it s always sunny in philadelphia

1 /
sycrone one sycrone one
cnbc e de yayınlanan güzel komedi dizisi.bir bar işleten 3 erkek 1 kız arkadaşın aralarında ve çevresinde oluşan olayları anlatır.
jellicle jellicle
uzaktan bar işletmenin karizmatik bir hareket olduğunu düşünenlere ayar veren; küçüklüğünüzde de popüler değilseniz gelecekte de olayların farklı gelişmeyeceğini gösteren absürd dizi. karakterlerinin topluma örnek olmak gibi kaygılar taşımadığı, faydalı bir işe kalkışsalar bile mutlaka bir çıkarları olduğunu bildiğiniz eğlencelik dizilerden.
hepten aykırı hepten aykırı
seinfeld'in bir bölümünde "yahudileri 5000 yıldan beri bir arada tutan şey neydi" sorusuna "tabii ki espri anlayışı" diye cevap verilmişti. gerçekten de günümüzde yahudi mizahı dediğimiz şey gerçekten de vardır. yahudi mizahını çok severim. ortaokuldan beri ephraim kishon okurum mesela. aziz nesin gibidir. çok kral, kara mizah hikayeleri vardır.

ephraim kishon hiç okumadıysanız yahudi mizahına çok uzak olduğunuzu düşünmeyin. farketmediğiniz kadar yahudi mizahı içindesiniz. bugün coğu amerikan sit-comlarının yapımcısı, senaristi, beyin takımı, oyuncuları yahudidir. ben şahsen yahudi mizahını seviyorum.

ingiliz mizahına ise "çok soğuk adamlar bunlar aq" diyerek bok atan insanların her birinin coupling'i izledikten sonra birer jeff'e dönüşüp galler aksanıyla brilliant demeye çalıştığının da çok farkındayım. bu geç buluşları için onlar adına üzülüyorum. coupling'den önce ingilizler hiç komik birşey yapmamış gibi davranılmasına içten içe sinirleniyorum. şurası bir gerçek ki ingiliz mizahını yahudi mizahından da çok seviyorum. durumlar üzerine yapılmış bir mizah yok ingiliz mizahında. durumdan komedi çıkmıyor. komediden durum çıkıyor.

türk mizahını ise tartışmak istemiyorum. eskiden seinfeld'ler, scrubs'lar filan yoktu. levent kırca'lar, hababam sınıfları vardı. biz bunlarla büyüdük. daha sonra yine bir yahudi menşeili olay: stand-up ortaya çıktı. yine durumdan komedi yaratmak, ince gözlemler, hazır cevaplık. bu tam türk insanına göre birşeydi ve stanp-up'a da alıştık. hala hem kemal sunal'a hem cem yılmaz'a gülüşümüzün nedeni aynı doğu ile batının arasında kalışımız gibi espri anlayışımızda da arada kalışlarımızdandır. ayrıca başka bir millet daha bilmiyorum ki belden aşağı şeylere bu kadar gülsün, bilmem kimin götünden espri malzemesi yapıp fıkralaştırsın. dört mevsimin aynı anda yaşandığı ülkemizden karakteristik bir türk mizahı kavramını çıkartmak çok güç.

konuya dönmeden önce yine amerikan kaynaklı zenci mizahının absürtlükten gelen güzelliğine değinmeden edemeyeceğim. şimdi konuya dönelim.

it's always sunny in philadelphia bir sit-com değil. evler ve pubdan başka belli bir set yok. bolca dış çekim var. tek kamera var.

it's always sunny in philadelphia ise tamamiyle irlanda kökenli insanların yaşayışını anlatıyor. tek bölümlük karakterler dışında yahudi veya zenci oyuncular veya karakterler hiç yok. başrol oyuncuları arasında iskandinav kökenli veya alman kökenli insanlar olabilir ama dizi zaten bir irish pub işletmeye çalışan 4 genç insanın etrafında dönüyor.

