islam ve kadın

1 /
recai pengül recai pengül
islam ve kadın hakları ile müslüman toplumlarda kadının yeri gibi alt başlıkları olan bir tartışma konusu. budizm ve kadın değil çünkü müslüman bir toplumda yaşıyoruz. budizm ilgimizi çekmiyor.

islam dininin sosyal hayatı düzenleyen hükümleri arasında kadınları konu edinenlerin en tartışmalı hükümlerden olduğunu düşünüyorum. islam'ın evrensel din olma iddiası ve kuran'ın tebliğ edildiği toplum ile günümüz toplumu arasındaki farklılıklar bir çatışma doğurmakta. bu çatışmaları önleme çalışmalarını dinin, çağdaş gereksinimlere uyumlu şekilde yorumlanmasına sebebiyet vereceği için önemli bulmaktayım.

kuran'ı yorumlamak manipülasyonun mümkün olduğu bir alan. değişik sonuçlara ulaşmak için birbirlerinden bağımsız ayarlanabilecek inanılmaz sayıda serbest parametre* var:

* arapça kelimelerin ufak anlam farklılıkları
* tarih içinde değişen anlamlar
* ayetlerin indiği kronoloji
* ayetlerin indiği zamanlardaki toplumsal şartlar ve inişlerine sebebiyet veren olaylar
* yorumları destekleyici hadisler
* hadisleri aktaran insanların güvenilirlikleri

bu parametrelerden bazıları. ortalama insanın bu konuların hiçbirinde bilgisinin olmadığını düşünürseniz kişisel çıkarlarına veya kendi bağnaz hayat görüşüne kuran'dan destek sağlamak isteyen bir insanın oradan buradan edinilmiş yarım yamalak bilgiye dayanan laf salatası ve yukarıda saydığım parametrelerin uygun bir kombinasyonu ile bu amacına ulaşabileceğini kabul etmeliyiz.

böylesi bir manipulasyonu engellemenin yolu, uzman olmasak bile kafası çalışan bir insan olarak yorumlardaki çelişkileri yakalamaya çalışmak, bunları sorgulamak olmalı. ne yazık ki bu çaba da çoğu zaman "kişinin bilgisinin olmadığı konuda ahkam kesme çabası" olarak etiketlenip hakir görülüyor.

sadakatsiz kadınları ele alalım örneğin. nisa suresinde anlatıldığı üzere böylesi bir kadını önce laf, sonra cinsel mahrumiyet ve en son hafif şiddette dayak ile doğru yola getirme seçeneklerimiz var. elbetteki bu konuda "dayak atın" gibi kesin bir hüküm bulunmadığını, bunların o devir için kadını koruyucu / kollayıcı üst sınırlar olduğunu iddia edebiliriz. ama bu iddiaların hiçbirisi karısını dövmek isteyen insanın dinden kendisine dayanak sağlayabileceği gerçeğini değiştirmez. meğer ki dinde yer alan ve günümüzde medenî kanunun alanına karışan bu hükümlerin o devrin şartları altında değerlendirilmesi gerektiğini, değişen şartlar altında artık bu yolları izlemenin gerekmediğini söylemeyelim.

peki böylesi bir mantık yürütme bizi nereye götürür? görünüşte güzel yerlere. çünkü benzeri bir mantığı örneğin iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine denk olduğunu belirten hükümler için de yürütebiliriz. ancak tehlikeli bir çizgide yürüdüğümüzü belirtmek gerek. kuran'da yer alan hükümlerin böylesi açık fikirlilikle ve değişen şartlara göre yorumlanması da ayrıca yorum gerektiren bir düşünce. hem kişisel çıkarlarına dayanak sağlamak isteyenlere yönelttiğimiz manipülasyon eleştirisi bu çabalar için de geçerli.

peki bana batan ne? benim var olduğuna inandığım çelişki, gereken yerlerde bu tür yorumlara açık kapı bırakıp da, evrim, tesettür veya faiz gibi artık kemikleşmiş belli başlı konularda bağnazca davranan insanların içine düştüğü durumdadır. kendi hayat görüşlerine kuran'dan dayanak bulma çabası içerisinde işe başlayıp, sonunda yukarıda bahsettiğim parametre optimizasyonları ile bazı dayanaklar bulanlar açıkça çelişik davranmaktadırlar.

