yapmayı ihmal etme. şu bir gerçek ki, para kazanman lazım işte ak yaa...
- seni çileden çıkaran insanlara karşı sert çıkışlar yapıp iş arkadaşlarının antipatisini kazanma. düşman edindiğin kişinin ağına düşmesini bekle. er ya da geç düşecektir.
- kovulmaktan korkma. zira tazminatını almanın tek yolu bu olabilir.
- bir anlamda ekmek kapın olan anne babalara karşı dik dur. bilgi her şeydir. senin alanınla ilgili karşına geçip ahkam kesmelerine izin verme. gerekirse tatlı sert çıkışlar yapmaktan kaçınma.
- sosyal psikolojiye inan. karşına alıp konuştuğun insanlar sana bire bir görüşmelerde söyleyemeyeceği, söylemeye cesaret edemeyeceği sözleri bir veli toplantısında ansızın dile getirebilirler. bunu, diğerlerinin de desteğini alacaklarını umarak yaparlar. böyle durumlarda hiçbir zaman boyun eğme. ortamın gerilmesinden korkma (hayatın gerginlikle geçti zaten ak. daha ne kadar gerilebilir ki).
- öğrencilerinin anne babalarına zerre kadar güvenme. zira onların sana iyi davranmalarının belki de tek sebebi çocuklarının seni sevmesi hatta sana tapmasıdır. kimin ne zaman nasıl bir çıkış yapacağını bilemezsin. çok iyi dediğin kişi bir bakmışsın ki yaratığa dönmüş. "lan ne yapacam ben bu baş belasıyla" diye seni kara kara düşündürten kişi de bir bakmışsın ki en yırtık savunucun olmuş.
- ayrıca bir daha öğrencine çiçek verme. verirsen de "çocuklar bir tane çiçek var. bu çiçeği ezgi'ye veriyorum çünkü annesi yakında doğum yapacak. ezgicim bu çiçeği annene götür." deme. dersen de o günün sevgililer günü olmamasına dikkat et. kocası yanlış anlayabilir.
- duygusal olma, kuruma bağlanma, yöneticilerinin seni sevdiğini falan zannetme, ayrılacağımı nasıl söylesem ki diye düşünme. daha iyi bir teklif gelirse zerre kadar tereddüt etme ve arkanı dön, git. çünkü onlar yeri geldiğinde, adının önce altını çizer sonra üstünü çizerler.
istikamet tayini ile meşgul istikamet tayini ile meşgul
çalışmanın yan etkileri.
hemcinslerin statü kaygısıyla neler yapabileceğini, aynı yerde çalıştığın için eski zaman düellolarıymış gibi hissederek,hakkını aramak için onur mücadelesine vardırmayı.( kazansa da insan çok nahoş durum )
insanları sevmekten vazgeçmek gerektiğini, saygı duyup geçmenin faydalı oluşunu öğretebilir. doğru meslek seçiminin önemini öğretir. ( meslekten soğuma durumu ) iş hayatı acımasızdır klişesine hak verdirebilir bazı insanlar.

en güzeli ve her şeye değer olanı kişinin kendi kazandığı paranın değeri. olumsuz olayların tecrübe oluşunun, ileride faydalarını görmek.
necromayhem necromayhem
askerlik denen zırvalığın komplikasyonları.
şöyle ki; bu amına kodumun evladı sanki hala askerdeymişcesine tertipçilik, devrecilik, kıdem, ast, üst, pok püsür saçma sapan şeylerle doldurmuş beynini. kendisini hala asker zannediyor. birileri bunlara kimin kafası daha iyi çalışırsa, işi de onun daha iyi yapabileceğini anlatmalı. ama yok! beyin değil rütbe esas bu sikimsonik hayatta da.
nulla dies sine linea nulla dies sine linea
hazmetmekte en çok zorlandığım kısmı gelsin:

"kendini pazarlamayı öğrenmen gerek!"

çok acı...

