kanuni sultan süleyman

giriniz kaydediliyor

işlem bitince otomatik olarak girinize yönlendirileceksiniz. hoşunuza gitmeyen bir şey varsa girinizi daha sonra düzenleyebilir veya tamamen silebilirsiniz.

girinize bir görsel eklemek için dosya veya dosyaları buraya bırakın
dosya(lar) otomatik olarak yüklenecektir.

(bkz: ) `` TR
4
misuf
isim benzerliği nedeniyle hz süleyman ile karıştırılan osmanlı padişahı. dünya'nın kalmadığı süleyman, hz. süleyman'dır ve hikayesi de yanılmıyorsam şöyle:

hz. süleyman'ın kendisine çok büyük bir güç verdiğine -hayvanlara, ateşe, suya, rüzgara, kuşlara ve cinlere hükmetme gücü- inandığı bir yüzüğü vardır. elini yıkamak için yüzüğü çıkarması gerektiğinde onu en güvendiği kişiye emanet eder her seferinde. yine emanet ettiği bir gün, şeytan, hz. süleyman'ın kılığına girerek yüzüğe bakan kişiden yüzüğü alır ve hz. süleyman'ın tüm gücü şeytana geçer. hz. süleyman da bunun üzerine kendini balıkçılığa verir. yıllar sonra, satmak için değil de kendisi yemek için bir balık tuttuğunda balığı yerken balığın içinde yüzüğüne kavuşur. efsaneye göre bu güçle hz. süleyman 600 ila 900 yıl kadar yaşamış sonra da ölmüştür. "bu dünya ne sana ne de bana kalmaz. sultan süleyman'a kalmadı böyle" deyişi de bu kadar güçlü birine bile dünya'nın kalmamasından gelmektedir.

not: bu yüzüğün üstündeki işaret, davut yıldızı olarak bilinen 6 köşeli yıldızdır. bu yıldızın bilinen diğer adından birinin mühr ü süleyman veya hatem i süleyman olmasının nedeni de bu efsanedir.
buhranıkendisindenikiadımöndekoşanbuhranpilavı
lakabını osmanlı devletinin yasalarını hazırladığından ki en çok çalışan adamdır bu osman padişahlar içinde,kanun yapıcı manasına gelen kanuni olarak almıştır ama karizma büyük paşada muhteşem süleyman olarak da dünya tanımış,bunun nedeni aslında şu ki bizim şu 7 kocadan arta kalan güzel istanbulumuz kanuni sayesinde o dönem dünyanın en muhteşem şehri olmuş insanlar istanbul deyince rüyalara yatarmış, yani bugün paris ne ise yada new york deyince nasıl bir medeniyet ihtişam karizma güç para ... vs aklınıza geliyorsa o dönem dünyanın en güzel şehriymiş istanbul bilin bakalım muhteşem süleymanın baş mimarı kimmiş evet doğru mimar sinan... o dönemden bir dip not istanbula gelip dibi düşen fransız büyük elçileri fln var süleyman kabul ediyor bunları yemenden getirdikleri kahveyi ikram ediyorlar ,adamlar bayıla bayıla içiyorla utanmasalar daha yok mu diycekler görgüsüzler süleymen acımış bunlara giderken çıkınlarına kahve koydurmuş bunlar almış kahveyi lui'lerden bilmem kaçıncıya götürmüşler içmiş bayılmış bu ne ki demişler a la cafee yok o zaman türk likörü koymuşlar adını.sonra bu lui çok kıskanmış ulan demiş almaz mıyım en güzel şehir ünvanını da kahveyi de senin elinden ... parisin hikayesi böyle başlar kıskanç fransızın kasadaki son kuruşa kadar kahveye ,mimariye, ipeğe,koku üretmeye para yatırması ve gözünü hırs bürümesi sonucu o yıllarda devlet politikası haline gelmiş paris marka olacak demişler biz ne yapmışız süleyman göçmüş , istanbulda alaelade bir dünya şehriymiş gibi hayatına devam eder yüzyıllardır.iyi bir baba değilmiş ama iyi bir devlet adamıymış vesselam zira bu osman oğlu andlaşma yaparken bi devletle sadrazamını diğer devletin kralıyla bir tutarmış (sadrazamı krala eş sayar görüşmeleri sadrazama yaptırır imzayı ona göre organize edermiş), kendi mevzuya yukardan bakarmış ...nasıl bir egodur bu muhteşem süleyman?
dünyayı kurtaran adam
sanıldığı gibi avrupalılara ilk kapitülasyonları veren padişah değildir. ilk kapitülasyonlar ticaretin gelişmesi için fatih sultan mehmet'in kapalıçarşı'yı inşa ettirmesinden sonra venediklilere verilmiştir. kaldı ki fatih döneminde ve kanuni döneminde verilen kapitülasyonlar serbest ticaret antlaşmaları gibi çift taraflıydı. bu durumdan hem osmanlı'nın hem de diğer ülkelerin büyük kazançları olmuştur. kapitülasyonların sonradan tek taraflı hale dönüştürülmesi diğer padişahlar zamanında savaşlardan alınan mağlubiyetler sonucu yapılan antlaşma maddelerinde yer alır.

