itü maslak kampüsü girişindeki utanç odası

1 /
solti solti
fen-edebiyat girişinde, solda bulunan harabe görüntülü, beton yığını. ilk gördüğümde güvenliklerin soyunma giyinme odası sanmıştım. 2. sınıfta -önünde bir arkadaşımı beklerken- farkettim asıl ne işe yaradığını. orası modernleştirme merkeziydi.

şöyle efendim; örümcek kafalı, gerici, dinci, irticacı, çirkin, cumhuriyet düşmanı, devlet haini, başıörtülü ya da türbanlı kızlar; tam caaanım okulumuza sızacakken, o odaya sokulup başı açık, güzel, alımlı, devletini seven ilerici, modern türk kadınına çevriliyordu.

o gün çok utandım. asırlardır çağdaşlığını, bir örtüyü çıkarttırarak pekiştiren bir okulda okuduğumdan; halkına din özgürlüğü sağlayamayan bir devletin vatandaşı olduğumdan; kıyafetten devlet düşmanlığı tespiti yapan bir ordu tarafından korunduğumdan; hassaslaşmış bir konuyu fütursuzca kaşıyıp yaralaştıran ve seçim malzemesi yapan siyasetçilerin varlığından; insanların vicdanlarıyla karar verip taktıkları bir örtüyü, mayo, kot vs. gibi kıyafetlerle kıyasalayıp yorum yapan insanlarla aynı havayı soluduğumdan; çok utandım.

ve 3 yıl boyunca fen edebiyat kapısından giriş-çıkış yaparken kafamı kaldırıp hiç bakmadım. tekrar utanmamak için.
solti solti
varlığından utanılan kanunların yansıması olduğu için utanç duyulan odadır. nihayetinde kanun, kanundur, varsa uyalacaktır amenna. ama bu hiç bir zaman doğru olduğunun, ya da benimsendiğinin ya da utanç duyulamacağının ibaresi olamaz. maalesef ülkemizde de varlığından utanç duyulacak bir çok kanun mevcuttur.
evrimgs evrimgs
birtakım kılık kuyafet kanunları vardır, bunlara uyulması zorunludur. nitekim devlet dairelerinde çalışan iş yerine şortla gidemeyeceği gibi türbanla da gidemez. bu olay dini özgürlük olayından farklıdır. yani bu okulda mescid bulunurken, türbanın okula alınmamasının eleştirilmesi sadece ve sadece vatan hainliğidir ya da vatan hainlerine alet olmaktır.
gülümsün gülümsün
iki durumun ortaya çıktığı yerdir o bahsedilen oda.

