istanbul oyuncak müzesi

1 /
tenement funster tenement funster
müzedeki parçalardan birinin -şimdi büyümüş bir çocuğun zamanında tek oyuncağı olan- içinde eski kibrit kutularının kesilmiş resimli kısımlarından onlarcasının bulunduğu hazine sandığı şeklinde küçük kırmızı bir kutu olduğu, açılış tarihi ayrı anlamlı olan bir müze.

oyuncakta nesnenin altında yatan yalnızlık, paylaşım, çaresizlik, umut, sevinç, bağlanma gibi kavramları sorgulamak ve hangi neslin daha şanslı olduğunu kendi kendine sormaya yolaçacak bir koleksiyon.

23 nisanda, erenköy'de, tren yolunun karşısında, eski bir konakta...
whisper whisper
sunay akın oyuncak müzesi.
sunay akın'ın ailesinden kalan köşkte dünyanın farklı yerlerinden topladığı ve insanların verdiği oyuncakları sergilemesi ile oluşan müze. tahta atlar, kuklalar, bez bebekler, kurşun askerler, maskeler, arabalar, ufak tefek biblolar, horoz şekerler, çöp bebekler, cin ali kitapları...

aslında gezerken sanki bir müze gezmiyosunuz da çocukluğunuza yolculuk ediyosunuz. "aa bunlardan benim de vardı hatırlıyorum" diyosunuz. oyuncaklarını veren insanların siyah-beyaz resimlerine bakarak onların çocukluklarını hayal ediyorsunuz.

80 yaşında amcalar teyzeler, küçücük çocuklar her yaştan insan büyülenmiş gibi geziyor. aslında 4 nesil birada geziyor müzeyi ve bu da ayrı bir anlam katıyor herşeye...

"benim ne işim var oyuncakla" demeden herkesin mutlaka görmesi gereken bir koleksiyon.

buradan sunay akın'a teşekkür ediyorum; kah gülerek kah biraz hüzünlenerek ama gözlerim içi ışıldayarak hiç eksilmeyen kocaman bir gülümseme ile bana keyifli saatler yaşattığı için.
sorunsal sorunsal
özlüyor insan çocuk olmayı özeniyor bazen 1930lardaki çocuklara bez bebeklere her bölüme uygun müzikleriyle inanılmaz ilginç eğlenceli bir müze sunay akına teşekkürler
nightwish nightwish
bunca övücü girinin ardından ek ayrıntıları vermek gerekirse, en zengin oyuncak koleksiyonu almanlara ait. özellikle bölümlendirilmiş oyuncaklar arasında (mesela trenler için ayrı, eski çağ için ayrı, kuklalar için ayrı kısımlar vardı) en göze çarpan ve detayları en güzel şekilde yapılmış oyuncaklar bunlardı. özellikle savaş oyuncakları kısmında hitler'li olan koleksiyon harikaydı, her halde betimlenmişti oyuncaklar. almanların ardından en çok oyuncağa sahip ülke ingilizlerdi sanırım. (bunlar istatiki veri değil tamamen gözlem usulü alınmış verilerdir.) türk oyuncaklarının sergilendiği kısımda ise en çok dikkati çekenler (benim genel fobim üzerine) ayşegül bebekler ve eminim herkesin bildiği, tenekeden polis arabasıydı. hani, hatları keskin olmayan, hafif ovalolan, ön camına 2 polis çizilmiş olan oyuncak. genel olarak oyuncaklarımızın çok büyük olduğunu farkettim; ayrıntı detay azdı. ayrıca, o dönemin zorluklarını ortaya koyar bir vaziyette daha "fakir" bir görünümleri vardı.

en güzel kısım ise tam girişteki cin ali kitapları ve figürüydü. ayrıca özel camekanlı bir vaziyette tam onun yanında yerini almış karagöz hacivat kuklaları ise hakikaten çok güzeldi.
therealman therealman
tarafımdan gidip görülen süper nostaljik yer.ordaki oyuncakların bir kısmınla oynayabildiğim ve büyük bir kısmına yetişemediğim ama görerek hayalimde oynadığım oyuncakçı dükkanı.pelenin halit kıvanç'a imzalayıp verdiği futbol topu da oyuncak müzesindedir ve dakikalarca baktığım tek nesnedir.
ayrıca orda bulunduğum sırada,yabancı küçük bir çocuğun beni göstererek '' heyyy der are e lot of big pipılllll ''şeklinde bağırması ve akabinde utanarak sus lan velet diye haykırasım geldiği yer.*
tırtıklı cips tırtıklı cips
kızılderili oyuncakları, uzay gemileri, bebekler, trenler ayrı ayrı odalarda ve sizi cidden olayın içine çekecek şekilde hazırlanmış. birazcık oynayayım kırmayacağım söz diyesiniz geliyor. oyuncakların bazılarının hikayeleri de mevcut. örneğin uzay gemisi ve sahibinin babaannesi tarafından ona uygun yapılmış kılıfı gibi. bunun yanında oyuncakların nerede ve hangi tarihte yapıldığınıda öğreniyorsunuz. en alt katında müzenin oyuncakları hakkında az sonra göreceklerinizle ilgili bilgi sahibi olmanızı sağlayan belgesel tadında bi gösterimin mevcut olduğu, istanbulun tek oyuncak müzesi.
1101001 1101001
bir oyuncağın tahta, demir, seramik vs. den yapılma araba, bebek, asker, uçak vb.nin çok ötesinde bir anlamı olduğunu insana hatırlatan ve düşündüren bir mekan. insanı tüm camlı bölmelerin önünde saatlerce durduran ve her bir oyuncağı tarihiyle ve ait olduğu ülkenin o dönemiyle birlikte düşüncelere sevkeden bir niteliğe sahip.
öyleki; amerikalıların yapmış olduğu kore savaşı'na giden türk askerlerinin oyuncağı, yine amerikalılara ait 1945'te hiroşima'ya atom bombası atan uçağın oyuncağı, peny oyuncakları ( ingiltere'de yoksul aile çocukları için üretilen ve 1 penny'e satılan yaklaşık 2 cm boyundaki oyuncaklar. ismini de yıllar sonra değerinden almış)