ne yazık ki, enderun'da beraber eğitim aldığı ibrahim paşa'yı çeşitli saray entrikaları sonucu öldürtmüştür.
noomeckriel
kanunî sultan süleyman osmanlı devleti'nin onuncu sultanı ve islam halifelerinin yetmiş beşincisi. babası yavuz sultan selim, annesi aişe hafsa sultan olup, kanûnî lakabıyla meşhur oldu. avrupalılar büyük türk ve muhteşem süleyman lakaplarını verdiler. sultan süleyman osmanlı hanedanı içinde en uzun süre tahtta kalan padişahtır.
nickportacı
onun döneminde ingiltere sarayından bir hukukçu heyeti istanbul'a gelip osmanlı hukuk sistemini incelemiş; nitekim bugünkü ingiltere hukuk sisteminin kuralcılığı burdan gelmekte...abd senatosu’nda dünyadaki büyük kanun yapıcıların isimlerinin yazılı olduğu salonda kanuni’nin isminin bulunması da çok iyi bir hukukçu olduğunu gösteriyor...
ve biz hâlâ yok hazinenin içine etti yok kapitülasyon geleneğini başlattı gibisinden laflar ediyoruz...
authentic
fransa kral'ına yazdığı mektuplardan biri için;

sevgili fransuva,

geçenlerde seni benim haremin etrafında görmüşler, bir daha görürsem veya duyarsam çükünü keserim, seni de oraya harem ağası yaparım. ayrıca ingiltere düşesi ile bir olup yeniçerilerden kara murata nanik eylemişsiniz. kara mara iyi çocuktur, kalbini kırmayın sizi üst üste koyup... döver diyeyim sen anla gözüm. bir de henry diye bir devşirme, bizim reçberlerden rüştü kardeşimi çalımlayıp gol atmış. ayaklarını kırırım, uz dursun. mektubuma burada son verirken yayında ve yönetimde emeği geçen arkadaşlar için 2 şişe şarap gönder de neşemizi bulalım.

french kisses,

süleyman the magnificent
hürrem
baki'nin kendisine yazdığı bir kaside:

hengâm-ı şeb ki küngüre-i kasr-ı âsmân
zeyn olmış idi şu’lelenüp şem’-i ahterân

hayl-i kevâkib içre yanup meş’al-i kamer
sahn-ı semâda rûşen idi râh-ı keh-keşân

dest urmış idi kilk-i şihâba debîr-i çarh
tugrâ-nüvîs-i hükm-i hudâvend-i ins ü cân

bezm-i felekde urmış idi zühre sâza çeng
‘ayş u safâda hurrem ü handân u şâdmân

bu çarh-ı çenberîde tutup devr usûlini
deffâf-ı mihr kılmış idi çihresin nihân

bir tîg-i zer-nişân ile girmişdi ‘arsaya
şemşîr-bâz-ı ma’reke-i sahn-ı âsmân

tedbîr-i mu’zamât-ı umûr-ı cihân içün
yakmışdı şem’-i fıkreti bircîs-i nükte-dân

bâlâ-yı çarh-ı heftüme keyvân-ı kühne-sâl
oturmış idi niteki hindû-yı pîl-bân

âyâ bu zîb ü zînet-i ‘âlem nedür diyü
‘ibret göziyle nâzır iken dehre nâ-gehân

etrâfa saldı şa’şa’asın gûşe gûşe mihr
oldı ufukda mühr-i süleymân gibi ‘ayân

kıldı bu hâli dîde-i’ibret müşâhade
tuydı bu sırrı ‘âkıbetü’l-emr gûş-ı cân

kim bu nizâmı virmedi ‘âlem sarâyına
illâ ki yümn-i devlet-i şâh-ı cihân-sitân

bâlâ-nişîn-i mesned-i şâhân-ı tâc-dâr
vâlâ-nişân-ı ma’reke-i ‘arsa-i keyân

cemşîd-i ‘ayş ü ‘işret ü dârâ-yı dâr u gîr
kisrî-i ‘adl ü re’fet ü iskender-i zamân

