islamcı

3 /
dumrul dumrul
genellikle yanlış anlaşılan husus şudur. islamcı denen canlı türü 1400 yıl önce ortaya çıkmadı. islamcılık bir siyasal akım olarak sadece 150 yıl kadar önce ortaya çıktı ve büyük bir hızla siktir olup gidiyor.

yanlış anlamanın kaynağı da şu: islam salt bir din olarak değil, bir devlet düzeni olarak doğdu. ama bugün anladığımız anlamda bir devlet değil. 6. yüzyıl koşullarındaki ilkel bir kabile devleti.

ticarete ve köleciliğe dayalı bir toplum tipinde bu çalışıyordu. temelde bundan farklı olmayan feodal toplum tipinde de çalışıyordu. toprağa sahip olunca toprağı ekene de sahip oluyorsun. yani temel esprisi bu kabile devletinden farklı değil. bir teba var tebayı güdeceksin. karmaşık bir şey yok.

oysa 1789'dan sonra başka bir dünyada yaşıyoruz. her şey değişti. devlet tipleri değişti. yeni rejim tipleri ortaya çıktı. sanayi devrimi diye bir şeyle karşılaştık. artık seri üretim yapabiliyorsun. makineler varken köleye değil tüketiciye ihtiyaç duymaya başlıyorsun. tebaya değil vatandaşa ihtiyaç duyuyorsun. sistemin devamı için her şeyin büyük bir hızla yürütülebilmesi gerek. artık bolca kaynak üretebiliyorsun. kaynak bolsa nüfus patlar. onbinlerce yılda 1 milyar'a ulaşabilen nüfus sadece 100 yılda onun 7 katı büyüyebiliyor. niye? çünkü eskiden hayal bile edemeyeceğin bir hızla üretim imkanın var. nüfus büyüdükçe çok daha karmaşık sistemler üretmen lazım. 1918 lan. nüfus 1 milyar. onun da yarısı açlıktan hastalıktan ölüm sınırında. hepsi birbirini yiyor. bugünkü dünya nüfusu 7 milyar. 1918'de dünyadaki bütün müslümanların sayısı kadar bugün endonezya'da müslüman var. bunu kabile yönetir gibi yönetmen de mümkün değil. "seve seve" modern devlet aygıtlarına ve onun siyaset kurumuna geçiş yapacaksın.

insanlığın artık kısacık sürelerde alabildiği yol on binlerce yıl boyunca alınan yolun çok çok daha fazlası. işte buna modernizm deniyor. modern dönemde modern devlet aygıtları ortaya çıkıyor. modernizm öncesinde siyaset diye bir kurum yoktu. yasama, yürütme, yargı, ordu, mülk hepsi tek elde toplanmış, karmaşık bir şey yok. ama modern dönemde hepsi ayrışmaya başladı ve siyaset diye bir kurum ortaya çıktı.

bu, şeriatın iflasıdır. şeriatı yeni döneme uydurman lazım. bunun için vekil kurumlar oluşturman lazım. yeni modeller ortaya çıkarman lazım. islam'da parti diye bir şey var mı? yok. seçim var mı? yok. hepsini kurmak zorundasın. kurmadığın modelin bu yeni dünyada tutunma şansı yok. al işte onu deneyen ışid n'oldu?

6. yüzyılda organik olarak ortaya çıkan her şeyin sentetik kopyasını yapmak zorundalardı artık. işte islamcılık burda ortaya çıktı. siyaset kurumunun islam dünyasındaki karşılığı olarak.

pekii tuttu mu? yaşatabiliyorlar mı? hayır. 6. yüzyılın yönetim anlayışı 21. yüzyılda tutamayacağı için islamcılık iflas etti. olan budur.
2
seanvictorydawn seanvictorydawn
camcıııı camcııııı camcı
diye sokak sokak geze geze kendi adamlarinin 5 dakika onceden kirdiklari masumlarin pencere camlarini yenileten

seyyar saticilardir.

sattiklari seyleri kendileri asla kullanmazlar, bu yüzden uyusturucu sebekesi gibidirler islamcilar. bir kere damardan aldiniz mi gebereceĝiniz gune kadar inim inim inleyeceksiniz islamcilarin sattiklari uyusturucularin size ettiklerinden. ne yazik ki narkotik büro bunlari yakalanmaya layik gormuyor.
gulhane parkindaki ceviz agaci gulhane parkindaki ceviz agaci



gulhane parkindaki ceviz agaci gulhane parkindaki ceviz agaci
(bkz: suçumuz müslüman olmak/@gulhane parkindaki ceviz agaci)
(bkz: islamcı/@gulhane parkindaki ceviz agaci)
(bkz: 23 haziran 2019 istanbul büyükşehir belediye seçim/@gulhane parkindaki ceviz agaci)



























gulhane parkindaki ceviz agaci gulhane parkindaki ceviz agaci
islamcı ya da islamcılık (politik/siyasal islam) dediğimizde akla önce osmanlı'daki islamcılık akımı ya da osmanlı da dahil olmak üzere 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren müslüman ülkelerde şekillenen islamcı düşünceler geliyor sanırım.

