işçisin sen işçi kal

korkusuz ördek korkusuz ördek
açık öğretim okumaya karar vermiş bir gencin konuyu ustasına açtığında alabileceği cevaptır."sen kaldın da ne oldu, açlıktan nefesin kokuyor, salaksın sen salak kal" diyesin gelir.ama işçilerin aç kalmaması gerktiği bir türlü aklına gelmez...üzülürsün
johnny deep throat johnny deep throat
insanları etkileme hususunda yaş tahtaya basmayan şarkı.ister işçi,ister öğretmen,ister doktor olun,sözleri içinizi acıtmaya yeter.

parçanın sözleri:

gönlüme bir ateş düştü yanar ha yanar yanar
ümit gönlümün ekmeği umar ha umar umar
elleri ak yumuk yumuk ojeli tırnakları
nerelere gizlesin şu avucun nasırları

otomobili tamire geldi dun bizim tamirhaneye
görür görmez vurularak başladım sevmeye
ayağında uzun etek dalga dalga saçları
ustam seslendı uzaktan oğlum al takımları

bir romanda okumuştum buna benzer bir seyi
killi parlak kağıt kaplı pahalı bır kıtaptı
ne olmuş nasıl olmuşsa aşık olmuştu genç kız
yine böyle bir durumda tamirci cırağına

ustama dedim ki bugün giymeyim tulumları
arkası kuşlu aynamda taradım saclarımı
gelecekti bugün geri arabayı almaya
o romandaki hayali belki gercek yapmaya

durdu zaman durdu dünya girdi içeri kapıdan
öylece bakakaldım gözümü ayırmadan
arabanın kapısını açtım açtım girsin içeri
kalktı hilal kaşları sordu kim bu serseri

çekti gitti arabayla eksozuna boguldum
göysümde tomurcuk yaşlar agar agar dogruldum
ustam geldı sırtıma vurdu unut dedı romanları
işcisin sen işçi kal giy dedi tulumları.
oztokyolu oztokyolu
çok böyle nasıl derler türkçe'de "taşaklı" bir söz gibi. özellikle 16-23 yaş arası tüm solcu gençler, tüm işçi çocukları filan için ayet-i kerime gibidir. oysa yakından bakınca pek ezik, pek pasiftir. çünkü özünde olay işçi doğup işçi ölmek değildir. bu noktada bir anımı nakledeyim tam olsun.

bir gün adana'da sepiciler tarafında bir kahvede yılmaz güneyle oturuyoruz. "bir arkadaşı bekliyoruz" yarım saat sonra arkadaş çıkıp geldi. sonra herkes onu fatoş güney olarak tanıdı. böyle pek havalı, acayip zengin, bildiğin fabrikatör kızı. yılmaz da işte filmlerle yavaş yavaş çevre edinmeye biraz para kazanmaya başlamış. ama aklı parada pulda değil. varsa yoksa işçi sınıfı, emekçiler diye aklı çıkıyor yerinden. hep bir şeyler yapmaya çabalıyor. sonradan öğrendim ki bu fatoş denen hanımkızımız yılmaz abimizin manitası, yani yenge durumları var. ama kız tepeden tırnağa kokoş. bildiğin kokoş. bir yılmaza bakıyorum bir kıza bakıyorum aklım almıyor. ama kız yılmaz abiye sırılsıklam aşık. olur öyle dedim geçtim gittim.

bir başka gün karataş'ta pamuk tarlasındayız. ırgatlara yardım ediyor, iki pamuk da biz topluyoruz. ben, yılmaz abi, çiçek arif bir de kardeşi apo. bir baktım uzaktan bir kadın geliyor. böyle şalvarlı, puşili filan. ama yürüyüşünden belli bu kılık o kadına ait değil yani. geldi yanımızda durdu. gözlerime inanamadım. kahvede gördüğüm kadın. fatoş. giymiş şalvarları gelmiş pamuk toplamaya. yılmaz da şaşırdı. "fatoş ne bu hal" deyiverdi. fato'un cevabı acayip: "davanı anladım yılmaz. bundan sonra ben de zengin hayatı terk edip işçi gibi yaşayacağım" yılmazın cevabı çok daha acayipti: "davamı anlamışsın fatoş, ama yanlış anlamışsın. biz, zenginlerin işçi sınıfı gibi yaşamasının mücadelesini vermiyoruz. işçilerin, zenginler gibi yaşamasının mücadelesini veriyoruz"

sonuç itibariyle işçiysen işçi kalmayacaksın. şarkıdaki usta var ya çırağa "unut romanları" diyen. işte ben onun ta... okuyun oğlum adam olun. roman unutmak filan yok. salpadan başlayın mesela.