işte böylesi ilginç bulduğum bir konudur bu. farklı alanlarda tartışmalara da kapı aralar.
kızkurusu kızkurusu
allah resulu buyuruyor:
"kadın kocasının izni olmadan (farz oruç dışında) oruç tutar da orucu sebebiyle kocasının arzularını karşılamaktan kaçınırsa allah ona üç haram işin günahını yükler."
"kişi cinsel ilişkide karısını çağırdığı zaman karısı ocak başında yemek pişiriyorsa da kocasının davet cevap versin."
"kişi karısını yatağa çağırdığı zaman (bir özrü olmadan) kadın gelmekten kaçınır, kocası da bu sebeple ona kırgın olarak gecelerse, melekler sabaha kadar o kadına lanet ederler."
"size cennetlik kadınları tanıtayım mı? onlar bir hata ettikleri veya kocaları tarafından bir haksızlığz uğratıldıkları zaman kocalarına karşı: "seni hoşnud etmedikçe uyumayacağım diyebilen kocalarına düşkün kadınlardır."
http://www.esselam.net/islamdakadin/cinselhayat.htm
dünya koca bir yalandı gördüm dünya koca bir yalandı gördüm
kur'an, "kadınlar" anlamına gelen nisa suresi'nin ilk ayetinde, kadın konusuna nereden bakmamız gerektiğinin koordinatlarını verir. buna göre "kadın/ın problemi", "insan/ın probleminden" ayrı değerlendirilemez. onun için, kur'an, sözkonusu ayette kadınlığın ve erkekliğin köken birliğini dile getirerek "insanlık" ortak paydasına dikkat çeker. bununla, kadını insandan, dolayısıyla erkekten bağımsız düşünmememizi ihsas eder. buna göre, "kadın probleminden" sözedilen her yerde, aynı zamanda "erkek probleminden" de sözedilmiş olmaktadır.

kur'an'daki "…erkek olsun, kadın olsun; siz hepiniz birbirinizdensiniz" (3:195) literal anlamının, aslında "erkek olsun, kadın olsun; siz, hepiniz birbirinize eşitsiniz" demeye geldiği, tereddüde mahal bırakmayacak kadar
açık. buradaki "eşitlik", elbette "fonksiyon" eşitliği değil "insanlık" ve "erdem" eşitliğidir. yani, bu eşitliği "aynılık", "tıpkılık" anlamına almak, başta kadının kendisine zulümdür. fonksiyonları gereği erkeklerin
kadınları kollamasını öngören nisa 34. ayetinde, buna gerekçe olarak "kimini kiminden üstün kılması" gösterilmektedir ki, bu "kadının erkekte bulunmayan kimi özelliklere sahip olması ve erkeğin de kadında bulunmayan kimi özelliklere sahip olması" anlamını taşır.

fonksiyondan kaynaklanan bu farklılığı, kur'an'ın çiftleri oluşturan her iki cins için de kullandığı "zevc" (eş) sözcüğü çok güzel ifade eder. bu sözcüğün etimolojisini verirken, kadim dilbilimciler "zevcu'n-na'leyn" (ayakkabının eşi) terkibini kullanırlar. burada her iki cinsin birbirine göre konumunu bir çift ayakkabının konumundan daha güzel hiçbir şey ifade
edemez. sol ayakkabıyla sağ ayakkabı birbirine eşittir; fakat sağı sola, solu sağa giyemezsiniz. bu hem ayağa, hem de ayakkabıya 'zulüm' olur.

