kadına şiddet

2 /
sessizce sessizce
kadına şiddet ile ilgisi olduğunu düşündüğüm bir olayı anlatacağım. 12-13 yaşlarındaydım, evde bir huzursuzluk zuhur etmişti. sanırım konu maddiyat idi. annemle babam tartıştı, babam anneme bi sille vurdu, annem yere düştü, o düşüşle birlikte kafasını beton zemine çarptı. gel zaman git zaman babam o yobaz tavırlarından vazgeçti. bunda bizim de büyümemizin etkisi vardır. genelde böyle olur. biz büyüdük ve annemi arkamıza aldık. neyse.. annemin yolu doktora düştü, yıllar sonra doktorda o darpın emareleri çıktı. doktor, "bu kadın zamanında kafadan kötek yemiş" dedi. babama duyduğum öfke iki katına çıktı. kadına nasıl vurmuşsa pezemek. demem o ki, bunun siyasetle falan ilgisi yok ağalar, akıllı olun. siyasetinizi gidin başka alanlarda yapın. bu ülkede şiddet, özellikle de kadına şiddet yabancısı olmadığımız bir ülke gerçeği.
punkgeisha punkgeisha
kadına şiddeti önleme babında bu hafta bakanlar kuruluna yeni bir yasa tasarısı sunulacak-mış.

kadının şiddetten korunması için yeni yasa aile ve sosyal politikalar bakanı fatma şahin, kadınların şiddetten korunmasına yönelik yasa taslağını önümüzdeki günlerde meclis'in gündemine taşı... sol



şimdi şu var, bu yasalar umarım kabul edilir. fakat yazıda da çok güzel özetlenmiş, kadının en dogal hakkı olan insanca yaşamak sanki kadına bir lütuf gibi sunuluyor.

kadına şiddet estetik ameliyatla, kimlik degiştirmekle, erkek kamu görevlisinin çalışma saatleri dışında silahına el konulmakla mı çözülecek bunu merak etmekteyim.. karısına şiddet uygulayan kamu görevlisi çalışanları için hakikaten üzücü bir durum (!!!)

sokakta tacize, şiddete ugrayan kadını kim koruyacak, çalışma saatinde karısını tabancasıyla öldüren kadını hangi ilahi güç geri getirebilecek peki?..

koyun gibi satılıyor küçücük kız çocukları hala. gerçekten uygulanacak her yasa beni mutlu eder, ama yaptırımı olmayacak, sadece kadına 'hak' gibi verilen yasalarla hangi kadını koruyabilirsiniz ki? kadın en tabii yaşama hakkını lütuf sunulmuşcasına mı yaşamak zorunda? neden çok daha agır yaptırımlar erkeklere uygulanmıyor, caydırıcılıgı olabilecek çözümler mutlaka vardır diye düşünüyorum.

ben kendi bedenimden, yüzümden neden vazgeçeyim ki dayak yedim diye?..
umarım çok daha güzel teklifler sunar yeni kadından sorumlu bakanımız.

'' bu yasa taslağı çözüm olur mu?
şiddeti durdurmak konusunda adım attığı düşünülen ve birçok kadın köşe yazarını bile “heyecanlandıran” bu uygulamalar, bir kazanım olarak gösterilmeye çalışılıyor. açıklanan maddelerin büyük bir kısmının kadının ‘doğal hakkı’ olması gerekliliği kimse tarafından gündeme getirilmiyor. bununla beraber yine insanın en temel ihtiyacı olan barınma, beslenme, eğitim ve sağlığın artık bir lüks haline geldiği ülkemizde, geçmiş dönemlerde, doğal bir hak olan çalışan annelerin çocuklarının ücretsiz kreşten faydalanması bir yenilik olarak sunulmakta.