birincisi tahammül etmektir. ikincisi ise içine sindirememektir. yorum yapılacak kadar yorumsuzdur aslında orası. görünen köy kılavuz istemez misali, herkes mutlu olsundur; birileri vazgeçer, diğerleri vazgeçenlerin üzerine daha da giderek olayı abartır da abartır.
battal boy cekirge battal boy cekirge
herkesin hakkında farklı şeyler düşündüğü bir odadır,her ne kadar odayı itü'lü olmadığım için hiç görmemiş olsam da türban sorununun bir portresini çizdiği kesindir.
ilk olarak türban takmak,takmak isteyenin hakkıdır. bir üniversiteye girerken dekolte giyinmiş insanları çevirmenin saçmalığı kadar saçmadır şekil olarak bakılınca. lakin sorun sadece kafayı örtmek değil maalesef. burada türbanlı bayanlar,evvelden türbanı bayrak olarak kullanıp oy toplayanların cezasını çekmektedir. bugün türbanın serbest bırakılması da öyle kolay değildir. çünkü serbest bırakılınca vakti zamanında türbanı kullanarak çevre edinmiş suçlular haklı çıkar,bir de üzerine ortalığa çıkıp zafer naraları atarlar.
irtica geçmişte ülkemiz için çok tehlikeli boyutlara ulaşmıştır ve islam'ın adını kirletmek pahasına para ve nüfus kazanmak isteyenler bu ülkede yaşadıkları sürece de devam edecektir. irtica tehdidi baki kaldığı sürece de maalesef devlet kurumları dahilinde türbanı serbest bırakmak zordur. bu yolda bazı masumlar mağdur olur,o odalara girmeye mecbur kalırlar. ne zaman ki bu ülkedeki laik sistemin değişemeyeceği bazılarının kafalarına kazınır işte o zaman kızlarımız okullarına türbanla girebilirler.
kanunlar uyulmak için vardırlar ve toplum refahını gözetirler. bu sebeple özellikle konu kanunlar olduğunda kat ve kat sağduyuyla yaklaşmalı,konuya birçok açıdan bakılmalıdır. bir taraf "türbanımı ver" diye bağırıp türbanı takamamasındaki baş suçluları fark etmeden desteklerken öteki taraf da tüm türbanlılara potansiyel militan olarak bakarsa bu sorun yüzyıllarca halledilmez.
bınar bınar
bünyesindeki onca mimara rağmen, fonundaki "itü asırlardır çağdaş" yazısıyla böyle başarısız, salaş, saçma bi binanın aynı kare içinde görünmesi ya da bu devirde hala ben bilim yapmaya talibim diyen insanların böyle eylemlere, böyle saçmalıklara vakit harcıyo olması dışında ve kendini geliştirme, eğitme, birilerine yarar sağlayabilecek başarılara imza atabilmek için geldiği ortamda kazandığı "sevap"ların sınırını geçtiği anda kendi saçını kapatarak katlanacağına inanan ya da bu düşünceyi savunan insanlarla aynı okulu paylaşmak dışında benim hiç utanmadığım bi yapıdır netekim..
azureel azureel
öyle bir oda ki, insanların forumsu atışmalarını, mevzu bahis mekan'ın oda olması gerçeğine bağlayarak, legal biçimde sözlükte ifade ettikleri oda. oda olduğundan şüphe etmediğim oda. son derece oda.
azureel azureel
epeydir itü'deyim, epey yıl daha kalacağım biliyorum. nedense bu oda hiç dikkatimi çekmemişti. ne bir yakma girişimi, ne bildiri dağıtımı, ne bir açlık grevi, ne imza toplama kampanyası oldu bu mekan ile ilgili; oldu ise de haberim yok. bu şekilde tepki topladığında ise şaşırdım ve bir kısım uç görüşlü azınlığın fitne çabası olarak değerlendirmekten kendimi alamadım.
newport ınternational university'de okuyan bir arkadaşım vardı (kadıköy'de idi yanılmıyorsam), başı kapalı. "çok isterdim itü'de okumayı ancak başımı açmayacağım için buraya geldim" demişti. demek ki kimilerine göre okumak, kimilerine göre de görüşler bir çok şeye bedelmiş.
okumak isteyenler, gerçekten okumak isteyenler geliyor bu okula, itü burada bahsettiğimiz. ne kadar sevmesek de, hatta nefret ettiğimiz söylesek de, ağır ve sağlam bir mühendislik formasyonu alıyoruz bu okulda. formasyon da, üniversite eğitimi ve yüksek ilimler oluyor bu durumda. okuyoruz burada, okumaya geliyoruz, kapalı veya açık farketmez, etmemeli. uygulanırlığı her ne kadar tartışma konusu olsa da, devletimizde yazılı olarak hazırlanan kılık kıyafet yönetmeliğine göre resmi kurumlar içerisinde giyilecek şeyler belirlenmiştir. buna uymalıyız sanırım.
sivri deha bir milletvekilimizin merve safa kavakçı'nın türkiye büyük millet meclisi'ne başı kapalı girdiğinde sarfettiği, kişisel hak ve özgürlükler kavramına gönderme yaptığı sözünü de burada söylemek istemiyorum
- mayoyla gelebilir mi mayoyla?
bu okula kayıt yaptırırken bunları bilmiyor muyduk, neden değiştirmeye çalışıyoruz oturmuş düzeni; olsa olsa kaosa gider bu değişim yolundaki tartışmalar.
giberling giberling
şöyle de birşey var

"bu kadınlardır ki devlete sitem ederler
bizi ikinci sınıf görürsünüz diye
bu kadınlardır ki bilmezler
ikinci sınıf insan yerine bile koyulmazlar erkekleri önünde..."
balta balta
şimdi "şeriat geliyor" diye inleyen tiplerin, bir gün mini etekli kızların girerek üzerlerini değişip türbanla çıkmak zorunda kalması durumunda ses çıkaramayacağı oda.

efendim, özgürlükler konusunda ne kadar kısıtlama yaparsanız zamanla sıkışan çarklar o kadar büyük gerilmelere ve patlamalara neden olur. (bkz: kürtçülük meselesi). muhafazakar bir toplumda yaşadığını unutup tek dişi kalmış canavardan ümit bekleyen insanlar, o muhafazakar kesmin çektiği zulmü günü gelip kendileri görürse, nasıl ses çıkarabilirler, kendilerini nasıl savunabilirler..

hak-hukuk deniyorsa şunu da unutmamak gerekir: evet, bu ülkede kamu hizmeti veren personelin uyması gereken kılık kıyafet yasaları vardır. ama bizim kamu personeli sıfatını taşımadığımız da açıktır. biz kamu personellerinden hizmet alan vatandaşlar konumundayız.

din, istesek de istemesek de siyaset tarafından her zaman kullanılmış ve kullanılacak olan bir olgudur. özellikle muhafazakar olan toplumlarda kitleleri sürükleyici etkisi olan önemli bir etmendir. bunu bugün tayyip erdoğan yapar, yarın bir gün deniz baykal, başka bir gün mehmet ağar. önemli olan "dini kullanıyorlar" bahanesinin arkasına sığınmak değil, dini kullanan kişilerin ellerine koz vermemektir.

