kabe

1 /
karahisari karahisari
kabe-i muazzama. yeryüzünde yapılan ilk mâbed. müslümanların kıblesi. arabistan'ın mekke-i mükerreme şehrindeki mescid-i harâm'ın ortasında bulunan taştan yapılmış dört köşeli binâ. beytullah, beyt-ül-haram, bekke, beyt-ül-atîk, hâtime, basse, kadîs, nâzır, karye-i kadîme adları ile de anılmıştır.
hell guardian hell guardian
dünya ve evren "manyetik" dinamiklerinin (ki bu da çok çok yetersiz bir isimlendirmedir) ortak geçiş yaptığı bir düğüm noktası olduğunu bugün yahudiler bile kabul etmektedirler. ancak bunu insanlara anlatabilmek neredeyse imkansız olduğu için sadece kutsal demek ve tarihi olaylardaki kutsallığını belirtmekle yetinebiliriz.

buraya özellikle basit ama önemli bir yapı kurma isteğini muhtemelen oraya hakim olmuş her hükümdar tarih boyu içgüdüsel olarak istemiştir. sebebini bilmez. ama oraya sade ama canı pahasına korunacak değerde bir merkez kurma isteği mekke'ye hakim her hükümdarca istenmiştir.
yani mesele orada duran maddi binada değildir. tam olarak o noktanın özelliği vardır. insanoğlunun sınırları gittikçe genişleyen zekası ve bilgisi ile günün birinde bu keşfedileceğinden önce insanlara mutlak inanç şart konulmuştur. adam gibi bir şekilde inanan bir insan inanmakla yetinmeyip işin arkasında gerçekleşenleri de "insan" beynini kullanarak belli bir ölçüye kadar anlayabilir. yoksa sığ düşünüldüğünde tabii ki efsane gibi kalır.

fizik ötesi diye yabancıların adlandırdığı ve bizim de bu şekilde pavlov'n köpekleri gibi koşullandırdığımız beynimiz allah, islam, tanrı, ilahi dinler, melekler gibi kavramları genellikle bu şekilde algıladığı için olayı sadece eskilerin yaptığı gibi inanmak ve inanmamak şeklinde kesip atmaktadır. çoğu müslüman neye inandığını bilmezken, çoğu inanmayan ise olayı sadece "efsaneler serisi" boyutunda değerlendirip (bu sebeple biraz da haklı olarak) reddeder. ancak bilimin ve insan zekasının gücü küçümsenmemelidir. hikayeler ve sırf inanma ile sınırlandırılabilen mevzuların arkasında yatan "mühendislik" (sınırlı tanımla tabii) öyle ileridir ki dünya ve o mühendisliğin arasındaki ilişki (sınırlı bir kıyas ile) intel'in tornavida yapmasına benzer. "madde"'den yapılmış insan ve evrenine ait kurallarla mevzuyu kıyaslamak yanlış olur.

o kadar okul okunuyorken ve bilimle uğraşırken insan bu gelişmişliğini pekala islami boyuta da yansıtabilir. duanın "manyetik" etkilerini, "ne ekersen onu biçersin" sözünün neden hep gerçekten, murphy kurallarının neden hep karşımıza çıktığını bile bahsettiğim alana bağlayabilirsiniz. iyimser insanların neden iyi olaylara ve kötümserlerin neden berbat olaylara maruz kaldığını, iyimserliği abartanların yine neden kötü olaylarla karşılaştığını vs vs...

bahsini ettiğim "dinamikleri" benim kendi yetersiz dilimle anlatmam mümkün değildir. ancak yabancı bir kaynağı göstermek adına what the bleep do we know adlı belgesel filmi önemle önermekteyim. aklınıza çok değişik çağrışımlar yapar. işin ilahi boyutuna bir geçiş imkanı tanır.

