kadının adı yok

1 /
vishnu vishnu
duygu asena'nın her hatun kişinin okumasını tavsiye ettiğim kitabı. kitapta bir kadının, çocukluk yıllarından başlayarak evliliğine kadar geçen sürede, toplumun erkeklerle ilgili anlamsız baskısına kafa tutuşu gibi bişey anlatılıyo işte, ben tam yazamadım..
ulkupoirot ulkupoirot
kadının adı yok, duygu asena'nın bir zamanlar büyük tepkiler toplayan önemli ve okunması gereken bir kitabı.erkek kadın ilişkisini,biraz düşünen her kadının kafasında yankılanan çığlık gibi soruları, sormayana sordurtuyor,sorana da yalnız değilmişim hissi veriyor. bence yalnızca kadınlar değil,erkeklerin de okuması gereken bir başucu kitabı niteliğinde. kadının istediğinde sınırları nasıl zorladığını,nasıl ayakta durabildiğini, engelleri yıkabildiğini,herşeyi önce kendisi için yapmak adına nasıl savaş verdiğini gösteren çarpıcı bir kitap.
177 177
elimde 51. baskısı var. sanırım hayli eskidir, arkasında hala fiyat barkodu bulunmasına rağmen..(400000tl)
ilk kez 1987 yılında yayımlanır ve rekor kırarak 40 baskıya ulaşır kadının adı yok. başbakanlık küçükleri muzır neşriyattan koruma kurulu(!) 1988 yılının nisan ayında kitabı küçüklere zararlı yayın ilan edip poşetle satılmasına karar verir. asena 1991 yılında açtığı davayla kitabını aklatır. bu arada bunlar da bizim 51. baskının arkasında yazar.

kitapta şöyle bir diyalog var, 13 yaşlarındaki bir kıza adet olacaksın kan görünce şaşırma konuşması yapıyor annesi. diyalog çok samimi bence. içinde enteresan tespitler var;

annem biraz daha yumuşak 'gel karşıma otur' dedi. konuşmaya başladı. 'kızım kadınların bir durumu vardır biliyor musun her ay olurlar.belirli bir gün alt taraflarından kan akar. üç dört gün sürer.'

kan mı ne kanı ne kanı anne ne kanı..

yavrum bunun adı kadınlıktır biliyorsun kadıınların çocuğu olur çocuğun olması için bu kanın akması gerekir.

anne benim şimdi çocuğum mu olacak ne zaman kan akacak kan akınca çocuğum mu olacak?

hayır kızım heyecanlanma dur dinle.senin yaşlarında kan akmaya başlar ama kan aktı diye çocuk olmaz kadının
vücudunda yumurta üretilir bu yumurtalar çocuk olmadığı için dışarı atılır atılırken de kan akar.

anne anneciğim ne kanı ben çocuğum olsun istemiyorum benim altımdan yumurtalar mı çıkacak ne olacak anne ne olacak?

kızım ne bağırıyorsun ne ağlıyorsun dur dinle yumurta falan çıkmayacak, çocuğun olmayacak. ilerde çocuğun olması için bir olay bu.....şimdi bak ben de oluyorum. her ay azıcık kan geliyor. çocuğum mu oluyor?

her ay kanıyormusun ne zaman ben hiç görmüyorum ama?

kimse göremez. kilotunun içine pamuk koyarsın, kanlandıkça değişirsin, kimse görmez!

erkekler de baba oluyor onların altından da kan geliyor mu?

hayır gelmiyor çünkü onların karnında yumurta oluşmuyor. ama kızım onlar da bebeklikten çıkınca sünnet oluyorlar ya.

bu iyi işte. anne ben kanayınca, bana da öyle hediyeler falan gelecek mi?

gelmeyecek kızım. çünkü bunu kimseye söylemeyeceğiz. gizli gizli olacaksın, kimseye hissettirmeden bitireceksin.

neden onlar büyüdüler diye düğünler yapıyorlar, hediyeler alıyorlar, biz büyüyünce neden kimse bilmiyor, hediye getirmiyor?

