juno

1 /
luto luto
www.juno.co.uk adresinde faaliyet gösteren online dans müzikleri cd, plak vs. satış mağazası. en son çıkanlar da dahil pek çok şarkıyı dinleyip fikir almak için tavsiye edilir...
janis joplin janis joplin
başrolünde hard candy'den bildiğimiz ellen page'in olduğu 2007 yapımı ödüllü film. konusu kısaca lise öğrenimi sırasında hamile kalan ve doğacak çocuğunu evlat edinmek isteyen bir çifte vermeye karar veren juno'nun hikayesi... konu çok bilindik gelsede yerinde ve güzel espriler ile güzel bir komediye dönüşen film oyuncu zenginliği ile ön plana çıkıyor. arrested development'dan tanıdığımız michael cera ve jason bateman, jennifer garner, j k simmons ile her filmde görmek istediğim (evet abarttım biraz) allison janney filmin diğer oyuncuları.
cellman cellman
herşeyiyle mükemmel bir film. müzikleri, anlatımı, ilişkiler üzerine eğilimi, ana karakter juno'nun kişiliğiyle ve bu karaktere can veren elen page'in olağanüstü oyunculuyla "totally" mükemmel bir film olmuş. sadece ellen page değil, filmin tüm oyuncuları ellen'in temposuna uyarak harika bir oyunculuk çıkarmışlar. toptan kalite...
little miss sunshine'dan beri böyle güzel film izlememiştim.
şiirbaz şiirbaz
belirten belirtmiş, little miss sunshine tadında, izledikçe izlenesi, insanın yüzünde şapşal bir gülümseme ve aklında tam manasıyla olmuş bir hikaye bırakan, "sıcacık" bir film.

aşırı zeki ve duygusallığa prim vermeyen insanlar bu filmi izlemesinler. zira, öyle ahım şahım bir sosyal mesajı ya da göndermesi yok. ha, izleyip çıkarmak da mümkün neticede, anlattıkları mesele: insan. bir gençlik, bir ilişkiler üzerine de birilerinin şatafatlı lafları vardır elbet.

bunların dışında, filmi daha çok sevebilmek için sanırım amerikan toplumunu az çok bilmek gerekiyor. bunun için amerikada yaşamaya gerek yok, biraz film izlemek yeterli sanırım. tıpkı benzeri little miss sunshine'da olduğu gibi, aileye eleştiriler geliyor. evlenip boşanan "aşıklara" taş atılıyor.

--spoiler--

beni bitiren sahne, bebeği almak isteyen ailenin evine giderken, arabanın geçtiği yol üzerinde tek tek evlerin fotoğraflarının verilmesiydi. müstakil bahçeli -hatta belki havuzlu- ev peşinde koşan amerikan ailelerini süper anlatmış.

16 yaşında çocuk sahibi olan bir anneye nazaran, juno, çok daha olgun birisi. fakat bunun farkında değildi henüz başında. sonlara doğru anlıyor biraz meseleyi, ancak babası ve üvey annesinin tutumları çok şahaneydi. eğer aile işinde (family business) başarılı (succeed) bir ebeveyn çifti varsa bu filmdeki çift olabilir. j. k. simmons'ın süper bir baba olduğunu belirtmek lazım.

aslında buradan bakınca, çok klişe bir "aile" çizilmiş. amerikan orta sınıfı işte. oldukça geleneksel, babanın ve annenin süper uyumu, ortak alınan kararlar, annenin küçük çocuğu bir yerlere götürmesi, kurslar falan, babanın evde marangozluk dahil çeşitli işler görmesi...

oscar'ı alır mı? little miss sunshine almış mıydı? tamam aynısı değil ama film direk onun kategorisinde. belki bunda oyunculuk daha çok merkezde. yani tek kişi üstünde. juno tek başına sürüklüyor filmi, geri kalan da güzel yardımcı oluyor. diğer filmde, herkese yayılmıştı az çok. işin ilginci orada pek parlamayan paul dano (hani nietzsche okuyan ve susan eleman) bu sene there will be blood'da döktürmüş durumda.

bir de eski rock'çı şimdi büyüyememiş "geç genç" (late young gibi ama ilginç bi tabir oldu) kalmış adam süper bir tipti. başka filmlerde olsa, bu tip öne çıkarılır ve "işte standartlara direnen, özgür ruh" diye övgüler düzülürdü. burada her şeyi berbat ettiği ve "kurt kobain olamayacaksan, otur çocuğa bak" tarzı bir fırçayı yediği için mutlu oldum.

bu anlamda film, standart yaşam tarzının, duygusallığın, birine bağlanmanın kötü olmadığını göstermeye çalışmış. bence gayet başarılı bir çalışma. özellikle anne olmak için yanıp tutuşan bir kadının hayallerini mahveden eski rock'çı şimdinin reklam jingle'cısı adama gıcık olduğumu bir kez daha belirtmek isterim.

