iyi dilekler ülkesi

bettyboop bettyboop
hamdi koç'un bu sene başında çıkardığı kitabı.ilk başlarda hayrete düşürerek sürükleyici bir şekilde kendisine bağlıyor,kitabın kahramanı can'a saygı duyuyorsunuz psikopatlığına rağmen fakat sonradan daha çok şey olmasına rağmen daha hızlı geçiliyor ve havada kalan şeyler oluyor.ama yine de güzel ve okunası bir kitap,kapağı da oldukça hoş.ben yine de ciltlisini tavsiye ederim çünkü klasik kırmızı cilt yerine kağıt kapağındaki renkte ve tarzda yapılmış.
karakoncolos karakoncolos
hamdi koç' un başkarakter seçiminde tercihini yine erkek karakterden yana kullandığı romanı. yazar kitabını okutmayı başarıyor, özellikle kitabın ilk bölümlerinde bu çok açık. ancak kitabın ortasındaki boşluk, gözden kaçmayacak kadar belirgin. sonlara doğru konu rahat rahat aktarılmamış, konular özet geçilerek sonuca hızla gidilme yolu yazar tarafından seçilmiş gibi. kolay okunuyor, yer yer sürükleyici olabiliyor. yine hamdi koç tadında bir roman.
hadapkol hadapkol
hamdi koç'un 2005 tarihinde çıkarttığı kitabının adı. kitabın arka kapağında romanla ilgili olarak şunlar yazılmış:
katil, gazeteci, politikacı, romancı, şöhret... cömert sürprizlerle dolu bir hayat insanı ne yapmaz ki? yeter ki insan serbest olsun. ya da hiç olmazsa serbest kalmak istesin, sokağa çıksın ve yürümeye başlasın...
o, can. sadece can. hayatımızın ve sokaklarımızın en yaralı, en cesur, en şiddetli ve en şanslı kahramanı. elindeki silahları hiç çekinmeden kullandı. çok can yaktı. ama hiç can sıkmadı. aksine, "bir tarih yazdı, hiçbir şey yapmadıysa." bu roman, can ın kişisel tarihi. tarihi kıskandıracak kadar tempolu, içten ve canlı.

bu reklamvari, yanıltıcı sözleri geçersek, roman için vasat bir gidişat, kurmaca ve karakterler toplamı diyebiliriz. anti-kahraman romanı yazmak oldukça zor olmalı. ben bunun örneği olarak a clockwork orange'daki alex'i ve taxi driver'daki travis bickle'ı görüyorum. bu romanın can adlı karakteri de bunlara benzeme çabasında. buhranlarla dolu bir yaşam, yanlışlar çokça. ama bu karakterin diğerlerinden ayrılan yanı topluma olan karşı çıkışının sağlam temellere dayanamayışı. yazar, roman boyunca bunun zayıflığı içerisinde yazıyor. belki de bu nedenle kurmacanın yönü bir anda değişiveriyor. hakkını vermem gerekiyor ki oldukça iyi bir şekilde yapmış bunu. hikayenin gidişatının değişmesiyle birlikte, kahramanımızın düşüncesindeki eğilimde değişiyor. bir anda insandan politikaya kayıveriyor. yazar, karakterin ağzından anlatarak yazdığı romanla günümüz siyasetçilerinden birine inceden, yok yok oldukça kabaca dokunduruyor. bu değişim nasıl oluyor bir okuyucu olarak anlamamız oldukça zor.
yazım tarzı ve üslubu vasatın üstünde. anlatım şekilleri bana oğuz atay ı anımsattı. insanın değişken ruhunu ve psikolojisini yansıtabiliyor ama bunu yaparken okuyucuyu sıkmıyor. ince alaylar, pek de içerikli olmayan mekan tasvirleri ve sade, az diyaloglar.
benim asıl dikkatimi çeken ise yazarın 68 kusağına olan bakış açısı. yazar kahramanının ağzından o kuşağı suçluyor bir bakıma ve bir tür hesaplaşma içine giriyor. yazarımız o zamanın solundan pek memnun kalmamış, şimdinin demokrat solunun ise hata ettiğini düşünüyor ve bunu da açıkça belirtiyor. bu eleştirilerinde yan öğe olarak can'ın babası kullanılıyor. geçmişe dönüşlerde babasının yaşadıkları, o kuşağın içindeki insanlarla ilişkileri çokça kullanılıyor.
son olarak yazar "her şey", bir şey" gibi kelimeleri kitap boyunca birleşik yazmış. açıkçası ilk başta basımda hata var demiştim ama kitap boyunca bir kere olsun ayrı yazılmadığını görünce hamdi koç'un dilbilgisinden şüphe eder oldum.
neyse bu kitabı alınız, okuyunuz demiyeceğim ama kapağı çok güzel. böyle eflatun mu desem, mor mu desem o renkte işte ve bir kelebek kabartması var üstünde. sırf şekilden de kazanıyor diyebiliriz...
sedatyamaci sedatyamaci
bu gece bende bu anlamsız ülkeye geldim. bir de baktım başı boş dolaşan dilekler etrafta arkadaşlar. öyle gerçekleşenlerin sayısı az ki , hani bir elin bir kaç parmağını geçmez ha.
iyi dilekler.
bu gece moralim bozuk. geçmiş gelip saplandı yüreğime ok gibi.
hem gelip geçenler, hemde öyle üstü toprakla örtülenler. hani hem kazanılanlar hemde kaybedilenler. hani geçen yıllar, solan yüzüm, ağaran saçım, çizgiler oluşan alnım, hani zaferlerim yenilgilerim, hani aşklarım sevişlerim sevişmelerim dokunuşlarım heyecanlarım sonra durulmalarım öyle vazgeçişlerim.
hepsi bir yana gelip geçiyor da, üstü toprakla örtülenler gelip geçmiyor. öyle yürekte yara kalıyor, yutkunamadığınız bir yumru kalıyor boğazınızda. hani vurup yerde bırakıyor sizi, katlanamıyorsunuz.
iyi dilekler. kendime değil dostlar. o geceleri acı çekenlerin acıları dinsin, hastalar iyileşsin yaşasın be, kaybetmesin insanlar sevdiklerini o lanet adını anmak istemediğim hastalık yüzünden. tükenen umutlar geri gelsin, ne bilim ayrılmasın oğlu babasından. daha çok var çünkü be, daha çok genç baba be , 50 yaşında daha be, daha ne oğlunu ne kızını evlendirdi, böyle planlamadı lan hiç birşeyi. daha öfkesini dindiremedi, yüreğinin ateşini söndüremedi, daha çok genç lan bu çocuk. ha siktir o toprağı atmasın lan babasının mezarına, gidip konuşmasın lan taş mezarlarla. öyle gözleri boş boş bakmasın etrafa, o son anda ayrılırken yoğun bakıma girerken gözlerini kaçırmasın lan babasından. anasını siktiğimin dünyasında o şerefsiz hastalık babasının ensesinde solurken, ölüm öyle gelmiş yaklaşmışken , iyi olacaksın diye yalan söylemesin babasına tüm gerçekleri bilirken. son sözleri yalan olmasın lan. olmasın amına koyayım.