vatan hainliğine gelince... bu ülkedeki en büyük vatan hainliği, ülkenin göz bebeği mal varlıklarını yabancılara peşkeş çekmek, peşkeş çekildiğini göre göre sesini çıkarmamaktır.
easy company easy company
hayret verici bir şekilde devrim, özgürlük hatta ve hatta anarşizm başlıkları altında şaşalı yazılarını gördüğümüz arkadaşların, bahsi geçince 'kurallar böyle' gibi kuzu beyanlar yaptığı odadır kendisi. kimse devrim yapın, anarşi yaratın demiyor. zaten mağdur kitleden de şimdiye kadar böyle bir eylem görülmedi. 'kurallar'a göre suç olan eylemlerde bulunup hapse giren insanların hakları bile daha uygunsuz yöntemlerle savunuldu zamanında. öyleyse neden korkuluyor? başörtüsünün siyasi bir simge haline gelmesinden mi? başörtüsü yasaklanmaya devam ettikçe bunu öyle ya da böyle siyasete bulaştıracaklar her zaman çıkacaktır. birşeyin hem siyasete alet edilmesine neden olacak şeyleri onaylayıp, hem de siyasete alet edilmesini istememek hangi mantığa sığar?
luccy in the sky with the diamonds luccy in the sky with the diamonds
kenarında oyası, kenarından bir perçem saçı görülen köylünün inancı hiç salladı mı televizyonları? peki ya yemenisiyle okula giden çocuklar?
neredeyse her bireyin baş örtüsü bağlama şekline göre neyi nasıl temsil etmek istediği anlaşılabilmektedir. kara çarşaf giyen(giyen mi dedim giydirilen!) de var bu ülkede, yemenisini takıp 5 vakit namazını kılan da.
hala bir oda insanların bakış açılarını yargılıyorsa ve odaya giren insanlar yerine dış kapının mandalı insanlar bunu tartışıyorsa bunda bir sorun var demektir.
tüm yazıları okuyan bireyin aklında, hükümetin kuyruğu ne zaman sıkışsa nazlı ılıcak ve eşdeğerlerini gazlayıp bir anda medyanın yönünü değiştirmesi, böylece rezaletlerin ört pas edilmesi gelecektir. bu durumda ise bende sözlük içinde hükümetle bağlantısı olan, ya da sözlüğün gidişatını beğenmeyip bir deneme yapacak insanlardan korkarım...
solti solti
utanç odasıdır, çünkü yanlış bir devlet refleksinin herhangi bir uygulama noktasıdır.

(belki yanlış belki doğru bir bakış açısıdır bilmiyorum ama) vatandaş devlet ilişkini hep semavi dinlerdeki kul tanrı ilişkisi gibi tasavvur etmişimdir. yani devlet bağışlayıcıdır, hoşgörülüdür, kutsaldır. devlet kendisine düşman bir azınlık var diye, kendisnin seven vatandaşını mağdur etmez, deyimsel anlatımıyla devlet kurunun yanında yaşı yakamaz.

ama nedense hep devleti kendi eksenine yakın tutmak isteyenler, suni tehlikeler yaratmıştır, ya da çok ufak tehditleri dev aynasıyla bize sunmuştur; ve halkta bir paranoya ve devlette bir refleks oluşturmuştur. bu refleksler de karşılıklı kaşınarak hep yaraya dönüşmüştür. tıpkı türban meselesi gibi.

görünen o ki; bu sorunu sağ görüşlü bir iktidarın -hele ki akpnin- çözmeye kalkması, yaranın iyice iltihap kapmasına, toplumun iyice kutuplaşmasına, insanların birbirlerine daha fazla nefretle bakmasına yol açacak, başka birşeye değil. ki bu türkiye için yazılabileek en kötü senaryo olur. dolayısıyla başörtülü arkadaşların dişlerini biraz daha sıkmaktan başka çareleri de yok gibi.

beni asıl şaşırtan şey ise, ülkenin zeka ve eğitim olarak kaymak tabakasından bir bukle sunan itüsözlükte, insanların kendilerini diğer görüşlere bu kadar kapatmış olmaları. görünen o ki herbirimiz mutlak doğruyu bulmuşuz, diğerlerimizin düşünceleri fasa fiso, saçmalık. daha da kötüsü bizimle aynı görüşte olmayan bir başkası devlet düşmanı ve vatan haini. yazık çok çok yazık.

dipnot: evet o odanın varlığından hala utanıyorum. ama bundan utandığım için, kendisiyle aynı görüşte olmadığım için, beni düşman gören vatan haini ilan eden bir zihniyetin varlığından ise hiç birşeyden tiksinmediğim kadar çok çok tiksiniyorum.
1 /