--spoiler--
dedi ki normal dedi ki normal
--spoiler--

vanessa ile mark'ın gösterildiği tüm sahnelerde, seyirciye 'evlâtlık almak isteyen bir aile olmayabilirler' kuşkusu oldukça iyi hissettirilmiş, zira ben öyle hissettim. mark ile juno'nun aralarındaki yakınlaşma olsun, vanessa'nın eve geldiğinde juno'yu evde bulmasına verdiği tepki; hatta alışveriş merkezinde başka bir çocukla koşuşturması olsun bu başarının en göze batan örnekleri.
ayrıca, juno'nun kullandığı dilin tam bir liseli yeni ergen dili olması da, en iyi senaryo ödülünün boşa gitmediğinin göstergesi.
ama bu filmde hata yok mu, elbette var. okulda arkadaşı leah ile yemek kuyruğundaki sohbetinde, hamileliği yüzünden göğüslerinin ne kadar büyüdüğünden hatta giydiği komik sütyenlerden bahseden juno'nun, aynı günün akşamında hâyâl kırıklığıyla eve dönerken arabanın kaputuna uzandığı sahnede göğüslerinin 75 beden kalmış olduğu da gözümüzden kaçmadı, -en azından benim gözümden kaçmadı ama ilk baktığım yer kızın göğüsleriyse adam değilim*-

bir de güzeller güzeli soundtrack'in içinden tüm sevenlere armağan edilmiş bir şarkısı var:
(bkz: anyone else but you)

-spoiler--

little miss sunshine'dan sonra böyle bir aile filmi izlememiştim diyenlere inat buradan buyrun: (bkz: la faute a fidel)
endoplazmik retikulum endoplazmik retikulum
jason reitman'ın yönetmenliğini üstlendiği, 90 dk.lık 2007 yapımı bir film. ülkemizde 21 mart 2008 tarihinde vizyona girecek olan film, roma film festivali'nde en iyi film ödülünü kazanmış, independent spirit awards 2008 isimli ödüllerde en iyi kadın oyuncu, en iyi film, en iyi ilk senaryo, en iyi yönetmen dallarında ödüle aday gösterilmiştir.


__spoiler__

filmin konusu gayet bilindik olsa da, film izleyenleri kesinlikle sıkmıyor. ben filmi izleyen sıradan bir türk olarak, juno'nun ailesinin kızlarının henüz 16 yaşında bir lise öğrenci iken bu tarz bir şeyle karşı karşıya kalmasını sorgusuz kabullenişlerine çok şaşırdım mesela. ve yine çok sıradan bir izleyiciyim ki olaylar hiç benim tahmin ettiğim şekilde gelişmedi, ki bunları kendimce maddelendirecek olursam:
1. ben juno'nun bu istenmeyen hamilelik katrşısında bunalıma girmesini beklerdim
2. girdiğibunalım sonucu bebeğini aldırmasını beklerdim.
3. bebeğini aldırıp vicdan azabına girmesini beklerdim.
4. bebeğini evlat vermek için bulduğu cici anne ve baba ayrılınca ben mark'ın yani cici babanın juno ile beraber olmasını beklerdim.
5. juno'nun ziyadesiyle uyuz sevgilisinin bebek hadisesinden sonra juno'ya hiç pas vermemesini beklerdim.

netice itibariyle filmin konusu tanıdık; ancak olaylar beklendiği gibi gelişmiyor. bize trajik gelen bu olay hiç abartılıp büyütülmeden hatta komedi ile yoğrularak filmde işleniyor...


ya da ben çok türk filmi izlemişim...


__spoiler__
hector hector
hayatını yaşayan akıllı bir kızımızdır kendisi. hay maşallah diyoruz. karakterin kişiliği ellen page'in hard candy'deki rolünün biraz daha masumu ve biraz daha salağı gibi ama dünyayı parmağında oynatabilme yetisi yönünden ondan eksik kalmıyor.

---spoiler---
16 yaşında denyonun birinden hamile kalıp ne kendinin ne de etrafındakilerin hayatını sikertmeden durumu kotarıp hayatına devam edebilmek çok fantastik bir atraksiyon tabii. bunu becerebilecek firaset düzeyindeki bir kız genelde öyle canım çekti diyip birilerinin kucağına oturmaz tabii o da ayrı. filim icabı bunnar hep.
snitch snitch
güzel bir film. ama bir kaç sene sonra kimsenin bu filmden bahsedeceğini de zannetmiyorum. zaten öyle bir iddiası da yok. güzel bir 90 dakika geçiriyorsunuz. müzikler filme çok uygun ve güzel.
beni tek rahatsız eden nokta ise, juno'nun mark ve venessa çiftiyle konuşmaya gittiğinde, birden çok daha sivridilli, küfürlü konuşan bir insan haline gelmesi oldu. filmin önceki kısımlarında bu kadar vurgulanmamıştı bu özelliği. ha eğer hamileliğin getirdiği bir gerginlikse de çok keskin verilmiş bence.
en iyi senaryo ödülünü almasını bu seneki oscarların şaşırtıcılığına bağlıyorum ben. bu filmde senaryodan çok daha ön plana çıkan şeyler var, oyunculuk ve müzik örnek olarak verilebilir.
nihayetinde güzel, sıcak bir film. bir benzetme yapmak gerekirse, amelie'nin bir boy küçüğü denebilir. mesaj olarak, anlatım olarak oldukça benzerlik gösteriyorlar. ama amelie kadar etkileyici değil, en azından ben etkilenmedim o kadar.
ornitrin ornitrin
bol müzikli, ki bu pek hoşuma gitmedi, izlenilesi ama pek de etki bırakmayan, beklentiye girilmemesi gerektiğini düşündüğüm bir film. little miss sunshine ayarında değil amelie* ayarında hiç değil.