öff yeter artık yahu. ayıp canım. artık adet gördük diye de hediye mi getirilirmiş. senin alt tarafından kime ne?

sünnette ne oluyor peki. pipi alt tarafta değil mi? pipileri kesiliyor diye bize ne? anne ben adet falan olmayacağım. olursam da büyüdüğümü herkese ilan edeceğim. bütün arkadaşlarımı çağırıp pasta yiyeceğim hediyeler alacağım. yetti artık be. yetti artık. ayıpsa neden kanıyoruz. kanamak kadın olmaksa neden ayıp( burda kızımız biraz yaşının üstünde laflar ediyor gibi) pipimiz yok diye mi bütün bunlar? bir pipimiz olsaydı biz de mi tören yapacaktık? neden onlarınki ayıp değil de bizlerinki ayıp? yetti anne artık yetti . eğer olursam göreceksin bak adet olduuum diye herkese bağıracağım.

yeter kızım sus bağırma ayıp..

ve diyalog bitiyor. kızımız adet oluyor. akşam halası gelip herkesin içinde bağırarak belli ediyor bunu. kız o kadar konuşmasına rağmen utanıp kızarıyor, odasına kaçıyor. annesi geliyor arkasından;

hani hiç utanmayacaktın, hani erkeklerin sünneti gibi düğün bayram yapacaktın?
meramise meramise
kadın haklarının salt cinsel özgürlükler bağlamında ele alındığı, yer yer "e yuh artık, abartmışsın be bacım!" demekten kendinizi alamadığınız, diğer kadın hakları ihlallerinin hep gözardı edildiği, türkiye özelinde pek fazla elle tutulur çözüm önerisi üretemeyen kitaptır. kısacası, tipik bir duygu asena eseridir. ama tüm eksikliklerine rağmen kadınlar için okumaya değerdir; en azından kadının kendini tanımasını sağlayabilir.
tatalu tatalu
kadınların mutlaka 14 yaş dolaylarında okuması gereken kitap.

kitap hem o yaştaki bir kıza hitap ediyor, hem de kitabın verdiği feminist duyguların 18 yaşına kadar geçmesi lazım. çünkü gereksiz.

herşeye normalden daha fazla tepki veren no name bir kadın başrol oynuyor kitapta. abartılmış olan kitap, erkek kuş, dişi kuşun önünde uçsa "ah işte hep böyle olmak zorundaydı, biz dişilerin yeri, erkeklerin bir adım gerisiydi" ayarında gidiyor.
bizim no name evleniyor, ilk gecesinden itibaren kocası tecavüzcü çıkıyor, kardeşi, arkadaşları da zaten hiç mutlu değil evliliklerinde, anası bacısı eşi dostu hiçbir kadın orgazmı bilmiyor, (bu konunun üzerine o kadar çok gidilmiş ki neredeyse psikolojik olarak "kadın dediğin orgazm mı olur be" diye düşünmeye başladım) bir düzine ilişki yaşıyor ve bunlardan birisi evli, çok da mutlu bir erkek, daha fazla, daha fazla ilişkiden sonra, bir erkekte mutluluğu yakalıyor ama kariyer uğruna ona da tekmeyi basıyor falan.

kitap kadınlara hiçbir şey katmıyor. kadınların zaten bildiği şeyler, akılsız kadınları gaza getirmek hedeflenmiş. kardeşim yok artık ya, yeni regl olmuş bir kız, "banane erkekler regl neden olmuyor biz oluyoruz, yumurtalar mı çıkacak, onlara niye hediye geliyor" diyecek levelde değildir sayın asena. o level 20 yaş civarlarında geliyor.

nitekim liseye yeni başladığımda okuduğum bu kitabın çok daha iyisini, hepimizin yazabileceğini şu an farkediyorum. kadın cinselliği, erken boşalan erkekler, konular satacak konular. yine de okuyun, bir günde bitiyor.
cesetizleri cesetizleri
halide edip adıvar diyerek espri yapmak isteyen birini konusuyla durduran kitap.
kitabın adı neden budur? çünkü kitabın kahramanının adı yoktur. neden yoktur? çünkü o benim, sensin ya da o. her kadından öyle güzel izler taşır ki bu kitap, anayasası olmuştur feminizmin.
bluelıne bluelıne
acıklı pek çok hikayeden oluşan koca bir romandır.

kadının adı yok .