akp iktidarı eliyle, kadına yönelik taciz, tecavüz, şiddetin “meşru” hale getirilmesi yasal kılıfına da uydurulmuştu. hatırlarsanız, hsyk 1. daire başkanı i̇brahim okur’un ‘bölge gerçeği’ gibi hukuk dışı bir gerekçe ile savunduğu 'tecavüze uğrayan kadınların, yargının iş yükünün azaltılması amacıyla (!) tecavüzcüsüyle evlendirilmesini teşvik etme' yönündeki öneri tartışma yaratmıştı. bunun üzerine çözüm olarak, kadının kimlik değiştirmesi, estetik yaptırması, yurtdışına gönderilmesi gibi maddelerin tek anlamı şu olabilir: türkiye’de kadın, kendi kimliği ile rahatça dolaşamayacağı kadar zavallı bir uygulama ile karşı karşıya kalıyor.

pek çok örneğinin görüldüğü ve kadına şiddetin, cinayetlerin önüne geçilemediği ülkemizde, “kolluk kuvvetleri” ne işe yarayacağı merak ediliyor. birçok kadın cinayeti ya da kadına yönelik şiddet konusunda yaşanılan en büyük problem, “kolluk kuvvetlerine” haber verilmesine rağmen bir sonuç alınamamış olmasıydı. bu yasalarla beraber bir değişiklik olup olmayacağı ise soru işareti.

taslakta, silah taşıyanların sadece kamu görevlisi erkekler olduğu şeklinde bir algı söz konusu. oysa ki, silah taşıma yaşının düşürüldüğü ve ruhsat alımının kolaylaştığı türkiye’de, 2010 yılında yapılan bir araştırmaya göre her 65 kişiden birinde silah olduğu ortaya çıkmıştı. ''
şurda farazi konuşuyoruz şurda farazi konuşuyoruz
ne yazık ki günümüz türkiyesinde hala alışılagelmiş bir durum.

bir arkadaşım sayesinde erasmus ile almanyadan istanbula gelen bir kız üniversite öğrencisiyle tanıştım. kız aslında türk, yani alışık olduğumuz deyimle almancı annesi alman ve bundan önce hiç türkiyeye gelmemiş, erasmus ile gelmeyi de türkçeyi öğrenebilmek için çok istemiş, üşenmemiş sonunda gelmiş.

kız buraya geleli henüz 2 ay olmadı. geldiği ilk hafta tanıştık kendisiyle, o kadar istekliymiş ki zamanında buraya gelmek için, burda olduğu için çok mutlu olduğunu söylüyordu her seferinde, herşeye meraklı meraklı bakıyor, öğrenmeye çalışıyordu. kızın burada geçirdiği süreyi özetlersek:

-motor gezintisi yapabilmek için geçtiği üsküdarda, hava çok sıcak diye üzerindek tişörtü çıkarıp altındaki atletle gezinince (atlet derken iç çamaşırı olan değil elbette) bir dolu adamın ona tacizkar şekilde baktığını farketmiş ama kuruntu yaptığınız düşünüp gezinmeye devam etmiş.

-haftasonunda taksimden dönerken geç saate kaldı diye taksiye binmiş, saat 2yi geçiyormuş, taksici kızı evine götürene kadar aynadan cık cıklamış, ama gözünü de aynadan ayırmadan kızı kesmiş.

-başka bir gün okula giderken eteğinin kısa olduğunu düşünen yaşlıca bir adam kıza bakıp "allah allah" diyerek ayıplamış, yine üstüne alınmayan arkadaşım, bana mı diyorsunuz diyince adam utanmadan "hiç giymeseydin terbiyesiz, öyle etek mi olur" dediğinde kız ne kadar "size ne" diye bağırsa da arkasından adam hemen çekmiş gitmiş.

-bölüm arkadaşlarından biri sevgilisinden yediği tokadı affetmesinin çok zor olduğunu, bunu nasıl yapması gerektiğini bilmediğini ama yapması gerektiğini anlatırken duyduklarına inanamamış.