mustafa islamoğlu
karahisari karahisari
meşhur fransız edîbi pierro loti de şöyle der:
“dünyânın hiçbir evinde, bir erkek hanımına bu derece saygılı ve hayran olamaz! bu
gerçeğin sırrı, türk evinin, kadını tarafından hazırlanışındadır. evin sâhibesi olan kadının giyişini,
başındaki örtüden ayaklarında bulunan nefis işlemeli kumaşlı terliklere kadar âhenk içindedir.
kadın evine o kadar düşkün, temizliğine o kadar meraklı, kocasının ev hasretini giderecek
öylesine bir zekâ ve eğitime sahiptir ki, evin erkeği akşam üzeri büyük bir hasretle kapıdan girer.
kadının temizliği maddî plânda bir çiçek kadar saftır. bu madde temizliği kadının rûh temizliğinden
gelir. o kadın içki, kumar ve dış dünyâyı bilmez.
dış dünyayı bilmeyen osmanlı kadını, tecessüs illetinden de kurtulmuş olur. evinde mesûd
bir hayat yaşar. kavga gürültü nedir bilmez. gönlünü allaha, kocasına, çocuklarına bağlar. zihnini
fuzûlî şeylerden koruduğu için rahat ve huzurludur. dolayısıyla ahlâklıdır. böyle olunca yuvasının
hürmete şâyân, şerefli bir unsuru olur. ”
recai pengül recai pengül
islam'da bence cinsiyet üzerinden iş yapılır. ibadetlerin şeklini geçtim zorunlulukları dahi cinsiyete göre değişmektedir. sorun bence ahirette erkeklerin kadınlara göre daha fazla kayırılması değildir, dolayısıyla üstünlük veya takva gibi kavramlar değil de bu hayattaki farklılıklar daha ilgi çekici geliyor bana. gerçekten de öbür dünyadaki kadın hakları değil de bu dünyadaki kadın hakları daha çok ilgi çekici değil mi?

çok istiyorsanız, "gerçek islam'da kadın sorunu yoktur. ayrımcılık hiç yoktur." diye başlayabilirim tartışmaya. beni ilgilendiren gerçek islam değil, bu dünya üstünde müslüman olduğunu iddia edenlerin yaşadığı ve yaşattığı islam çünkü. gerçek islam ve kadın başlığı da gerçek islam'da kadının yerinin erkekten aslında ayrı olmadığını iddia etmek için uygun bir yer sanırsam.

ya da gerçek islam yerine kısaca islam diyelim ama bu dünya üstünde kendine müslüman diyenlerin yaşadığı ve yaşattığı islam'a da ayrı bir kelime uyduralım ki farklı şeyleri tartışmak isteyen insanlar birbirirlerini incitmeden tartışsınlar.
muzevir muzevir
dönemsel olarak çığır açacak denli kadınları önemseyen bir dindir islam, ancak nihayetinde sadece erkeklere seslenen bir kitaba sahiptir; dolayısıyla kadınlara dair günümüzde uygulanması mümkün olmayan birçok kurala sahiptir. kuran'ın kadına bakış açısını ve kadınlara dair kuralları inceleyelim:

bakara 223: "kadınlarınız sizin tarlanızdır. o halde tarlanıza dilediğiniz şekilde varın." kuran'ın erkekleri temel alan bakışına ilginç bir örnek. erkeklerin birden fazla kadınla evlenebilmeleri ve onları bir tohumlanacak bir tarla olarak görebilmeleri günümüzün toplumsal yapısına ne denli uydurulabilir ya da kadınlar buna razı olur mu ya da olanlar neden razı oluyor, gerçekten bilemiyorum.

bakara 237: "bir mehir belirlemişseniz ve kadınları hiç dokunmadan boşamışsanız, kesiştiğiniz mehirin yarısını verin. ancak kadınların vazgeçmesi ile, nikâh bağı elinde bulunan erkeğin durumu müstesna. erkekler olarak sizin vazgeçmeniz takvaya daha yakındır." birden fazla kadınla evlenebilen erkekler tabii ki bazılarından vazgeçebilme erkini de ellerinde bulundurmak isteyeceklerdir. kadının boşanmak istemesi ise pek uygun görülmemektedir.

bakara 282: "erkeklerinizden iki kişiyi de tanık tutun. eğer iki erkek yoksa rızanızla kabul edeceğiniz tanıklardan bir erkek ve iki kadın gerekir. bu kadınlardan biri şaşırırsa/unutursa ötekisi ona hatırlatsın diyedir."
nisa 11: "allah size çocuklarınızla ilgili olarak şunu öneriyor: erkek için, iki dişinin payı kadar. ikiden fazla kadın iseler ölenin bıraktığının üçte ikisi onlarındır. eğer çocuk sadece bir kadınsa, mirasın yarısı onundur."
tanıklıkta ve mirasta kadının, erkeğin yarısı haklara sahip olması günümüzde ne derece uygulanabilir ya da kadınlar bunları kabul eder mi?