dip not: konuya hakim olan arkadaşlar lütfen yetersiz ve sınırlı benzetmelerim için kusura bakmasın. amaç bir şeyleri ucundan kıyısından anlatabilmektir.
dünyayı kurtaran adam dünyayı kurtaran adam
hac zamanında 170 farklı ülkeden gelen insanın aynı duygularla, birlik ve beraberlik teması üzerinden ibadetlerini yaptıkları yerdir. konuyu "arap ticareti" olarak algılamak ayrı bir ırkçılık olmuyor mu? belki ırkçılık değil de, beyin kıvrımlarının eksikliğinden kaynaklanan bir biyolojik rahatsızlık olabilir. allah islah etsin!
izalesuyu izalesuyu
ne zaman yapıldığı ve kim tarafından yapıldığı konusunda çeşitli söylentileri barındıran kabe hakkındaki en çarpıcı iddialardan biri;kabenin eski bir hindu tapınağı olmasıdır.kabe hakkında böyle iddiaların ortaya atılabilmesinin nedeni de arapların islam öncesi dönem hakkında yeterince bilgi kaynağı olmaması,varsa bile cahiliye dönemi deyip onlarla ilgili kaynaklarla pek ilgilenmemiştir.evet,dediğim gibi hindu tağınağı olduğu söylenir.başta insana çok yabancı bir iddia gelse de kanıtları pek yabana atılacak cinsten değildir.öncelikle arabistan ismi eski bir hindistan dili olan sanskritçe kökenidir.arvastan sanskritçe de atların yeri demektir ve bu dilde v nin be ye dönüşümü vardır.arabistan ın atlarının meşhur olduğunu bilmeyen yoktur sanırım.mekke de aynı şekilde sanskritçe bir isimdir ve mekha kelimesinden gelmektedir ve bu kelime kurban ateşi anlamına gelir.aynı şekilde islam aleminin ibadet farzı olan haccın bir benze belki de aynısı hindu geleneklerinde mevcuttur.arabistan da hint izlerinin olmasının nedeni büyük hint kralı vikramaditya nın kurduğu uçsuz bucaksız imparatorluktur.bu anlatılanların kanıtları ise şöyledir:
eski arapça şiir antolojisi: sayar-ul-okul
istanbul’da eski batı asya edebiyatının en geniş koleksiyonuna sahip olmasıyla ünlü mekteb-i sultani adlı bir kütüphane vardır.bu kütüphanenin arapça bölümünde eski arap şiirinin bir antolojisi vardır. bu antoloji 1742 yılında sultan selim’in buyruğuyla daha önceki bir çalışmadan derlenmiştir. kitabın sayfaları harir denilen ve üzerine yazı yazmakta kullanılan bir çeşit ipekten yapılmıştır. her sayfanın dekoratif süsle kenarları vardır. kutsal kitaplardaki sayfa süslemesinin java ve başka yerlerde bulunmuş sanskrit yazıtlarıyla ilgili eski bir gelenek olduğu tahmin edilmektedir.. antolojinin kendisi sayar-ul okul olarak biliniyor. antoloji 3 bölümlüdür, birinci bölümde biyografik ayrıntılar ve islam öncesi arap şairlerin şiir derlemeleri bulunmaktadır. ikinci bölümde muhammet peygamberden hemen sonra başlayarak emevi (banee ummayya) hanedanının sonuna kadar olan dönemdeki şairlerin şiirleri ve yorumları bulunur. üçüncü bölüm ise halife harun reşit zamanı sonuna kadar olan daha sonraki şairlerle ilgilidir. sırası gelmişken banee, vanee demektir ve ummayya da krişnaya gibi sanskritçe isimlerdir. ebu amr abdül asama, seçkin bir ozan ve harun reşit sarayının resmi şairi, antolojiyi derlemiş ve yayına hazırlamıştır.


sayar-ül okul’un ilk çağdaş baskısı 1864’te berlin’de basılmış ve yayımlanmıştır. bir sonraki baskısı 1932’de beyrut’ta yapılmıştır. bu çalışma, eski arap şiirinin en önemli ve geçerli antolojisi olarak görülmektedir. eski arabistan’daki yaşam tarzı, gelenekler, görgü kuralları ve eğlence şekilleri üzerine ciddi ışık tutan kitap aynı zamanda eski mekke tapınağı, şehir ve okaj diye bilinen ve her yıl düzenlenen fuar hakkında detaylı açıklamalar içeriyor. bu herhalde sizleri müslümanların her yıl yaptıkları haccın yeni bir uygulama değil, eski fuarın devamı olduğuna ikna eder.

ama okaj fuarı bir karnaval olmaktan çok uzaktır. o zamanların arabistan’ın da yaygın olan vedik kültürünün sosyal, politik, dini, yazınsal ve diğer yönlerini tartışılması için seçkinlere ve bilgelere bir forum sağlamaktaydı. sayar-ul okul, o tartışmalarda elde edilen sonuçların tüm arabistan’da geniş saygı gördüğünü ileri sürmektedir. dolayısıyla mekke, toplulukların manevi mutluluk için bir araya gelmesi sırasında bilge insanların aralarında tartışmalarına da olanak sağlayarak varanasi geleneğini izlemiştir. hem hindistan varanasi hem de arvastan mekke’deki ana tapınaklar şiva mabetleriydi. hala bugün bile hem varanasi hem de mekke’de ana saygı nesneleri eski mahadeva amblemleridir. müslüman hacıların kabe’de saygıyla dokundukları ve öptükleri şankara taşıdır.