çok gerçek, çünkü sürekli takılıp düşüyorum.

eğer amacınız sadece para kazanmak değilse, yanında sevdiğiniz işi yapmak istiyorsanız, iş hayatının bu öğretisi daha çok can yakar.

birde şu replik gelsin:

"patron her zaman haklı değildir ama patron her zaman patrondur."
amele mektebi amele mektebi
arkadaş çevrem, etrafımdaki insanlar 3 aşağı 5 yukarı benim sosyal statümde, benim zeka seviyeme sahip insanlardı okul bitene kadar. bu sebeple zeka seviyelerine çok takmayarak, genel itibariyle insanlar benzer zekalara sahiplerdir diyordum. aradaki farklar, çevresel koşullardan, çalışma azimlerinden vs. beri geliyordur diyordum ama;


okul bittikten sonraki iş hayatım boyunca öğrendiğim en önemli bilgi, gerçekten insanların kafası basmayabiliyor. yok aga basmayabiliyor yani. iş hayatı öyle bir karışım ki aynı ofiste çalıştığınız insanlarla o kadar farklı dünyalar yaşamışsınız ki, bazen kendi kendinize diyorsunuz ''bu hangi gezegenden geldi acaba?'' diye. insanların zeka seviyeleri arasındaki uçurum denebilecek farkı ben iş hayatı sırasında öğrendim. burada ofisteki arkadaşlarına kızmış gerizekalı diyor sonucu çıkmasın lakin gerçekten çok aptallar yahu? seviyorum hepsini ama öyleler malesef.

örnek vermek gerekirse şirketimizin saygıdeğer muhasebeci hanımefendisi bugün yanıma gelip ''amele bey camıma ne üdüğü belirsiz bir çekirge geldi, kocaman cama yapıştı duruyor sabahtan beri, nasıl alacağım onu? siz korkmazsınız sanıyorum halledebilir misiniz?'' dedi. peki dedim elimde fincanım ve bir adet peçeteyle yola koyuldum. ben sanıyorum ki çekirge içeride, cama yapışmış duruyor. içimden çekirge ile odanın içinde yapacağım kovalamacayı hayal ediyorum. ''boku yedik'' diyorum. bir gittik odaya camın dışında bir adet çekirge duruyor. cama ayaklarını dayamış, biz çekirgenin götünü görüyoruz anlayacağınız;

-aha işte bu, bir türlü gitmedi sabahtan beri gider diye bekliyorum
-cama dokununca da uçmadı mı?


dedim ve o anda birbirimize baktık. 1 saniyelik bakışmanın ardından bunun onun aklının ucundan bile geçmediğini anlamıştım ve camın çekirge olan yerine hafifçe dokunarak camın ufaktan sarsılmasını sağladım. pırrr! çekirge uçtu gitti.
-ay sağolun bu benim aklıma gelmemişti dedi.


şimdi canım arkadaşlarım size soruyorum: yukarıda anlattığım hikaye abartı değil bizzat yaşanmışlığın kendisidir ve bunca zamandır bu ve bunun benzeri bir çok salaklıkla karşılaştım. sizin camınıza bir çekirge gelse ve siz onun uçmasını isteseniz yapacağınız ilk şey cama dokunup korkmasını sağlamak değil midir?

bu kadar mı vahim halde bu insanlık yahu?
1
purpura purpura
bütün gün koşturursun ve işlerde yoğunluk var diye yemekler iptal edilir,aç çalışırsın. ihtiyaç molasına bile çıkamazsın.sidik torbanın patlayacağını hissedersin. susuzluktan dilin damağın kurur,su içmeye gidemezsin. mütemadiyen 6-7 saat ayakta durur kıçın yer görmez işte o denli koşturursun. kimse bu kadar yoğun bir tempoyu kabullenemez kolay kolay.iki üç koşar sonra "ayy ben yoruldum" der bildiğin arazi olur. sen kabullenir yaparsın;amma velakin bunları yaptığın için bir kere bile bir teşekkür görmezsin. eline koluna sağlık cümlesini işitemezsin. millet gibi arazi olmazsın işini yaparsın;ama diğerlerinin az yaptığı iş daha çok göze gelir senin yorgunluğun,koşturman kimsenin gözüne gelmez. böyledir işte piçlik doludur.
lullyby lullyby
kapitalist düzeni öğretti bana. iyi bir üniversiteyi geçtim, üniversite mezunu insanın çok komik fiyatlara çalışması gerçekten traji komik bir durum.

memlekette insanların bedavaya eşek gibi çalıştırılması için her şey yapılıyor. ben de hiç çalışmayıp evde oturmaya karar verdim istediğim gibi bir iş bulana kadar. pişman değilim.
1 /