nisa 3: "yetimler konusunda adaleti koruyamayacağınızdan korkarsanız, sizin için temiz kılınan kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın." ayetlerin çoğu gibi yine erkeklere sesleniyor ve onları, kadınlara dair konularda karar mercii kılıyor.

nisa 24: "harpte elinize geçmiş kadınlar hariç olmak üzere, nikâhlı kadınlarla evlenmeniz de haram kılınmıştır." demek ki evli bir kadın olsanız da birinin kölesi olmaktan kurtuluş yok; harpte ellerine geçmemeye bakacaksınız.

nisa 34: "erkekler; kadınları gözetip kollayıcıdırlar. şundan ki, allah, insanların bazılarını bazılarından üstün kılmıştır ve erkekler mallarından bol bol harcamışlardır. iyi ve temiz kadınlar saygılıdırlar; allah'ın kendilerini koruduğu gibi, gizliliği gereken şeyi korurlar. sadakatsizlik ve iffetsizliklerinden korktuğunuz kadınlara önce öğüt verin, sonra onları yataklarında yalnız bırakın ve nihayet onları evden çıkarın/bulundukları yerden başka yere gönderin!" kadın-erkek eşitliğine aykırı tüm göndermeleri geçiyorum, ama dikkat edilirse burada sadakatsizliği ispatlanmış kadınlardan değil, sadakatsizliğinden korkulan kadınlardan ve şüphelenen erkeğin vereceği cezalardan söz ediliyor.

nisa 128: "eğer bir kadın kocasının sadakatsızliğinden, yahut kendisine sırt çevirmesinden endişe ederse aralarını bir barış girişimiyle düzeltmelerinde kendileri için bir sakınca yoktur." zaten birkaç kadınla evli olan kocasının bir de sadakatsizliğinden şüphelenen kadınlarsa yalnız barışma çabasında bulunması gerektiği vurgulanmış. evden filan çıkarma hakkı yok yani.

zinanın cezalandırılması ise nur 2'de belirtildiği üzere kadın ve erkek için yüzer değnek vurulması (bu ayete rağmen şeriattaki recm ederek öldürmek nereden çıkmış, anlamış değilim). ancak unutulmamalı ki erkeğin zinasından kasıt, başka bir erkeğe ait kadınla zina eden erkek; yani sonuçta başka bir erkeğin hakkını gasp ettiği yüz değnekle cezalandırılıyor. evli olmayan kadınlarla ilişkiye girmekse, imam nikahı kıyabilecek bir hoca bulabildiğiniz, olmadı nikahı kendiniz kıydığınız zaman, o da olmadı iş üstündeyken yakalandığınızda "kardeşim, biz allah'ın huzurunda nikahlandık" dediğiniz zaman zinadan sayılmıyor.

ahzab 50: "ey peygamber! biz sana şu hanımları helal kıldık: mehirlerini verdiğin eşlerin, allah'ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunanlar, amcalarının, halalarının, dayılarının, teyzelerinin kızlarından seninle birlikte hicret edenler. peygamber kendisiyle evlenmek istediğinde, kendisini peygamber'e hibe eden mümin bir kadını da öteki müminlere değil, yalnız sana özgü olmak üzere helal kıldık." buraya yorum getirmek istemiyorum, tabii bazı ayrıcalıklar olacak.

rahman suresinde ise cennetteki nimetlerden söz edilirken erkeklerle birlikte olacak hurilerden söz edilir:
rahman 56: "o cennetlerde, bakışlarını eşlerine dikmiş öyle dilberler vardır ki, daha önce onları ne cin kirletmiştir ne de insan."
rahman 70: "içlerinde iyi mi iyi, güzel mi güzel hanımlar var."
rahman 72: "çadırlar içinde bekletilen huriler var."
rahman 76: "yeşil yastıklarda, emsalsiz döşekler üzerinde yatarlar yan."
erkeklere bakire dilberler vadedilmesine rağmen kadınlar için herhangi bir cinsel vaat yok. oysa birçok surede müslüman kadınların da cennete gireceği söyleniyor. acaba kadınlar için de huriler mi söz konusu diye düşünmeden yapamıyor insan. fakat eş cinsellik konusunda ağır cezalar var.