-hepimizle beraber gazetedeki bıçaklanmış kadın resmini açık açık görüp ne diyeceğini bilememiş.

ben nasıl tepkiler verdim bunlara? doğma büyüme istanbullu olup, kadına yapılan bir dolu alçaklığı bilerek, bir şekilde duyarak büyümüz, buna ne yazık ki alışmış bir kız olarak sırasıyla:

-sadece üsküdarda değil, istanbulun birçok yerinde buna saçma tepki gösterecek kişiler var, aslında etrafın durumuna bakarak bunu anlayabilirsin, mesela beşiktaşta atlet giyen bir dolu kız vardır sokakta ama üsküdarda belki bir belki iki tane. böyle yerlerde dikkat çekmemeye çalışsan iyi olur, sonu belli olmuyor çünkü dedim.

-tek başına, özellikle o saatte taksiye binmemeye çalış, biniyorsan da durak taksisi olmasına çok dikkat et ve binmeden önce adamın plakasına baktığını belli et ki adam plakayı ezberlemenden çekinip içeride sana ağzını açmaya kalkmasın dedim. sonra da lisedeyken, dershaneden çıkıp eve dönerken arkadaşımla bindiğim bir taksi şöförünün sarhoşluk hikayesiyle (adam maçkada sağa çekip çimenlere işemişti), telefonda sevgilisiyle konuştu diye adam tarafından aşağılanan arkadaşımın (adam üzerine vazifeymiş gibi sanki bu yaşta ne sevgilisi diye bağırırken arkadaşım lise sondaydı) hikayesini anlattım.

-böylelerine papuç bırakmamasının iyi olacağını ama dikkatli olması gerektiğini söyledim tekrar tekrar, burası istanbul, belli olmaz adamın ne yapacağı diye ekledim bolca.

-önce buna şaşırmasına güldüm bir güzel, sonra aah canım ah, bu ne ki, kadınlar nelerini affediyorlar erkeklerin diye geçirirken içimden herkesin kendi kararı belki çok seviyordur dedim ona, daha fazla korkmaması için buralardan.

-gazetecilik ahlakını, pardon ahlaksızlığını tartıştık bir süre, sonrasında da ölen kadına üzüldük çokca, başka bir şey diyemedim aklımdan bir çok küfür geçmesine rağmen.

ne kadar alışmışım dedim sonra kendi kendime düşünürken, allah kahretsin ne kadar çok alışmışım. tokatlanan sevgililer, öldürülen kadınlar, aşağılanan kadınlar daha bir dolu olayda tecavüz edilen, haksızlığa uğrayan milyonlarca kadın. bildiğim tek kadın yok benim sokakta laf atılmayan mesela, çok ağır tramvalara gerek yok bazen, iş yerinde aynı görevi yapan erkek meslektaşından daha fazla çalışmasına rağmen müdür olamayan kadın da şiddet mağdurudur aslında, illa tokat yemesi mi gerekli?

eğitim şart diyoruz ya yıllardır ülkece, eğitimin sadece okulda olmayacağı, çocuğun asıl eğitimini annesinden aldığını ne zaman unuttuk onu çok merak ediyorum ben aslında. oğlunu eğiten her anne hiçbir kadına asla vurulmaması gerektiğini, kavganın hiçbir zaman bir şeyi çözmeyeceğini neden öğretmiyor oğluna? küçükken bir arkadaşımda oynarken arkadaşım ayağını masanın ayağına vurup acıtınca annesi de masa ayağını döver gibi yapıp "bak dövdüm onu, ağlama sen güzel oğlum" dediğinde annem çok net bir şekilde "sen ne yapıyorsun, çocuğun aklına dayağı mı sokuyorsun öyle" diyip arkadaşıma kaç saat hiçbir şeye vurmanın asla çare olmayacağını anlatmaya çalışmıştı, bu kadar mı az böyle anneler bu ülkede, o kadar dayak yiyen, aşağılanan kadınlar ne anlatıyorlar kendi oğullarına?

