jorge luis borges

1 /
rout rout
tam adı, jorge luis borges'tir.1899'da buenos aires'te doğdu.1955'de peron devrilince arjantin ulusal kütüphanesi'nin müdürlüğüne getirildi.aynı yıl kalıtımsal bir hastalık yüzünden görme yeteneğini kaybetti.1961'de uluslararası yayıncılar ödülünü alması,dünya çapında tanınmasını sağladı.1986 yılında cenevre'de öldü.
rout rout
kendi yazdığı hikayeler hakkında,"öykü yazmayı göze alamayan,dolayısıyla da başkalarının masallarını bozup,çarpıtarak kendini eğlendiren utangaç bir delikanlının sorumsuz oyunları" demiş olan efsane yazar.
guest8644 guest8644
büyük bir ustadır kendisi. tuhaftır borges okumak. sıkılır gibi olursunuz en başta, "ağır gelecek galiba bu bana" der ve ağır tabir edilen eserler karşısında hissedilen o utangaç ezikliği duyumsarsınız. fakat, çabuk pes etmez de, birazcık dişinizi sıkarsanız şayet, çok geçmeden kapılıverirsiniz borges'in dünyasına. kısa süre sonra yakalar sizi ve kara delik gibi çeker içine. okunan her satırda, bir kez daha okuma isteği doğar içinizde. her kelimede " anlamıyorum! bu adam ne demek istiyor böyle?" ya da " aşar bu kitap beni!" dersiniz, en baştaki o ezikliği atamazsınız üzerinizden ama aslında biliyorsunuzdur; adamın ne demek istediğini de okuduğunuz her kelimeyi de gayet güzel anlıyor, öykülerde kendinizden izlere rastlıyor, muzip dili sayesinden gülümsüyor ve yavaş yavaş kendinizi borges felsefesine kaptırıyorsunuzdur. alışıyorsunuzdur...
kitabın son sayfası da çevrildikten sonra, ruhunuza bir parça daha eklendiğini hissetmenizi sağlayan nadir ustalardan biridir borges.
söylediklerimi pekiştirmesi açısından, kum kitabı'nın okunmasını tavsiye ederim.
melancholy man melancholy man
arjantin'in yetiştirdiği en önemli edebiyatçılardan biridir. ingiliz dili ve edebiyatını sular seller gibi okumuştur. büyük bir fikir adamı, entellektüeldir. "ben hayatı yaşamadım, okudum." demiştir. hayatı kitapların arasında geçmiştir.
ahmak ı hayal ahmak ı hayal
kitaplarla arasında hastalıklı bir ilişki vardır. orhan pamuk öteki renkler kitabında borges i anlatırken "borges in beni" adlı otobiyografisinde, eski bir sevgilisinden bahseder gibi, don kişot un çok eski bir baskısından bahsedebildiğini söyler. borges in cennet hayali normal insanların cennet hayali gibi her isteğin karşılandığı sonsuz bir bahçe değil, sonsuz kitaba sahip bir kütüphanedir.

cennet hayaline kısmen ve biraz ironik de olsa yaşarken - kör olmuştur borges - kavuşmuştur.

"bir şiirimde, bana aynı anda hem sekiz yüz bin kitabı, hem de karanlığı bahşeden tanrı nın bu olağanüstü ironisine değinmeden edememiştim" yazmıştı otobiyografisinde.

paradokslarla, aynalarla, kumkitaplarıyla, sonsuz labirentlerle, unutulmuş dillerle ördüğü öykülerinin yanında, biyografisinde kurduğu cümlelerle, aslında istediği her şeyi yazabileceğini de açıkça gösterir.

"elbette, bütün genç insanlar gibi, ben de elimden geldiğince mutsuz olmaya çalışıyordum; hamlet le raskolnikov arası biri olmaya çabalıyordum, sizin anlayacağınız."
rafaello rafaello
sonsuzluğun tarihi, gölgeye övgü,ölüm ve pusula, borges ve ben.... gözleri görmeyen bir adamın tahayyül sınırlarını nerelere vardırabileceğini şaşarak farketmek için...
kirlikirpi kirlikirpi
öyküyü yarmış,aynayı,kumu yaşlandırmış hikayeci amca...

