iyilik

1 /
kısaveacısız kısaveacısız
iyilik soyut ve bu dünyaya ait olamayacak bir kavramdır. yaptığımız işlerin, söylediğimiz sözlerin bizden çok sonra orataya çıkacak sonucu herşeyin başlangıcındaki niyete zıt şeyler olabilir. her seçim bir kaybediştir derler, saf biçimde iyiyi yapmamız mümkün değildir insan olarak, yaptıklarımızı iyi niyetle yapmaktır bize düşen.
cactus cactus
sahilde yürüyüşe çıkan bir adam, sahile vuran denizyıldızlarını okyanusa fırlatan bir adam görür. yanına gider ve ne yaptığını sorar. diğer adam sular çekilmeden denizyıldızlarını suya attığını, yoksa öleceklerini söyler. bunun üzerine adam sorar:"bu kadar büyük bir sahil, yüzlerce denizyıldızı var, ne farkeder ki?"; diğer adam yerden bir denizyıldızı daha alıp denize fırlatarak:
"onun için farketti ama..."
nott nott
yapıldığında,

*bu sürekli hatırlatılırsa,
*artık bana borçlusun havalarına girilirse,
*karşılık olarak sürekli bir şeyler istenebileceği gibi bir düşünceye kapılırsa

hiçbir anlamı kalmayan ve karşı taraf (iyilik yapılan kişi) için eziyet haline dönüşen kavram.
bir garip insan bir garip insan
ezberbozandır. öğrenilmez, içten gelir. öğrenileni varsa doğası itibariyle iyilik değil ezbere okunan mavaldır. hatta çıkar amaçlı olması da kuvvetle muhtemeldir. en büyük özelliği de yapıldığı an unutulması gerekir. eğer hatırlanıyor ve hatırlatılıyorsa abesle iştigaldir.
neytiri neytiri
istanbul'da hafif metro diye bir şey var. vagonların bitişlerinde en arkada boş yerler var insanlar ayakta orda beklesin diye. bir de tümseklik var, gençler zıplayıp oturuyor oraya. en arkada. ve bir çocuk annesiyle orda ayakta duruyor. 4-5 yaşlarında çocuk. özeniyor ve oraya oturmak istiyor. birisi çocuğun bunu istediğini anlıyor ve gülümseyerek ordan iniyor yerine çocuğu oturtturuyor, onu seviyor, göz kırpıyor. bu değildir iyilik. inmişsen metrodan tamamiyle ineceksin, onun için indiğini bilmeyecek. senin durağın olmasa bile orda ineceksin. bak senin için indim der gibi çocuğa bakıp sevmeyeceksin. ineceksin tümsekten sonra vagon kapısından serin duraklara ineceksin. çıkacaksın aynı vagondan. metrodan. araçtan.
kırılgan düşler kırılgan düşler
bir gün adamın birisi yolda yürürken yağmur yağmaya başlar ve adamın şemsiyesi yoktur. o sırada oradan geçen bir arkadaşı seslenir buna, şemsiyesi de vardır… onu da alır yanına ve beraber giderler. aradan biraz zaman geçer bir gün deniz kenarında bir yerde beraber yürümektedirler gene, ve şemsiyesi ile diğerini ıslanmaktan kurtaran kişi şöyle der:

- ya o gün ben olmasan sen ne yapardın ya?
+ valla doğru söylüyorsun, o gün sen olmasan çok fena ıslanırdım, sağ ol…

biraz daha giderler sohbet farklılaşır ama dönüp dolaşıp gene aynı yere gelir:

- ya o değil de o gün ben seni görmesem orda sen nasıl ıslanırdın ya?
+ … gerçekten çok ıslanırdım, hasta olurdum hatta, eyvallah…

bir süre sonra adam aynı cümleyi tekrar vurgular:

- o gün benim şemsiyem olmasaydı nasıl da ıslanıp hasta olurdun di mi?

bu durumdan sıkılan diğer adam bir arkadaşına bakar bir denize bakar ve denize atar kendisini. adam şaşırır! ve denizden çıkan adam şöyle der:

- bundan da fazla ıslanmazdım ya?


"babam"dan kalan hikayelerdendir bu… yapılan bir iyiliğin arkasından lafı edildiğinde hem karşıdakini rencide etmemek hem de olayı biraz hicivli bir dille çevirmek için “şemsiyecilik yapma” derdi.

evet hayatta, şemsiyecilik yapmamak lazım…
ali kamber ali kamber
iyiliği erdem olmaktan çıkarmanın en kolay yolu nedir? tabii ki iyilik edene ödül vermek.

türk yapımı bir kısa film izledim geçenlerde. özetle olan şey şuydu (özeti atlayıp hemen hisseye geçebilirsiniz): mendil satan küçük bir kız, ağlayan bir kadına bir mendil verip parasını istemeden gidiyor. bunun üzerine ağlayan kadın kendisini ağlatan erkekten özür diliyor. bu sırada rakı içip efkârlanmakta olan erkek akşam sikiş olacağını anlayınca garsona 50 tl bahşiş bırakıp kadınına koşuyor. garson aldığı 50 tl bahşiş ile tansaş'tan öte beri alıyor, kalan 20 tl'yi de konak meydanında kuş yemi satan bir teyzeye veriyor. kuş yemi satan teyze fakirhanesine dönerken o parayla kasapta yarım kilo kuşbaşı yaptırıyor (fakat kasaba bahşiş bırakmıyor). teyze evde kuşbaşını pişirip sofraya getirince bir de ne görelim? meğer mendil satan küçük kız onun kızıymış.

kıssadan hisse: siz bir iyilik yapın, o dönüp dolaşıp sizi bulur.

karma diyorlar sanırım buna değil mi? yaptığınız iyilikler, erdemli hareketler karma olarak kasanızda birikiyor. sonra onları bozdurup harcayabiliyorsunuz. bu kıç ürünü felsefeyi iyilik yapma motivasyonu olarak önünüze sürüyorlar. bazılarınız da bunu yiyor, biliyorum. "durduk yere iyilik yapmam, ama karması varsa olur." diyor bazıları. ayrıca "karmaya inanmam ben." diyenlerinizin bir kısmının da kasasında sevap biriktirdiğini bilmiyor değilim.

düşününce, birilerinin erdemlilik tanımına böyle ödüller ve cezalar sokuşturması çok komik geliyor. çünkü bunu yapınca erdemliliği bencillik üzerinden tanımlamış oluyorlar. "*sen* iyilik görmek istiyorsan başkasına iyilik et", "*sen* zarar görmek istemiyorsan başkasına zarar verme" diyorlar açık açık (veya gizli gizli, bilemedim). uzak doğudan arak yaşam felsefeleri de, dinler de, kişisel gelişim kitapları da bunu diyor.

böyle bir erdemlilik olabilir mi? ben ki, birine ufak bir yardımım dokununca kendimi motivasyonlarım konusunda sorguya çekip sıkıştırıyorum; bir de her iyiliğim karşılığında karmalar, sevaplar kazanacağımdan emin olsam, iyilikten soğurdum herhâlde. karşılığında ödül almayacağım yeni iyilikler düşünürdüm. sırf ödülü yok diye kötülük yapardım belki. karmalı, sevaplı bir dünyada bencil olma suçluluğundan kurtulmanın başka bir yolunu düşünemiyorum.
bazinga bazinga
naber sorusuna, çoğunlukla, verilen cevaptır.

- naber?
- iyilik, senden?
- benden de iyidir, uğraşıyoruz işte.
- ...
- ...

bir de ardından muhabbeti çıkmaza sokabilir bu cevap, o ayrı bir giri konusu.
1 /