çok acayip bir mizah malzemesi var burada, devreye giriyor: bilgi sahibi olamadan fikir sahibi olmak. esprilerin çoğu bu malzemeden çıkıyor. 4 gencin hepsinin de philadelphia dışındaki dünyadan pek bir haberi yok. hepsi ben merkezcil ve bu ben merkezcillikten çıkıp nadiren iyi birşeyler yapmaya çalıştıklarında akılları yine muzipliğe takılıyor ve işi batırıyorlar. aslında muzipliği bile doğru düzgün yapamıyorlar. en kral espriler dördünün sesli mırıltılar ile birbirleriyle tartıştıklarında veya laf anlatmaya çalıştıklarında çıkıyor.

gençlerin dördü de hayatlarının hiç bir bölümünde popüler olmamışlar, ama hiç. yakışıklılığı ile diğerlerinden biraz daha öne çıkan dennis ve kız kardeşi deandra (sweet dee) diğerlerinden biraz daha entellektüel gözükseler de aslında diğerleri gibi hiçbirşey bilmiyorlar. amerikan dizilerindeki klasik farklı cinsiyetlerdeki kardeşlerin kapışmasının biraz farklı halini burada görüyoruz. alışılageldik kardeşler arası anlamsız laf sokmalardan uzak bir ilişkileri var. daha çok güçlerini (yani aptallıklarını) birleştirmeyi seviyorlar. çünkü diğer iki karakter charles ve mac onlardan çok daha aptal ama çok daha iyi niyetliler.

dennis ekip lideri gibi gözükse de, biraz daha mantık sahibi charles genelde olayları yoluna sokmayı bilen bir tip. mac ise aralarında en aptal olarak bilineni. bu 3 arkadaşı dışında dünyada kimse onu gerçekten sevmiyor. ama mac gerçekten de sevilecek şeyler yapmıyor. çünkü mesela kendisi ilkokulda beden öğretmeni neden beni değil de onu taciz etti diye düşünüp kısa şortlar giyip yıllar sonra beden öğretmenin yanına gidip kendini taciz ettirmeye çalışan bir insan. bu denli deli bir karakter. dee'nin babasının (danny de vito) da dediği gibi "en çok mac ile iyi bir ekip olmak istiyorum çünkü o herşeyi yapabilecek kadar salak"

sweet dee için ayrı paragraf. en sevdiğim karakter sweet dee. dizideki görevi, dizideki hakim bir duruş olan aseksüelliğin simgesi olmak. daha önce seinfeld'in elaine'ninde de gördüğümüz gibi, 2'den fazla yakın erkek arkadaş edinen bir dişi yavaş yavaş erkekleşiyor. bu erkekleşme hal ve tavır veya görünüşle de olmuyor. benim de anlamadığım bir şekilde erkekleşiyor işte. elaine'nin arada sırada çıktığı insanlar oluyordu gerçi hatta seinfeld'in tabanında jerry ve elaine'nin gerçek aşkı vardı. ama it's always sunny in philadelphia'da aşkın, cinselliğin ucunu bile göremiyosunuz. daha doğrusu çok az görüyorsunuz, onu da en uç noktalarda görüyorsunuz. bir bölümde sweet dee gay bir zenciyle çıkıyordu, çıktığını zannediyordu. bir başka bölümde liseli bir çocukla çıkıyordu. sadece charles, kafedeki kıza aşık. mac'in ise birkaç haftalığına travesti bir sevgilisi oldu. dennis kendini bir sabah iki gay ile aynı yatakta uyanmış halde buluyor. yine de sweet dee'nin hakkı yeniyor. benim nazarımda çok karizmatik, çok hoş bir kız. onun gibi bir kız arkadaşım olmasını isterdim şahsen.