45 lerinde, kızıl renge boyanmış,omuzlarına düşen saçları var ama...
pek güzel sayılmaz belki yaşanmışlıktan yüzüne üşüşen çizgilerden örtülenmiştir olan güzelliği de.
1,70 boylarında, yaklaşık 68 kg filan olmalı.
ilk dikkat çeken özelliği -konuşana kadar- yürüyüşü. öyle sert adımlarla ve poposunu belki istemeden geriye atarak yürüyor ki bakmadan bile anlayabiliyorsunuz geldiğini. konuşmaya başladığı an en dikkat çeken özelliği sesi oluyor. bir kadında olabilecek en tiz tonda seslerden biridir herhalde. ve daha sonrasında bu sesle bitmek tükenmek bilmeyen bir konuşma sevdası. bir insanın bu kadar konuşması benim gibi bir gevezeye bile ilginç geliyor.
aslında saf hatta salak denecek kadar saf bir kadın. ama o kadar zorlanmış ki hayatta, o kadar tek başına ki, kendince bir savunma kurup akıllı ve güçlü kadını oynuyor. o kadar sevgisiz büyümüş ki, en ufak bir sevgi gösterisine saatlerce seviniyor ve kendince karşılık vermeye çalışıyor.
o kadar önemsenmemiş ki, o kadar sırtı sıvazlanmamış ki hayatında, en ufak bir başarısını insanlara defalarca anlatıyor, kendiyle gurur duymak için hiç bir fırsatı kaçırmıyor. o kadar sahip çıkılmamış ki, hayatta tek düşündüğü emekli olduktan sonra eline 3 .000 tl geçecek kadar bir şeyler yapmak ve hayat standardını düşürmemeye çalışmak. bu yüzden neyi var neyi yoksa yatırım yapıyor, ev alıyor, kurslara gidip emekli olduktan sonra kendine meslek edinmeye çalışıyor. aslında tek bir sebepten. kimsesizlik!
çok iddialı tavırları ve konuşmaları olmasına rağmen,herşeyi biliyor(!) olduğunu sanmasına rağmen, saygı gördüğünden emin dolaşıyor olmasına rağmen, kendinden onlarca yaş küçüklerin yanında muhabbete katılabilmek için ezilerek izin istiyor. çizmeye çalıştığı tablo ile ne kadar çeliştiğini bile düşünemiyor. kendisi masaya oturduğunda rahatsızlık verdiğini düşünüyor ya da gerçekten veriyor. o kadar yalnız ki muhtemelen her akşam evine gidip ağlıyor ya da içiyor ya da hemen uyuyor. önemli bir insan olduğundan emin, çok neşeli buluyor kendisini, sohbetini de keyifli buluyor kendi kendine...ama iki sözünden biri "kimse beni sevmez" oluyor. bu söz nasıl bir ikilemin, nasıl bir mutsuzluğun tezahürüdür ki defalarca söylenme ihtiyacı hissettiriyor. biraz yakınlaşma fırsatı bulduğunda kendini sevdirmek için kendince mücadele ediyor, ama istikrar sağlayamadığı ve her an tepkili ve sevimsiz haline dönebildiği için gerçekten kimse onu sev-e-miyor. ben de sevmiyorum ama yine de tuhaf bir şekilde sevmediğimden emin olduğum bir insana üzülüyorum bazen.
kirli beyaz kedi kirli beyaz kedi
devamı aslında aşk da yok olan eser. arkadaşlarım okuduğumu görünce nasıl midem bulanmadan okuduğumu sordular.evet, çok fazla cinsellik üzerineydi ama mide bulantısı getirecek bir durum yoktu.ayrıca hepsi de kadınlıkla alakalı muhtemelen her kadının ihtiyaç duyabileceği,yaşayabileceği şeyler değil miydi?insanın kendinden neden midesi bulansın?
kadının kitapta gerçekten adı yoktur. kitaptaki erkek karakterler farklı şekillerde kadını 'sahip'lenme yoluna gitmektedir. buna neden olarak da baba figürünü görürüz, çünkü kızlarını herkesten ve herşeyden saklayanlar onlardır. erkekleri tanıma fırsatı verilmez şeklinde bir önermesi vardır (bence tabii)
1 /