neden alıştık biz kadına şiddete bu kadar?
balsacli balsacli
tüm olanlardan sonra kadın dayanamayıp onu kıskandığını söyledi ağlayarak. ötekiyse artık susması gerektiğini... her şeyi durmadan büyüttüğünü tam bir kadın gibi davrandığını, bu kadar kıskançlığın elbette ilişkilerine zarar vereceklerini avazı çıktığı kadar bağırdı erkek. kadınsa başına geleceklerden habersiz durmadan " ben ayaktayım" dercesine erkeğine yükleniyor ve bir yandan da sessiz tartışabilmek için çabalıyordu. tuhaf olan şey; bu kadın ve erkeğin başka bir kadın ve erkek arkadaşlarının evlerinde misafir olarak kalıyor olmasıydı. herkes uyurken (saat 04.02)kadın göz yaşlarıyla derdini anlatmaya, adamsa bıkkınlığını sinire dönüştürmeye çalışıyordu. güneşin doğuşuyla birlikte daha da büyüyen bu kavganın sonlarına doğru kadın dayanamadı ve adama gücü yettiğince tokat attı. " beni̇ di̇nle! konuşmaya çalişiyorum seni̇nle! bağirmaktan vazgeç yoksa rezi̇l olacağiz. lütfen di̇nle,konuş,di̇nleyeyi̇m,konuşayim" dedi. sinirleri kıvama gelen erkekse kadını var gücüyle dövmeye başladı. elleri ayakları buz kesilen ve korkudan sessizce ağlayan kadın, aynı sessizlikte odadan çıkıp erkeği için beline kadar uzattığı saçlarını bir makas darbesiyle kesti. çıtları çıkmıyordu. kadın kestiği saçları sessizce gidip adamın yüzüne fırlattı ve 08.00 civarı evi terk etti. kadın evine geldiğinde soyundu, duş aldı ve çırılçıplak aynanın karşısına geçti. gördükleri gözlerinde yaş olup sessizce akıyordu. canı yanmamıştı o dayağı yerken. hissetmemişti bile hiç bir şey... fakat çırılçıplak vücudunda gördüğü morluklar ve küçük sıyrıklar onu düşündürdü... tüm bunlar nasıl oldu? neden hissetmedim? morluklar zamanla yeşil oldu, yeşiller sarı ve hepsi zamanla geçti. geriye kalansa bu yazı oldu. şimdi o kadın o erkeğin elini hala tutmakta büyük bir sevgiyle belki de aynı kıskançlıkla..

n'olur yapmayın! n'olur kadınlarınıza sevmek için dokunun, dövmek için değil. onları yıpratmayın çünkü onlarsız yapamazsınız. onlar sever sizi, onlar sarılır, onlar koklar, onlar doyurur, onlar yıkar, onlar çekip çevirir, onlar düzendir, onlar hayattır.

anneleriniz, eşleriniz, sevgilileriniz, arkadaşlarınız... o kadın bunlardan biri olabilir. ellerinizi indirin, silahlarınızı indirin onların üstünden.
lordofthething lordofthething
kadınları değil askeri ölürken uyanan devlet dediğimde birileri ne alaka lan demişti.

oysa çok basit bir alakaydı, statüye göre ölüm...

baya. statüye göre, eğer sıradan bir ev kadınıysan ve seni kocan öldürüyorsa devletin umurunda değilsin.

yasaları bile çıkartır ama önemsemez ölmeni.

170 günde 185 kadın öldürüldü.

eğer 170 günde bu kadar asker öldürülseydi siz düşünün.
sadelikteki güzelliğin sözlükteki elçisi sadelikteki güzelliğin sözlükteki elçisi
bugün kadına tecavüz eden, şiddet gösteren dünün çocukları değil miydi? en basitinden dünün çocuklarının izledikleri filmleri (türk filmleri kastediyorum) ele alalım: ahu tuğba, hülya avşar, müjde ar, nuri alço deyince aklınıza ne geliyor? geçen denk geldim "müjde ar arabada tecavüz sahnesi" kafasını cama sıkıştırıyor filan... izlemeyenimiz kaç kişi peki bu filmi? bunları izleyerek büyüyen çoluk çocuktan normal davranışlar beklemek peki?

şiddete meylimiz -genelde- vallahi dertten değil. bu konuda anlaşalım.

saçmalıyor da olabilirim belki ama benimki sadece bir bakış açısı.
2 /