filmden alıntı:

juno: siz zenginler şifalı bitki içeceklerinde ne buluyorsunuz
mark: sanırım dörtlü paketlerde satılmalarıyla ilgili bir şey var, o kadar da kötü değiller ama.


bu filmden bana tek yadigar kalan/kalacak ise all i want is you'dur.
noscho noscho
nereden başlasam bilmiyorum...

önce tanımımı yapayım: en iyi film dalında oscar adayı olmuş, en iyi senaryo dalında da ödülü kapmış abd yapımlı film.

cidden nereden başlayacağımı bilmiyorum... insanlar arasında sevgiye, aşka olan inancımı kaybedeli çok oldu. hani "hayatımın aşkı", "ilk görüşte aşk", "çocuklarımın annesi" gibi terimlerden nefret eder hale gelmiştim. hele hele beynimin bana oynadığı oyunları anlayınca daha da vurulmuşa dönmüştüm. aslında aşk yoktu, o sadece beynin "en iyi genleri buldun" uyarısıydı; kendi türümün en iyi şekilde devam etmesini sağlamak için ortaya attığı bir yalandı. her şey matematikti, bilimseldi...

bugün juno'yu izlediğim ana kadar bunların hepsine inanıyordum aslında.

neden bu filmi izlemeyi seçtim, cidden hatırlamıyorum. ellen page'e tapıyorum, bu bir sebep ama sadece o değildi. konusu hoştu, nispeten benim yaşımdaki / dönemimdeki kişilerle ilgiliydi ve ilgimi çekmişti.

aslında çok fazla film izleyen biri de değilim... sadece "büyük gişe hasılatı yapmış bol ödüllü filmler"i seyreden biriyim desem doğru olur. juno da belki çok ödül almıştı, hollywood yapımıydı ama onlardan farklıydı işte.

konusunu falan anlatmayacağım, isteyenhttp://beyazperde.mynet.com/film/3811 adresinden okusun. ellen page'in, michael cera'nın, j.k. simmons'un olağanüstü oyunculuğundan da bahsetmeyeceğim (belki soundtrack'ten bahsederim ama). benim anlatmak istediğim şey, bu filmin neler yapabileceği.

juno öyle bir film ki, hödük ötesi biri olan beni ağlattı. hayatımda ilk kez bir filmde gözümden yaş geldi ve nedeni gülmek değildi. juno öyle bir film ki, her şeyin bir anda gelişebileceğini, neyin ne zaman nasıl olup biteceğini anlayamayacağımı bana ezberletti. öyle bir film ki juno, dünyada cidden aşk / sevgi diye bir şey olduğunu bana yeniden hatırlattı. ve öyle bir film ki bu, capitol'den -yürüyerek- 25 dk. uzaklıkta olan evime koşmamı ve telefona / msn'e sarılmamı, bir şeyler yapmaya başlamamı sağladı...

klişe bir hikayeymiş gibi geliyor ama, juno cidden bu etkiyi yaratabiliyor.

ve son olarak... filmden çıkarken; aklınızda filmden öte bir şarkı kalıyor: "anyone else but you". kendisi bu bol üç noktalı giriyi hazırlamamda bana bolca yardım etti. ellen page / michael cera çok şirin söylemiş. anında mutluluk hormonu salgılıyorsunuz.

işte böyle bir şey juno. profesyonel bir film eleştirmeniyle alakam yok ama, mutlu ediyor insanı işte. zaten istediğimiz de bu değil mi, mutlu olmak?
noscho noscho
soundtrack albümüyle de aşmış film. soundtrack'in şarkıları şöyle:

01 barry louis polisar - "all i want is you" (2:37)
02 kimya dawson - "my rollercoaster" (0:53)
03 the kinks - "a well respected man" (2:41)
04 buddy holly - "(ummm, oh yeah) dearest" (1:53)
05 mateo messina - "up the spout" (0:53)
06 kimya dawson - "tire swing" (3:07)
07 belle & sebastian - "piazza, new york catcher" (3:01)
08 kimya dawson - "loose lips" (2:24)
09 sonic youth - "superstar" (4:06)
10 kimya dawson - "sleep" (0:52)
11 belle & sebastian - "expectations" (3:35)
12 mott the hoople - "all the young dudes" (3:35)
13 kimya dawson - "so nice so smart" (2:47)
14 cat power - "sea of love" (2:20)
15 kimya dawson & antsy pants - "tree hugger" (3:14)
16 the velvet underground - "i'm sticking with you" (2:29)
17 the moldy peaches - "anyone else but you" (2:58)
18 antsy pants - "vampire" (1:20)
19 michael cera & ellen page - "anyone else but you" (1:56)
1 /