ıssız adam

46 /
postmodern kaygılar postmodern kaygılar
lise yıllarımda erkek başrol oyuncusu idolümdü. onun gibi parasal kaygılar gütmeden, kaliteli şaraplar içip, istediğim kadınla yatmak istiyordum. liseyi sevişerek bitirdim desem yeridir. üniversitede komünist gruplarla tanışınca kadın işlerini bırakıp kendimi devrime verdim. artık devrimciyim.
üç hürellerin dördüncüsü üç hürellerin dördüncüsü
"ada ben ayrılmak istiyorum"

ya çağan ırmak'ın her dram filmi bu kadar mı komik olur ya? hani babam ve oğlum'da çetin tekindor reis ile burada melis ablamızın oynadığı ana karakterler, kendisine odaklı olarak, bi duygu patlaması yaşıyor ya hani orada niye bilmiyorum kopuyorum ya! çok komik lan!

aığızınaa zçayım ühühü,

nedeeeennnn!!!!
baseline baseline
"ada ben ayrılmak istiyorum"

çok sevdiğim (bkz: çağan ırmak) filmidir. ilk gösterime girdiği zaman tek başına izlemiştim. (burda yașımı belli ediyorum). o sahnede çok ağlayanlardan biri de bendim. eve geldim yemek masası kurulu, masaya oturdum, annem bir şeyler sordu, "bana dokunmayın filmin etkisindeyim ağlayasım var hala" gibi bir şeyler söylemiştim. kısaca çok sahnesinde de ağlamıştım. yıllar sonra da filmi izlediğim her zaman ağladım.

müzikleri için bile sevilir...bu filmden/ bu replikten/ bu sahneden etkilenmeyen/komik bulan ya da ağladığınız için sizi anlamayan üstüne de gülen insanlar sizi üzer.

çağan irmak iyi ki varsın.

ada'nın repliği ile bitiriyorum:

"karda donmak üzeresin uyumak tatlı geliyor ama öldüğünün farkında değilsin".
kimseoralıolmasınbendeburalıdeğilimzaten kimseoralıolmasınbendeburalıdeğilimzaten
bir insan neden "kızım ben sana göre değilim! ben sana zarar veririm!" diyerek uzaklaşır birisinden. bunu aramızda ıssız adam olmak diye tanımladık. erkeklere ıssız adamlık yapmayı da pek sever oldunuz dediğimiz sürece onlar tarafından azarlandık. çünkü "ıssız adam" olarak tabir edilen onların hoşuna gitmedi. haklılar.
biz kadınlar, yaşamı yeniden ve yeniden üreten bir bedende hormon kokteyli içerisinde yaşıyoruz. hani derler ya kadınlar değişir diye. evet değişiyoruz. çünkü biz yaşamı üretmek üzerine odaklanmış bedenlerimizin içerisinde, sizlerin dalga geçtiği hormonal beyin kimyamızla, bir erkek tarafından en ince yerimizden vurulup her öldürüldüğümüzde dersimizi alıyor, ödevimizi yapıyor, değişiyor ve kendimizi yeniden üretiyoruz. bugünlerde çok yaygın söylenen "be the better version of yourself" var ya, aynen öyle kendimizin en iyi hali olmaya çabalıyor ve değişiyoruz. ta ki yine karşımıza bir erkek çıkıp, "kızım ben sana göre değişim, sana yaramam ben" diyene kadar.
bunu kaç erkekten duydum sayamam ama bir hafta önce yeniden söylendi bu cümle bana. ve dönüp dolaşıp yine aynı yere geldim. bana son söyleyen şahsın nezdinde, daha önce de söyleyenlere ve bu cümleyi etrafındaki kadınlara söyleyecek erkeklere sesleniyorum.
hayatta bok gibi şeyler yaşamış olabilirsiniz. bana bu cümleyi bir hafta önce söyleyen adam da bok gibi şeyler yaşamıştı. evlenip boşanmıştı. eşi onu aldatmıştı. ben de aldatıldım defalarca. acısını anlıyordum. ama neden kendini iyileştirmek için uğraşmıyordu? ben kötüyüm, böyle kötüyüm, sana zarar veririm diyordu da "kötüyüm, bok gibiyim ama sana zarar vermemek için çabalayacağım, kendimi değiştireceğim iyileştireceğim" demiyordu. kendi yaşamını neden yeniden yaratmıyordu da onu seven kadını sözde ona zarar vermemek uğruna bırakıp gidiyordu?
ben onca kez düşmüşken yeniden sevebiliyorsam, neden o sevmeye bile uğraşmıyordu? çünkü şu: bir daha düşmekten korkuyordu. arkadaşlar, onları üzüp vicdan azabı çekmemek için ben sana zarar veririm kızım ben sana göre değilim, seni üzerim dediğiniz kadınları bu cümleyi kurarak üzersiniz. siz vicdanınızı temiz tuttuğunuz sanrısıyla dolaşırsınız sadece ortalıkta.
yeniden sevmekten korkmayın beyler. bin kere düşer bin kere kalkarsınız. ben kalktım. siz de yapabilirsiniz. bence sevgi konfordan önce gelir. mücadele etmeden vazgeçmeyin bir kadından. bir daha acımasın diye sevmemek için çabalarken seviverirsiniz bir kadını. hep öyle olmadı mı? yine acıyabilir kalbiniz. ama belli mi olur belki de mutluluğu bulursunuz.
velhasıl, ıssız adamlık güçsüzlüktür. konformistliktir. zaten 30umuzu geçtik, hepimiz hayatımızın bir yerinde duygusal boka battık. batmayanımız var mı? geçmiş hayatınızdaki bokları, geleceğinizdeki insanın üzerine silmeyin. yıkanın, yeniden siz olun ve yaşamınızı yeniden üretip sevmekten korkmayın.
ps: sözlük, içimi dökeyim dedim, yanımda bunları anlatacak kimsem yoktu. twitterı kapattım. facebookta ve instagramda akrabalar var yazamadım. yıllar sonra döndüm bir giriyle buraya kustum. okuyup faydalananınız olur.
4
müsait bir yerde lütfen müsait bir yerde lütfen
şu çocuk da bu ıssız adam tripleriyle şu şarkıyı yapmış.