gayri-müslimlerin girişinin yasaklanması
mekke’nin birkaç kilometre kala herhangi gayri-müslimin bölgeye girmesini yasaklayan büyük bir tabela vardır. bu, yeni kurulan islam inancı için tapınağın saldırılarak ele geçirildiği günlerden kalma bir anımsatıcıdır. maksat, belli ki geri alınmasını önlemekti. hacı mekke’ye doğru ilerlerken, başını ve sakalını tıraş etmesi ve özel kutsal bir kisveye bürünmesi istenir. bu beyaz kumaştan iki tane dikişsiz çarşaftan ibarettir. bir tanesi bele, diğeri de omuzlara sarılır. bu iki töre de; temiz tıraşlı ve kutsal, dikişsiz, lekesiz beyaz çarşaflar; hindu tapınaklarına girişteki eski vedik uygulamalarından kalmadır.

mekke’deki şiva amblemini barındıran ana tapınak kabe olarak bilinir. kara bir örtüyle kaplanmıştır. bu gelenek de, geri alınmasında cesaret kırıcı olması açısından gerekli görüldüğü günlerde ortaya çıkmış olabilir. britannica ve islam ansiklopedilerine göre kabe’de 360 tane put vardı. geleneksel kayıtlarda tapınağa saldırıldığında tahrip edilen 360 puttan birisinin satürn, bir diğerinin ay ve yine bir diğerinin allah olduğu belirtilmektedir. hindistan’da 9 gezegene tapınılan navagraha puji göreneği halan itibardadır. bu dokuzun iki tanesi ay ve satürn’dür. bunun yanı sıra, ay her zaman tanrı şankara ile ilişkilendirilmiştir. şiva ambleminin ön cephesinde her zaman bir hilal bulunur. kabe tapınağında baştaki put tanrı şiva, yani şankara, olduğundan üzerine hilal de resmedilmişti. işte o hilal şimdi islam’ın dini sembolü olarak kabul edilmiştir. başka bir hint geleneği, nerede bir şiva tapınağı varsa orada kutsal ganj akıntısının da birlikte var olmasıdır. bu geleneğe uygun olarak kabe yakınında kutsal bir kaynak vardır. suyu kutsal sayılır çünkü islam öncesinden beri başka bir ganj olarak görülmektedir. kabe tapınağını ziyaret eden müslüman hacılar 7 kez etrafında dönerler. başka hiçbir camide bu dolaşma yoktur. hindular da hep tapınakları etrafında dolaşırlar. bu da kabe tapınağının, hindu dolaşma töresinin hala titizlikle uygulandığı islam öncesi şiva mabedi olduğunun bir diğer kanıtıdır.

allah, sanskritçe bir kelimedir. sanskrit dilinde allah, akka ve amba eşanlamlıdırlar. bir tanrıça veya anneyi ifade ederler. allah deyimi sanskritçe ilahilerde tanrıça durga’nın (bhavani) himayesi istenirken ortaya çıkar. dolayısıyla tanrı yerine islam’ın allah kelimesi yenilik değil, eski sanskrit isminin alıkonularak islam tarafından kullanılmaya devam edilmesidir.

yedi kez dönmek de belirgindir. hindu düğün törenlerinde gelin ve damat kutsal ateş etrafında yedi defa dönerler. mekke’de kabe tapınağı etrafındaki yedi kez dönme töresi, dolayısıyla, bir hindu vedik adetidir.

sayar-ul-okul bize islam öncesinde yıllık okaj fuarlarında tüm kalburüstü şairlerin katıldığı arap şiiri yarışmalarının düzenlendiğini bildiriyor. en iyi olduğu düşünülen şiirlere mükafat veriliyor, altın levhalara kazınarak mabet içine asılıyordu. diğerleri ise deve ve keçi derisine baskı yapılarak mabet dışına asılırdı. böylece kabe binlerce yıldır en iyi arap şiirsel düşüncesinin hazinesi olmuştur. bu gelenek çok eski zamanlardan beri vardır. ama şiirlerden çoğu muhammet peygamberin kuvvetlerinin kabe’ye saldırısı sırasında kaybolmuş ve tahrip olmuştur.