sultân-ı şark u garb şehenşâh-ı bahr u ber
dârâ-yı dehr şâh süleymân-ı kâm-rân

ol şeh-süvâr-ı memleket-i ‘adl ü dâd kim
atı öñince olsa revâ husrevân revân

ser-keşlik itdi emrine beñzer peleng-i çarh
zencîr ile getürdi yine keh-keşân keşân

sâhib-vücûd-ı memleket-i lutf u cûd o kim
mebzûl hân-ı lutfına mahsûl-i bahr u kâ

müştâk bûy-ı hulkına ‘attâr-ı nev-bahâr
muhtâc dest-i himmetine hâce-i hazân

devrüñde kimse cevr-i sitemgerden iñlemez
bî-şer’ ider iderse eger çeng ü ney fıgân

‘adluñ katında cevr ü sitem dâd-ı keykubâ
hışmuñ yanında lutf u kerem kahr-ı kahramân

lerzende görse havfuñ ile teb tutar sanur
bağlar şihâb gerden-i gerdûna rîsmân

tîguñ ‘adem diyârına rûşen tarîkdur
a’dâ-yı dîni turma kılıçdan geçür hemân

deryâ-misâl ‘askerüñ içre ‘alemlerüñ
feth ü zafer sefinesine açdı bâdbân

minkârına dilerse alur çarhı dânevâr
‘ankâ-yı kâf-ı kadrüñe bir tu’medür cihân

çevgân urupdur aña ezel dest-i himmetüñ
ol dem bu dem-durur ki döner gûy-ı âsmân

bâg-ı senâ vü gülşen-i medhûñde mürg-i dil
bu nazm-ı rûh-bahşı okur su gibi revân

cân olmayaydı ol dehen ey şûh-ı dil-sitân
niçün olurdı cân gibi ya dîdeden nihân

ruhsâruñ üzre turralar olmış girih girih
gûyâ hicâza bagladılar şâmiyân miyân

görsün nihâl-i serv-i sanavber-hırâmuñı
ayruk çemende beslemesün bâgbân bân

la’lüñ hayâli hokka-i hâtırda var iken
yâkût-ı nâba olmamış idi mekân kân

bârîk-bîn olanlar ider kaşlaruñ hayâl
dendâduñı tasavvur ider tab’-ı hurde-dân

mesken şeh-i mahabbetüñe tahtgâh-ı dil
menzil hayâl-i la’lüñe halvet-sarây-ı cân

kıldı sücûd haddüñe karşu gül ü semen
itdi kıyâm kâmetüñe serv-i bûstân

tutdı cihânı pertev-i hüsnüñ güneş gibi
toldı sadâ-yı ‘aşkuñ ile kâh-ı kün fe-kân

eflâke çıkdı velvele-i ‘arsa-i zemîn
indi zemîne gulgule-i âsmâniyân

bâkî-sıfat ne bülbül-i rengîn-edâ gele
ne ola tal’atuñ gibi ferhunde gülsitân

hüsnüñ güliyle bâg-ı cihân gülşen-i irem
her sû hezâr bülbül ü sad gûne dâstân

dergâh-ı hakka yüz tutalum ber-mezîd ola
câh u celâl-i saltanat u baht-ı câvidân

tâ şem’-i âfitâb-ı cihân-tâba subh-dem
devrân ufukda vaz’ ide bir sim şem’dân

şem’-i bekâñı bâd-ı fenâdan nigâh ide
dâmân-ı ‘avn u ‘ismet-i dârende-i cihân

bezmûñde baht sâkî vü ikbâl hem-nişîn
câm-ı sipihr sâgar-ı pûlâd-ı zer-nişân

mef ulü fa ilatü mefa ilü fa ilün
4
instela

instela ile kendinizi özgürce ifade edebilir ve yazdıklarınızla anında binlerce kişiye ulaşabilirsiniz

üye olmak ücretsizdir ve yalnızca saniyeler alır. hemen üye olun:

zaten bir hesabınız var mı? giriş yapın