günümüzde, batılı gözle baktığımızda, mercek altına alıp da bir sorun kaynağı olarak gördüğümüz islamcılık ise daha çok ihvancıların islamcılığı, diğerleri değil. en azından benim dahil olduğum kesim için vaziyet böyle. (inanmıyorsanız da saygı duyacaksınız)

bu ihvancı tipler, selefi-vahhabiler gibi şiddet uygulamaktan hoşlanıyorlar bu arada, ancak diğerleri gibi bomba patlatmak, kafa kesmek, trafik araçlarıyla insan kalabalığına dalmak vb. gibi aksiyonlara pek girişmiyorlar. bu kertenkeleler daha ziyade psikolojik şiddete başvuruyorlar. fiziksel şiddetten kaçınıyorlar, en azından şimdilik.

mesela:




m.karar.com

somut bir örneği:




ihvancılar, bizim yani batılı pis kafirlerin kültürünü, ahlakını ve değerlerini benimsemiyorlar ancak benimsemiş gibi yapıyorlar. sanki bizden biriymiş gibi davranıyorlar (takiyye). benim tabirimle kültürümüze tecavüz ediyor, kendiliğimize ve özgünlüğümüze izin vermiyorlar (ahlaki üstünlüğümüzü tersyüz ederek sözde/sahte bir ahlaki üstünlüğe erişmek için). bunun ardından bir tersyüz oluş yaşanıyor, bizim hiç de hoşumuza gitmeyen kendi sıkıntı ve problemlerini bize aktarıyorlar. (zenofobik olup da bunu kabul etmeyerek bize islamofobik/zenofobik iftirası atmak, seçimlerde oy çalıp da kaybedince çünkü oy çaldılar demek vb.)

mesela ifade özgürlüğüne inanmıyorlar, bunu benimsemiyorlar. onlara göre bizler söz hakkı olmayan fare suratlı haşereleriz. benimsemiş gibi sahipleniyorlar ve tüm nefretlerini ifade özgürlüğü maskesi ile bize kusuyorlar. bunu genellikle iyi eğitimli olanları yapıyor, diğerleri pek beceremiyor.

amaçları bizi ebediyen susturmak. korkutmak, yıldırmak, sindirmek...

bizler, fare suratlı haşereler, yani pis kafirler, fiziksel/bedensel ve zihinsel/düşünsel varlığımızla islama ihtiyaç olmadığını, islam olmadan da yaşanabileceğini, hatta islam olmadan çok çok ama çok başarılı olunabileceğini, müslümanlarınkinden çok daha güzel hayatlar kurulabileceğini kanıtlıyoruz. bu da islamın ve islamcıların tüm iddialarını yanlışlıyor. işte sırf bu yüzden ya müslümanlaştırılmalıyız ya da bir şekilde etkisiz hale getirilmeliyiz.

onların gözünde tabi... yüksa çok şeker insanlarız lan... acayip minnoşuz.
gulhane parkindaki ceviz agaci gulhane parkindaki ceviz agaci
uyguladıkları ya da uygulamak istedikleri şiddeti, işledikleri ya da işlemek istedikleri suçları kitlelere meşru gösterebilmek için türlü bahaneler ararlar. bunu yaparlar, zira nedensiz (ırkçı-ayrımcı) nefretleri ve şiddetlerini hayata geçirmeleri için buna gereksinim duyduklarını domuz gibi bilirler.

mesela:




islamcı salih, sağdaki şiddeti meşru göstermek için soldakiyle onu eşitlemeye çalışıyor. salih faşizme ve şiddete karşı değil, öyle olsaydı geçmişteki şiddetin faillerinin yargılanmasını isterdi.

salih, "herkes faşistse kimse faşist değildir," demek istiyor aslında (sağ görseldeki -günümüzdeki- şiddeti aklamak istiyor), ama bundan habersiz. kriminal psikoloji ve kriminolojiden de öyle...




çocuklaşması da cabası, eheheheh.




(babasının kredisi olmasa...)

(bkz: halil sezai vs yusuf yerkel)
3
dumrul dumrul
islamcının ne bok olduğunu biliyoruz da bsm tv denen tkp'nin osuruktan youtube kanalı yine alışıldık tavrını göstermiş. kimin neyi talep ettiğinin bir önemi yok, polis eski türkiye'de de iktidarın terör aygıtıydı yeni türkiye'de de iktidarın terör aygıtı.

duyan - gören de polisin bir aydınlanma mücadelesi filan verdiğini sanacak.

türkiye, islamo-faşistler tarafından güncellenen bir faşist darbe anayasası ile yönetiliyor. yani evet, o da faşizm, bu da faşizm. türkiye'nin rejim tipi akp ile birlikte faşist diktatörlük olmadı. bu, arada fark olmadığı anlamına da gelmiyor. eski türkiye faşizmi, hibrit bir rejimdi. en azından sistem içi unsurlar açısından belli bir esneme payı vardı. ifade özgürlüğü çok kısıtlı da olsa vardı. akp ise pek çok yönden klasik faşizme çok benzeyen bir rejim kurdu.