bana şarkıyı bir anlatıyorlar öve öve. nalan biz olsaydık tribinde, ay, ne kadar şanslı kızmış vs.


şarkıyı dinledim, dedim ki "kendime güvenim yok, benden bir halt olmaz, sana yâr olmak gibi bir şeyin mümkünatı bile yok ama şimdi ben bırakmayayım sen bırak ki kendimi kötü hissetmeyeyim, onun bunun çocuğu olduğumu düşünme" karaktersizliği için yazmış, evet dedim.


ıssız adamlık bu. süslü cümlelerle utanmadan sanatı, felsefeyi, edebiyatı kendi emellerine alet ediyor pezevenkler. himmm, ne derin çocuk falan demiyoruz oysa katıksız piç diyoruz. en azından ben diyorum yüzüne de sorana da.
3
ravenhow ravenhow
internette yazılanlara bakarsak kadınların çok büyük bir kısmının nefret ettiği erkek tipi oluyor bu ıssız adam. öncelikle şunu söyleyeyim ben ne ıssız adamım ne de kadınım. esasen konuyla alakasız biri olduğum için görüşlerimi değersiz olarak görmek mümkün veya beni bir gözlemci olarak kabul edip görüşlerimi dikkate almak da mümkün. ben kendimi gözlemci rolünde gördüğüm için bir iki laf etmek istiyorum.

en son söylenecek olanı en baştan söyleyeceğim; ıssız adam denilen tipler aslında ilişki yaşamaya son derece uygun oldukları halde çoğu kişiye komik gelen bahanelerle karşılarındaki kadını reddettikleri zaman onlardan bu denli nefret ediliyor. yani bu ıssız adamın bahanesi daha 'mantıklı' bir şey olsaydı aslında bu denli büyük bir nefret söz konusu olmayacaktı.

biraz gerçekçi düşünmek gerek, hiçbir çekiciliği olmayan biri zaten bu bahsedilen adamların davranışını sergilemez. yani 120 kilo, 1.50 santim boyundaki birinin "bağlanamıyorum" demesi ıssız adamlık olarak bile algılanmaz. algılansa bile en iyi ihtimalle dalga geçilir, nefret bile duyulmaz. yani bu ıssız adam denilen tipler bir dönem kadınlarla beraber olmuş ardından ciddi beraberlikler yaşayamayacak hale gelmişlerdir(onların iddiasına göre). demek ki ortada bu adamları beğenen kadın var. beğeni varsa bu beğeniye sebep olacak özellikler de var demektir. sonuç olarak bu ıssız adam denilen tipler genelde beğenilen insanlar oluyor. zaten nefret de burada başlıyor. örneğin adam sevmediği söylese her reddedilme anında yaşanan üzüntü yaşanacakken tuhaf(bence komik) bahaneler öne sürünce kadınlar sinirleniyor.

bunları yazıyorum çünkü bu ıssız adam denilen tiplere edilen hakaretleri görünce dayanamadım açıkçası. yani mesele çekici olan erkeğin komik bahanelerle reddetmesi, dışarıdan bakan bir gözlemci olarak bu olay bana böyle görünüyor.

çekici, karizmatik, yakışıklı, zengin, güçlü, komik erkek(bu özellikler kadınına göre değişir) --> reddediş --> normal bahaneler --> üzüntü.

çekici, karizmatik, yakışıklı, zengin, güçlü, komik erkek --> reddediş --> bağlanamıyorum, aşka inanmıyorum vesaire --> hakaret, küfür, aşağılama.

bence insanlar davranışlarının, duygularının, düşüncelerinin ve reflekslerinin arkasında yatan şeyleri irdelemeli. mesela ben dışarıda bir kadını çok beğendiğimde moralim bozuluyor. hele hele onu bir erkekle görünce(erkeğin onunla olan ilişkisinin ne olduğunu bile bilmeden) iyice içime çöküyorum. bir bahaneye sığınarak, o kadınla dalga geçerek, onun bütün kusurlarını düşünerek bu durumdan sıyrılabilirdim ama hislerimi incelediğimde o kadını ulaşılamaz gördüğümü ve bu yetersizliğimin moralimi bozduğumu fark ettim. bu sayede sorunun benimle alakalı olduğunu kabullenip, kimseye kötü bir laf etmeden hayatıma devam edebiliyorum. herkese tavsiye ederim, oldukça güzel bir hobidir.
46 /