nazi askerlerinin tüm insanlık halleriyle tasavvur edildiği (traş olan, içki içen, kağıt oynayan, yemek yapan-yiyen, banyo yapan, danseden, şarkı söyleyen, mektup yazan, kitap okuyan...) askerler, oyuncağın bir çocukta ettiği yerin önemini bilerek nasıl bir bilinç saldırısı yapıldığını da çok açık gösteriyor. nazi askerlerinin sergilendiği bölümde yazan bir not fazla söze gerek bırakmıyor adeta:

"tarihçiler 2. dünya savaşı'nın 1 eylül 1933 tarihinde alman ordularının polonya'ya girmesiyle başladığını söylerler. oysa ki hitler ilk önce bu oyuncaklarla çocukların düşlerini işgal etmiştir. oyuncak askerlerle oynayan çocuklar 2. dünya savaşı'nda bu oyuncakların yerine geçtiler..."
surrealkedi surrealkedi
sunay akın'ın göztepe'deki ailesinden kalan köşkte açtığı inanılmaz güzellikteki müze...
kesinlikle gidilip görülmesi gereken bir yer...
müzenin her odasında ayrı bir duygu,anı var.60ları,70leri,80leri hatırlamayan,bez bebekleri olmayan,hiç bir oyuncakçının kapısında tahtadan oyuncak yapmasını izleyemeyen nesilden bir insan olan beni yaşayamadığım o yıllara götürmüş,annelerimizin,babalarımızın hatta anneanne ve dedelerimizin çocukluğunu görmemizi sağlamış müzedir...
benim hiç bezden bir bebeğim olmadı,sabırsızlıkla beklemedim hiç oyuncakçı amcanın başında,çamurdan heykeller yapamadım,demirden arabalarla oynayamadım...gerçek dostların,oyunların yerini sanal dünyaya bıraktığı bir nesilde doğdum ben...eskiden çember yuvarlanan,misket oynanan sokaklaırn yerini gösterişli apartmanların aldığı,çocukluğumuzun erken bitirildiği dönemde doğdum...ama bu müze o kadar çok şey hissettirdi ki bana...3-5 yaşındaki bir çocuk da,50-60 yaşlarındaki bir insan da gidip aynı zevki alabiliyorsa ve heyecanla,mutlulukla bakabiliyorsa o oyuncaklara vitrinden daha ne denebilir ki..kesinlikle gidilip görülmesi gereken bir yer.sunay akın,cumartesi günleri müzede bulunuyormuş ayrıca,gidip o güzel insanla da tanışılmalı,konuşulmalı bence...
ayrıca müzedeki oyuncaklara dikkatle bakıldığında o dönemlerden o kadar iz görülebiliyor ki...o dönemin çocukları ve yaşadıkları öyle canlanıyor ki insanın gözünde...askerler bölümü insanı fazlaca duygulandırabiliyor...o küçük askerlere eğilip askerin gözünden bakmak lazım,hele lunaparka eğilip bakmak çok daha güzel oluyor,sanki içindeymiş gibi...her oyuncağa dikkatle bakılmalı bence,özellikle hitler amca(!)nın fırınına...

sunay akın'ın gerçekten emek ve yürek vererek yaptığı bir yer.saygıyı hakediyor...
psikologirl psikologirl
girişinde sizi büyük ve uzun bir zürafa makeketiyle karşılayan, alışılagelmiş müzelerden çok farklı bir gezi yeri. farklı bir zevkle döşenmiş olan müzenin tuvaletlerinin kapısında şirin resimlere rastlamak mümkün.gittiğinizde sunay akın'a rastlama şansınız çok yüksek.(ben ikide iki yaptım şahsen.) müzede her oda farklı bir konseptte hazırlanmış. bir odada kendinizi uzay mekiğinde hissedebileceğiniz gibi, başka bir oda sizi bir denizaltına götürebilmekte.
slowmotion slowmotion
dünyanın en büyük ikinci oyuncak müzesi.ikinci olmasının nedeni almanyadaki birinci sayılan müzedeki oyuncakları zamanında kral olacak çocukların falan oynamasıymış.
feklavye feklavye
keyifsiz bile girseniz, nihayetinde kapıdan yüzünüzde kocaman bir gülümseme ile çıkacağınız, çocukluğunuzda sizin oynadığınız bir oyuncağı mutlaka bulacağınız masumiyet müzesidir.
1 /