çoğu insan bu tartışmaların hangi teorik zemine dayandığını anlamaz. bu da doğaldır. bunu anlayabilmek için marksist devrim şablonlarını bilmek gerekir. türkiye'de solun ilk büyük yarılması olan 68'den sonra bir tarafta demokratik halk devrimi savunucuları, diğer tarafta ise sosyalist devrimciler birikmiştir. demokratik halk devrimi savunucuları türkiye'de demokrasi sorununun çözülmediğini, türkiye'de işçi sınıfının tek başına devrim yapamayacağını, küçük burjuvazi ve köylülükle ittifak yaparak faşizmi yıkıp demokratik görevleri yerine getirmesi gerektiğini savunur. bunun karşılığı kimi zaman iki aşamalı devrim, kimi zaman da demokratik halk devriminden kesintisiz olarak sosyalizme geçiştir. bu şablonu 1917 şubat ve ekim'e bakarak anlayabiliriz. şubat halk devrimidir. küçük burjuvazi, köylülük, proletarya ve askerler bu devrimde yer almışlardır. ekim'de ise bolşevik parti iktidara işçi sınıfı adına tek başına el koymuştur. sosyalist devrimciler ise işçi sınıfının türkiye'de yeterince olgunlaştığını, demokratik görevler filan diye bir şey olmadığını, faşizmin devlet olarak örgütlenmiş olmadığını savunur ve bunun doğal sonucu olarak da doğrudan sosyalist devrim yapılabileceğini öne sürerlerdi. bu tespitlerin pratikteki karşılığı ise şuydu: faşizm koşullarında mücadele radikal biçimler almak zorundadır. sosyalist devrimin ise programı sözde radikaldir ama yöntemleri radikal değildir. mesela işçi sınıfının silahlandırılması gibi bir mesele yoktur. bugün çakma tkp ve tip diye bildiğimiz sip her zaman sözde radikal bir söylemle düzen içinde kalabilmeyi bu teorik kalkanı kullanarak başarmıştır.

şimdi ise bu teorik ezberleri de bir kenara koydular. sözde faşizm tespiti yaparken de parlamenter "mücadele"nin dışında hiçbir yerde kendilerini göremiyoruz. ben kendi bakış açımıdan da bahsetmiyorum. üçüncü enternasyonal diye bir şey var, bu üçüncü enternasyonal'in bir faşizm tarifi var ve faşizme karşı mücadelenin yolları, yöntemleri stalin ve dimitrov yoldaşlarının öncülüğünde tespit edilmiş değil mi?

lafa gelince stalin yoldaş canımız ciğerimiz, tatlış stalinimizi sevmiyorlar çünkü o führerlerini tokatladı geyiği yaparlar ama akp iktidarı sonrası nihayet faşizm gerçeğini tespit edebildikleri halde tatlış stalin yoldaşlarının belirlediği faşizme karşı mücadele stratejilerinden de götün götün kaçıyorlar. çünkü sosyalist devrim de türkiye kolej partisi'nin paravanından başka bir şey değildi.

aynı şekilde islamo-faşizme karşı mücadeleyi bir aydınlanma mücadelesi olarak yürütme yeteneğine de sahip değiller. neticede eski genel başkanları iftar sofrasında dua pozu verebiliyor. hadi ona şimdi sallamak serbest. eskiden yere göğe sığdıramadıklarını filan da kimse "hatırlamıyor." pekii twitter'daki çok takipçili tkp'li hesapların (fatih yaşlı, ali örnek, erman çete vs) kendilerini paralayarak islamo-faşist iran rejimini savunmalarına ne diyebiliriz mesela?

türkiye kolej partisi aydınlanma mücadelesi adına ne yapıyor mesela? (eski türkiye polisini ve türk - islam zırvalığını başımıza çıkaran 12 eylül - 28 şubat kafasını yalamak dışında)

salih'i̇n ne demek istediğinin hiçbir önemi yok. eski, rejim ve yeni rejim arasındaki devamlılık ilişkisinin bir önemi var. bunların aktörleri de tam olarak aynı kişiler.

özetle bu bsm'yi filan dikkate almayın. takip etmeyin. boş yapmaktan başka bir icraatlarını ben daha görmedim.
4
nils holgersson nils holgersson
amcılığını geçtim hadi ki şaşırtmadı ulan en basit kelimeleri bile düzgün yazamayan böyle liyakatsiz adamların haketmediği hayatları yaşaması hala zoruma gidiyor. bir tane liyakatli adam olmaz mı arkadaş alayı vurguncu görmemiş çiğ bunların.
4
3 /