özellikle amerikan halkına dayatılmış bir his olan zencilere, yahudilere ve gaylere karşı ayrımcılık yapmamak için kasılıp durmalar, dizide komik bir şekilde kendini gösteriyor. bu kasılmalar çok pis taşağa alınıyor. mesela bir zenciye ırkçı olmadıklarını kanıtlamaları için binbir türlü işe giriyorlar. ortalık yerde "yahudi" diyemiyorlar. musevi inancına sahip olan insanlar diyorlar. barlarını gay barı yapıp yapmamak arasında gidip geliyorlar. bir israiiliye cihad ilan ediyorlar, ama bunu yaparken anti semitist görünmemeye çalışıyorlar. dizi amerikan halkının bu tip hezeyanlarını çok iyi hicvediyor.

danny de vito'nun diziye dennis'in ve sweet dee'nin babası olarak girmesi biraz dokuyu bozmuş gibi. ama dizi yine de olağanüstü komik. irlanda kökenli amerika mizahı diye birşeyin olduğuna inanmaya başlıyorum. her hafta ekrana çivileniyorum. kahkahalarımlar sadabadı şenlendiriyorum.
strateji strateji
elimden geldiğince çok diziyi takip etmeye çalışıyorum ama hiçbir dizide, bu diziyi izlerken güldüğüm kadar güldüğümü hatırlamıyorum. çok kişi de bilmiyor, saklı bir hazine gibi. ısrarla tavsiye ediyorum.

bu arada, fx 52 yeni bölüm siparişi vermiş. 13 bölüm çekim aşamasındaymış (haziranda başladı çekimler) geri kalan 39 bölüm ise muhtemelen 2 sezona yayılacakmış. 6. sezonda dizinin bitmesini öngörüyorlarmış. wikipedia'da yazdığına göre, 4. sezon da 18 eylül 2008'de başlıyor.
hürrem hürrem
dünya tatlısı sweet dee'nin kızdan sayılmamasına feci içerledim. kızcağız sakal bıyık bıraksa ne abisi ne charlie ne de mac "aa bu kıza ne olmuş" demez. "yakışmış hacım" der çıkar bir kenara.
noscho noscho
komedi dizisi dalında hayatımın emmy ödüllerini dağıtsam seinfeld ve arrested development'tan sonra üçüncü sırayı alır it's always sunny in philadelphia. sadece charlie kelly* karakterinin salakça bir fikre "wait... that's awesome dude!" demesi için bile 24 saat aralıksız izlerim bu diziyi. o derece hastalıklı bir şekilde seviyorum.
yubermis yubermis
cnbc e'nin 2005 yazında yayınlamaya başladığı dizi. yerinde iğnelemeler, espriler ve kışkırtıcılığın neler yapabileceğini mükemmel şekilde göstermiş ve ilk birkaç bölümden sonra seinfeld'le bile kıyaslanmaya başlanmıştı.

dizideki en güldüğüm ve hoşuma giden sahne ise kız tavlamak için bir protestoya gidiyorlardı ve bir pankart vardı insanların ellerinde:

(bkz: what if jesus was aborted)?
hilde hilde
coupling'den sonra izlerken pause'a basıp bir ağız dolusu gülüp ancak bir süre sonra devam edebildiğim tek dizi. elemanların hepsi öküzlükte piçlikte birbirleriyle yarışmaktalar.
tembel hayvan tembel hayvan
sanırım bu dizi handycam ile çekiliyor. kamera açılarından, görüntünün devamlı oynamasından dolayı dizide belgeselimsi, realist bir hava var devamlı.
hilde hilde
"it's always funny in philadelphia" şeklinde bir bakınız vererek "olm süper komik dizi" mesajı gönderecekken bu bakınızla insanları diziden ve kendimden soğutacağımı fark ettiğim dizi. ama komiklik konusunda ısrarcıyım.
noscho noscho
beşinci sezonu 17 eylül 2009'da başlayacakmış. şimdiden bol bol yetişkin bezi stokladım gülmekten altıma sıçacam diye.
1 /