isyan zamanlarında felsefe

bismillahirahmanirahimof bismillahirahmanirahimof
günümüz dünyasının sokaklarından dünya gündemine doğru yönelecek şekilde vuku bulan bir siyasi hareket var. bu siyasi hareket organize olmadığı gibi oluş biçimleriyle de oldukça dağınık ve spontane gelişen bir yapıya sahip. ancak öylesine etkili ve güçlü bir kimliği var ki günümüz düşünür ve teorisyenleri bunun üzerine düşünmeye başlamış, yüzyılımızın dünya genelinde ortaya çıkan bu siyasi hareketlerin yaşanacağı bir dönem olarak nitelemişlerdir. keza yıl oldu 2020, neredeyse ilk çeyreğini bitireceğiz ve düşünürlerin tespiti oldukça haklı gibi duruyor.

italyan teorisyen toscano da kapitalizmin krizleri merkezli bu isyanları nitelemek üzere çeşitli seminer ve metinleri bir araya getirerek günümüze ışık tutan bu kısa ama öz kitabı kaleme almış, ideolojik ve siyasi gelişmeleri felsefi bir tartışma çerçevesinde bir yandan marksist, anti marksist çerçevede bir yandan da alain badiou'mnun kuramları ekseninde değerlendirmeye almış.

ve tüm düşünürler içinde bulunduğumuz çağı ''isyanlar çağı'' olarak nitelemiş, oldukça isabetli olan bu tespite istanbul gezi parkı direnişi, sao paulo eylemleri, seul'deki işçi sendikaları eylemleri, amerika'daki ırkçılık karşıtı ayaklanmalar, yine türkiye büyük adalet yürüyüşü, fransa'daki sarı yelekliler direnişi, yunanistan'daki anarşist hareketlerin gerçekleştirdiği ayaklanmalar, ispanya'da ekonomik kriz protestolar (yanılmıyorsam 2013 yılı), feminist düşünce odaklı hak arama eylemleri gibi daha aklıma gelmeyen bir çok halk ayaklanmasıyla bu tespit perçinlenmiş oldu. keza hiçbir zaman diliminde böylesi büyük ayaklanmalar yaşanmamış, bu durum içinde bulunduğumuz yüzyıla özgü bir kimlik kazanır olmuştur.

bu noktada daha kişisel bir yorum yapmam gerekirse, isyan çağı demek yerine isyan demokrasisi olarak yorumluyorum bu hareketleri. çünkü kapitalist sistem her kriz döneminde, kapitalist devletin her ''güvenlik'' amaçlı antidemokratik uygulamaları konuyu sandık demokrasisinden çıkarmış, halkın sokağa inmesine ve fiziki göstergeler aracılığıyla hak, hukuk, adalet arayışına düşmelerine neden olmuştur. teknolojiyle birlikte gelişen yüksek güvenlik kavramı toplumların talep, refah ve yaşam biçimlerini belirlemeye kadar varan bir noktaya erişmiştir. tabi her baskılamanın patlak vererek karşılık bulacağı aşikar. dolayısıyla halklar artık meydanlarda demokratik taleplerini şiddet yoluyla göstermeye başladılar. bunda devrim süreci görüyor toscano ve diğer teorisyenler ancak bunların talepten ve baskının kaldırılmasından başka bir amaç taşıdığını düşünmüyorum. çünkü bugüne değin yaşanan isyanları değerlendirdiğimizde bitiş şekilleri istediklerini alarak gerçekleşmiştir. dolayısıyla demokrasinin zemini meydanlara kaymıştır diyebilirim.

toscano bu çalışmasıyla oldukça nitelikli bir kitap çıkarmış ortaya.