iyi ki yapmışım

o c o c
metin akpinar'in hayatinin bir kismini anlatan bir belgesel. yer yer anlatim tarzi milli hastaligimiz ajitasyona kaysa da, goruntuleri, roportaj yapilan kisiler, muzigiyle (bkz: murat evgin), son derece kaliteli bir yapim olmus.

hayal meyal hatirladigim teyp kasetlerinden dinlenen yasaklar oyununu, hic hatirlamadigim cunku yasamadigim donemlerdeki insan iliskilerini, tiyatroculuk yaparken gordugu iki darbeye ragmen ifade ozgurlugunun bugune gore cok cok daha fazla oldugunu anlatiyor. belgeselin bir yerine, bugun devekusu kabare gibi bir sey yapilir mi diye soruluyor sanirim (bkz: cihat tamer)'e, adam aci aci guluyor tis tis yok diyor.

herkes ne kadar duygusal oldugundan bahsetmis ama, beni ceken kismi duygusalligindan cok, su anda unuttugumuz bir millet, topluluk olma duygusunun ne kadar guzel bir sey oldugunu gostermesi oldu. ulkedeki igrenc her olayi cikarsan bile, herkesin birbirinden nefret etmesi, kimsenin birbirine sahip cikmamasi (belgeselin bir yerinde, mahalle delikanlilarinin mahallenin genc kizlarina sahip ciktigindan bahsederken ben de aci aci gulumsedim), butun insani baglarimizin kopup ahlaki degerlerimizin 40-50 yilda nasil globallesme adi altinda erozyona ugradigini gostermesiyle, cok cok geriye gittigimizi yuzumuze carpiyor.

bir de son olarak, belgeselin bir yerinde metin akpinar'a rahatsizlik veren, onu o yasinda adliyeye surukleyen bir serefsiz var, belgeselin hicbir yerinde adi verilmeyen. onun da allah belasini versin.
purge me purge me
metin akpınar henüz hayattayken, kendi güzel sesinden, içten anlatımını göre göre izleyebildiğim için aşırı şanslı hissettiren, üstadın hayatının anlatıldığı belgesel. netflix'te izlediğime şaşırtacak kadar kaliteli bir yapım olmuş. seçme şansım olsa bu hbo'da olsun derdim hatta o derece.

metin akpınar elde avuçta nadir kalan, yaşayan eski çınarların içindeki bir elmas gibidir zaten. aşırı saygı duyuyorum kendisine. ayaklı kütüphanedir, anıları bir okyanustur, dolu dolu yaşamak tanımının gerçek örneğidir, kültür deryasıdır. belgeselde, o'nun o sınırlı ömrüne sığdırıp, bizim sadece ekrandan gördüğümüz kadarını bildiğimiz yaşamının perdesi biraz daha aralanıyor ve ötesini görebiliyoruz. bunu görürken de, tatlı bir nostalji yağmuru yağıyor eski yeşilçam günleri, türkiye'nin modern yüzünün temsili bir avuç eski tiyatro/sinema sanatçısı konuk katılımcıların ek anıları eşliğinde. süper ötesi olmuş.

ilerleyen zamanlarda, "o dönemler" ve günümüz versusu yapmak için oturup detaylıca düşünmem ve kelimelerimi toparlamam gerek. ben hiçbir zaman "90'ları özlüyorum çünkü çok özgürdük" diyenlerden olmadım ve o dönem devekuşu kabare ile ilgili yasakları gülümseyerek izlemem bile bendeki bu fikri sağlamlaştırdı açıkçası. evet, arada farklar olduğu aşikar ama asla sanat özgür bırakılmadı bu topraklarda ben kendimi bildim bileli....daha derin düşünüp net kanılara varmak istiyorum bir süre sindirip. başlık sahibinin, son 40-50 yıldaki ahlak erezyonunu ve dejenereleşmeyi-aptallaşmayı görüp dikkat çekişine tüm moleküllerim ile katılıyorum. izlerken hissettiğim baskın duygulardan birisi bu olmuştu. bireyselleşiyor insanlar. bireyselleşme adı altında global bir geriye gidiş var, sadece türkiye'de değil.

üzerinden derin analizler çıkarılacak, zamanın su gibi aktığı süper bir iş olmuş. emeği geçenleri öberim.
renfri renfri
geçen ay oğlumu kucağıma aldığımdan beri, takribi günde üç defa kurduğum cümle. darısı
ben seni böyle mi yetiştirdimli günlere işalla.
8