nisa 15: "kadınlarınızdan eş cinsellik/sevicilik yapanlara karşı içinizden dört tanık getirin; eğer tanıklık ederlerse o kadınları, ölüm canlarını alıncaya ya da allah kendileri için bir yol açıncaya kadar evlerde tutun."
nisa 16: "eş cinselliği içinizden iki erkek yaparsa onlara eziyet edin. bu ikisi tövbe eder, durumlarını düzeltirlerse onlara eziyetten vazgeçin."
eş cinselliğin cezalandırılması gereken bir kusur olarak görülmesi bir yana kadınların öldürülmesi, erkeklere ise eziyet edilmesi buyurulmuş.

bütün bunlara baktığımda kadınların müslüman olabilmelerine şaşırıyorum.

eklenti: tabii ki müslümanım. bir erkek olarak diyebilirim ki bu avantajlar başka hiçbir dinde yok.
karahisari karahisari
hazret-i ömer’in hilafeti zamanında, bir şahıs hanımının çok söylenmesi ve çekilmez bir hâl alması karşısında hazret-i ömer'e şikayete karar verip halifenin evine gelir. kapıya geldiğinde içerden sert, sinirli konuşan bir kadın sesi duyar.
bir ara kapıyı çalamaz ve mütereddit halde öyle beklemeye başlar. biraz sonra hep kadının konuştuğunu ve halifenin sustuğunu anlayan adam, kapıyı çalmaktan vazgeçip geri dönmeye karar verir ve ayrılacağı zaman kapı açılır. kapıyı açan hazret-i ömer'dir.
(ne var, neye geldin, bir şey söylemeden niye geri dönüyorsun?) diye sorar.
adam, (ya ömer! ben hanımımdan şikayete gelmiştim. baktım ki halife bile hanımına ses çıkarmıyor. ben niye şikayet edeyim diye düşündüm ve geri dönmeye karar verdim) dedi.
hazret-i ömer şu karşılığı verdi:
“o benim evimin hanımıdır, çocuklarımın anasıdır, yemeklerimizi yapar, çamaşırlarımızı yıkar, evimizi düzenler. o bunları ihsan olarak yapıyor. böyle birisine laf söylemek yakışmaz.”
just4fun just4fun
muhammed'in "döl getiren siyah kadın, doğurmayan (kısır beyaz) güzel kadından hayırlıdır" sözleriyle anlam kazanan mantıktır.
yaşlı timsah yaşlı timsah
gerçekten islami kurallar ile yaşansa, kadınların işi çok zor dedirten bir sistemdir.

komple kapanmak.
yeri geldiği zaman eşini başka bir kadınla paylaşmak.
vb.
bunlarla yaşamak, yaşamak mı dedirtir.
just4fun just4fun
islam'in, kadını ikinci sınıf olarak görmesi ile açıklanır.

erkeğe, hanımını ne sebeple dövdüğü sorulmaz. şayet ben bir insanın baska bir insana secde etmesini emredecek olsaydım, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim. erkek, kadınını yatağına cağırır, kadın da gelmeye yanaşmaz, erkek öfkelenmis olarak sabahlarsa, melekler sabaha kadar kadına lanet okurlar.
ebu davud, nikah 43, (2147).
nobrainnocry nobrainnocry
islamda kadına çok değer verilmiştir. özellikle cahiliye döneminde kız çocukları diri diri toprağa gömülürken islamın gelmesiyle o kadar katı görüşlere karşı cennetin annelerin ayakları altında olduğu müjdelenmiştir. ve sahabiler de o kadar seviyorlarmış ki peygamberimizi, hiçbir şekilde karşı çıkmamış, islamı ve kadına saygıyı kabul etmişlerdir.
1 /