sayar-ul-okul, ömer-bine-hasnam’a ait bir şiiri de örnek olarak verir. (şiir adı: ebul-hikem yani, bilginin babası). ömer-bine-hasnam, muhammet peygamberin amcası olup, müslüman olmayı reddetmişti. müslüman olmayanları yok etmek isteyen müslüman fanatiklerin elinde şehit oldu. bu şiiri kabe’de yıllık fuarda en iyi olarak ilan edilmişti:


kefa vinek zikra min ulumin tav eseru kaluben ayetül heva ve tezekkuru
ve tezekkuruha uden ilel vedae lilvara veluk yank zatullahe yum tab aseru
ve ehluleha ezahu ermiman mahadev o menazel ilamuddine minhum ve seyattaru
ve sahabi kiyem feem kamil hinde yovmen ve yakilun lete hazan feynnak tevajharu .
mey..eyare akhalekan hasenen kullahum naimun azaed summ gebul hindu.

tercümesi ise....
bir adam ki, tüm yaşa.ını günah ve erdemsizlikle geçirsin, yaşa.ını tutku ve öfkede yitirsin,
sonunda pişman olup erdemliliğe dönüşü isterse, bir yol var mıdır kurtuluşu için?

eğer bir kere bile samimiyetle mahadeva’ya ibadet ederse, dürüstlük yolunda en yüksek konuma ulaşabilir.

ah tanrım! tüm yaşamım yerine hint’de bir günlük kalış ihsan eyle; nasıl ki ruhen özgür olur o kutsal toprağa ulaşan.

hint’e bir hac sayesinde soylu davranışların mükemmelliğini kazanır insan, ve ayrıcalığını elde eder ideal hindu hocaların dindar üslubunun.
kaynak:alternatifforum.org
soyut soyut
sanılanın aksine sadece ona secde edilmemiştir. medine ye göçten sonra yahudilere şirin görünüp onları müslüman yapmak için kıble bir ara mescid i aksa ya dönmüştür. ama yahudiler peygamberle alay etmeye başlayınca bir gün ayet gelir ve kıble tekrar putlarla dolu kabe olur.
arquitecto grande arquitecto grande
denilir ki; kabe'yi çek aradan, insan insana secde ediyor. bununla birlikte evrenin değişmez kaidelerinden yörüngesel dönüşü metaforik olarak müşahede etme imkanı tanıyor kabe. galaksilerin, yıldızların, atomların yörüngesel dönüşleri. devingen bir evrende yaşanılanların özetini anlatıyor kabe. bir de insanı anlatıyor tabi. kemalat yoluna çıkmış ve bu yolda kendisine ayna arayan insanı.

evrenin ve içinde barındırdığı her türlü nesnenin, olayın, cümlenin, düşüncenin suret ve mana yönü olduğu söylenir. musaf içinde bulunan kelamın da sureten ve manen çeşitli anlamlar ihtiva ettiği anlatılır. isa'nın, nuh'un, muhammed mustafa'nın yaşantılarından sureten ve de manen alınacaklar vardır. yüzlerce kez aynı cümlelerin tekrar edilmesinin bir sebebi olmalı zira!

ayna arayan insanın aynada kendi suretini ve manasını kavrama isteği söz konusudur. bu yola çıkan metaforik anlatımlı mahfuzdan nasibi kadarını alır. suret tarafını hazmetmiş kişinin manaya vakıf olacağı söylenir. ayna insandır. bir insanın suretini hakikat manasında gösterebilecek olan yine onun gibi bir insan olacaktır. kabe'yi sureten alır beşer. beşer zihni ile müşahede eder evrenin ve kendinin özetini. dönerek kainat kitabını okur. elektronlardan, süpernovalara kadar var olan alemi seyre dalar. zevk eder böylelikle.

sonra denilir ki; kabe ortadan kalkar. yükselir, gözdeki perde de kalkar. karşıdaki kübik formu görmeyen beşer, kemalat şerbetini tatmaya başlamıştır. karşında ona secde eden insanı görür. o da ona secde eder. burada birlik bilinci oluşur. birliğin bir parçası olmak değildir bu. bir olmaktır sadece. kamil abi başka bir kamil abi ile kendini görür. cesetten sıyrılıp, ruhun idrakine varır. zira kendi hakikatine vakıf olan o'nun hakikatini deneyimleyebilir.

hakikat yolunda zikredilmiş kelime boşa değildir. metafor boşuna değildir. hay-at nasıl ki dirilerin yolu ise, bu yolda edebi-at da vardır. o da her zerresine espri üflenmiş bir hakikat yoludur. edepli ve edebi bir yoldan ilerleyenler vakıf olur bu sırra. öyle denilir. ve şöyle de denilir; ''o aramakla bulunmaz, ancak o'nu bulanlar arayanlardır.''
1 /