bir de söyle bir şiiri (de) vardır;

anlar

eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
ikincisinde daha çok hata yapardım.
kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar.
çok az şeyi ciddiyetle yapardım.
temizlik sorun bile olmazdı asla.
daha çok riske girerdim,
seyahat ederdim daha fazla.
daha çok güneş doğuşu izler,
daha çok dağa tırmanır,
daha çok nehirde yüzerdim.
görmediğim bir çok yere giderdim.
dondurma yerdim doyasıya,
daha az bezelye.
gerçek sorunlarım olurdu
hayali olanların yerine.
yaşamın her anını gerçek ve
verimli kılan insanlardan olurdum.
farkında mısınız bilmem, yaşam budur zaten.
anlar, sadece anlar, siz de 'an' ı yaşayın.
hiçbir yere, yanına: termometre, su, şemsiye ve
paraşüt almadan gitmeyen insanlardanım ben.
yeniden başlayabilseydim,
ilkbaharda, papuçlarımı atardım.
ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayakla.
bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer...
ama işte, 85' imdeyim ve biliyorum...
ölüyorum...
seher seher
borges bir gün havaalanındayken, onu pek seven bir okuru heyecanla borges’e yaklaşır ve sorar:
-siz ünlü borges değil misiniz?
borges şöyle yanıt verir:
-evet, kimi zaman…


"kimse yakınıp yerindiğimi sanmasın
bu lütfundan yüce tanrı’nın,
bana ilahi bir şaka yaptı
kitabı ve körlüğü aynı anda bağışladı…"
borges / armağanlar şiirinden

"zaman beni sürükleyen bir nehir; ama nehir benim
beni parçalayan bir kaplan; ama kaplan benim
beni tüketen bir ateş; ama ateş benim
evren ne yazıkki gerçek,
ben ne yazıkki borges'im"
borges / sonsuzluğun tarihi'nden

"bilinmeyeni keşfetmek yalnızca sinbad'a, kızıl erik'e ya da kopernik'e vergi değil. her insan bir kaşiftir. her insan acıyı, tuzluyu, eğikliği, düzlüğü, sertliği, gökkuşağının yedi rengini, alfabenin yirmiden fazla harfini keşfetmekle başlar işe; ardından yüzleri, haritaları, hayvanları keşfeder. sonunda ya kuşkuya erişir, ya da inanca; ama, her seferinde hemen hemen hiç şaşmayan tek bir sonuca, gerçekte ne kadar cahil olduğu sonucuna varır.
borges / atlas'tan
mabel mabel
osvaldo ferrari 'nin borges ile yaptığı bellek üstüne söyleşiden,


ferrari:bellekten söz ederken buenos aires'te kimilerinin sizin için
kullandıkları el memorioso ( bellek adam ) nitelemesine değinmiştik.


borges:beni böyle nitelendirmeleri çok yanlış,çünkü benim
belleğim,bugün bana okunan şiirleri anmakla yetiniyor.kişisel tarihime
gelince,onu kurguya dönüştürdüm ben,en azından bunu denedim.bazı ayrıntılar üstine bana soru sorulduğunda,yanlış yanıt veriyorum.özellikle yolculuklarım ve onları hangi sırayla yaptığım konusunda.tarihler mi?1955 yılını anımsıyorum,kuşkusuz o kadar beklediğimiz ve bizlere birçok şey kazandıran devrimle bağlantılı bu.bir de tabii görme yetimi yitirdiğim yıl.ulusal kütüphane'nin müdürü olduğum yıl.demek istediğim özellikle benim için önemli olayların olduğu bir yıl.ama bu birkaç olayın dışında,belleğim daha çok bir alıntı belleği.daha önce de emerson 'un alıntılar adlı bir metinde hüzünlü biçimde:

'yaşamın kendisi de bir alıntıya dönüşüyor.'

dediğini anımsatmıştım sanırım.elbette insanın kendi yaşamını,acılarını,üzüntülerini,şöyle diyelim,tırnak içinde görmesi üzücü bir şey.ama benim yaşamım,zayıflayan belleğim söz konusu olduğunda,buna benziyor biraz da,bir dizi alıntı...

bir şeyleri ezberleyerek asla çalışmadığımdan,bu alıntılar belleğime kendilerini dayatan metinlerdir belki de;beni o kadar etkilemişler ki unutulmaz olmuşlar,kimi dizelerin son derece kötü olduklarından akıldan çıkmaması gibi.

ferrari:belleğinizle ilgili birtakım varsayımlar ileri sürülebilir.örneğin yazınsal bir bellek olarak nitelendirilebilir.


borges:bergson 'un savı unutulmamalı,o belleğin seçmeli,başka bir deyişle tercihli olduğunu söyler.

doğal olarak,duygusal bir mizaca sahip olan kişi acıları ve mutsuzlukları anımsama eğilimi gösterir.çünkü bunlar onun sözlerine anlam katar.ama ben öyle biri olmadığımdan ya da olmamaya çalıştığımdan kötülükleri ve yıkımları unuturum.martin fierro 'da şöyle yazmaz mı?

'şunu bilin ki acıyı unutmak

belleği korumak demektir.'
1 /