istanbullu

1 /
venom venom
boğaz, deniz görmeden, vapura yetişme telaşıyla koşmayıp, martılara ekmek atmadan, balık ekmek yemeden taşımanın bir anlaf ifade etmediği sıfat.
kibarfeyzo kibarfeyzo
osmanlı döneminde taşradan gelenler, istanbul hudutlarında durdurulurlar;
şu maksatla geldim, falancayı göreceğim, filancanın yanında konaklayacağım, bir hafta kalacağım gibi meramlarını anlatırlar; sonra istanbul’a pasaportla girer gibi ellerine bir mürur tezkeresi (resmi geçiş belgesi) verilirdi...
süresi dolduğu halde dönmeyenler istanbul’da kaçak muamelesi görür ve yakalandıkları zaman cezası verilirdi...
eğer taşralı, istanbul’a yerleşmek için gelirse, o zaman daha çok hemşehrilerinin olduğu semtlere yerleştirilirdi...
...
bu semtler genellikle vezirler tarafından ve şöyle kurulurdu:
daire biçiminde birinci halkada yani merkezde; cami, hamam, mektep...
ikinci halkada; pazar yeri, ticaret merkezleri, hanlar vs.
üçüncü halkada; evler... dördüncü halkada ise; bahçeler, tarlalar, meralar, otlaklar...
bu sebeple istanbul’un pek çok semti eski paşaların adıyla anılır:
koca mustafa paşa, cerrah paşa, bayram paşa, piyale paşa gibi...
bu paşalar buralarda önce altyapıyı hazırlamış, suyunu getirmiş; cami, mektep, hamam, çeşme yaptırmış, sonra insanlar yerleştirilirdi...
...
taşradan gelen kişinin,
o mahallenin ahalisinden sayılması için geçmesi gereken süre beş seneydi... bu beş sene boyunca o kişi ikametgah ilmühaberi alamaz, mahalleliden sayılmazdı...
çünkü mahalleli olmak itibar ve statü kazandırır, bütün mahalleli onun dürüstlüğünün kefili olurdu...
iki mahallelinin şahitliği, onun sözlerini yerine getiren biri olduğunu ispatlamaya yeterdi...
ama mahalleli olabilmek, bütün bu itibar ve hakları kazanabilmek için bütün kötü huyları ve taşralılığı üzerinden atması, mahallelinin güvenini kazanması gerekirdi...
constantinopole constantinopole
ankarada üniversitede okunuyorsa başa bela açan lakap.

+ne işin vardı leyyynnn bu kurak topraklarda

+ la aklını peynir ekmekle mi yedin de geldin buraya

+ herkes ankaradan kaçar sen ankaraya gelmişin

şeklinde cümleleri her an her yerde duymanı sağlayan durumdur.
at adam at adam
askerde,bana ilk iki hafta boyunca rütbeliler dahil herkesin seslendiği hitap şekli..adımı duymadan iki hafta geçirdim..iki hafta boyunca ben saedce istanbulluydum..
cenotapher cenotapher
askerdeyim ve hala istanbullu diye çagırır çoğu rütbeli,bununla gurur duyarım kendi çapımda.türkiyenin bilmem kaç şehrinde gezinmeme rağmen bıkmam senden ey şehr-i sultan, istanbul.zaten istanbulda yaşayan başka şehirde yapamaz ki..
kiaransalee kiaransalee
gerçeği oldukça nadir bulunan şey.
o, asla başka şehirde yapamaz. hep istanbul'dan birşeyler arar durur gittiği şehirlerde. kalabalığı, hatta curcunayı bile umutsuzca arar gözleri, kulakları. yalnızlaşır istanbul il sınırı dışında. sıkılır, sakinlikten yorulur.

not:

bu şehr-i stanbul ki misl-ü bahadır
bir sengine yekpare acem mülkü fedadır...

işte istanbullu, hala buna inanandır.
edmond dantes edmond dantes
metin eloğlu'nun yky'den çıkan, daha önce yayınlanmamış öykülerinden oluşan kitabı. öykülerinde de şiirlerinde olduğu gibi türkçeye doyuluyor, samimiyete doyuluyor. argoyu kullanmaktan ziyade argo yaşayan bir şair, ressam ve nihayet bir öykücü görülüyor. sokakta yaşayan, sokaktakilerle yaşayan, onlara tepeden bakıp, kuşbakışı öykülerini yazmayan bir eloğlu. bir kaç öyküden ufak alıntılar yaparsak, ne demeye çalıştığımız daha iyi anlaşılacaktır:

"bu günlerde bende biraz para olsa ne yapardım biliyor musunuz? biliyoruz, diyeceksiniz, sende para olsa çatlayana kadar rakı içersin. bak bu yaşa geldin kılların ağardı; aklını başına toplayıp efendi gibi yaşasana be birader!" allahın bildiği isimli öyküsünden.

"zaten dün geceden beri canım sıkkın; sabahın altıları mıydı neydi, uyanmış, kahvaltı filan etmeden uğramışım sokağa... temmuzmuş! nah temmuz! denizde iş yokmuş! nah yokmuş!" senli benli isimli öyküsünden

"yazdayız mazdayız derken körkuyu bir şubatçık yaslanıverdi. ışıl ışıllığın göbeğinde dağ başı gece yarısı. eti ekmeğe böldüm: açlık. niye diyemeden, hey gidi zıbınlar, hırkalar içi, bir üşüyüverdim ki sensiz. dondum sanki." diyecektim ki... isimli öyküsünden

tadından yenmez öyküler için mutlaka okuyunuz efendim, ben ikinciye döndüm. büyüyünce eloğlu olacağım. (gülüyor)
nora nora
dünyadaki en güzel yere, kendisini fethettiğini sananları yokluğuyla fetheden yedi kollu dersaadet'e, aşık kişidir.
1 /