kapana kısılmak

sinefilolog sinefilolog
amanvermez durumlardan biri olarak son derece rahatsız edici ve hem sonuçları hem de yaşattığı tedirginlik bakımından insanı ne yapacağını bilemez bir hâle sokan tuhaf his. bu his genellikle mecazi olarak algılansa ve bu biçimiyle ifade edilse bile barındırdığı tuzak ve tuzağa düşmüş hayvan imgesi nedeniyle kişinin çaresizliğini ve bu tuzağa düşme esnasında neler yaşanmış olabileceğine dair kendi içinde barındırdığı göndermesi sebebiyle de aptallığını belirttiği için söylendiği anda da yaşandığı anda da kişinin canını sıkabilir. kapanan kısılan birinin bilinçaltında kendini bir fare gibi hissetme olasılığı vardır. karikatürlerdeki gibi kaçış ümidini simgeleyen bir labirent vb. söz konusu değilse işte bu durumda tuzağa düşmüş/düşürülmüş (hiçkimse kendisi tuzağa düşmek istemeyeceğine göre demek ki düşürülmüş) birey için yalnızlığı, umutsuz bekleyişi, aptallığının bedelini nasıl bir sonuçla ödeyeceğini ve nihayet her şeye karşın kurtulmak için ufacık da olsa beslenen ümit duyguları anlamına gelir. bu anlamda "kapana kısılmak" açıkçası geniş kullanım alanına rağmen kişinin ciddi baskılar hissettiği ve kendini kurtarmak için son çırpınışlarını sergilediği enteresan bir mücadele alanına dönüşür.

* kapan sözcüğünün harikulade anlamına da dikkat çekmek isterim. "kapmak" fiil kökünden türeyen bu sözcük söz konusu elîm hadiseyi başarıyla tarif etmektedir. bir kez kapıldığınızda kendinizi kurtarmanız mümkün görünmeyebilir zira.
egosavar egosavar
tv seyrediyorum. yılan ama ne yılan kral kobra yılanı adam uzun bir sopayla hafifçe kaldırıyor, kafasını yılanın kalınlığı kadar genişlikte ince uzun silindir bir plastiğe kafasını yönlendiriyor yılanda delik misali dalıyor silindirin içine taki sonuna kadar ilerliyor yılanın tümü girince silindirin kapağını kapatıyorlar. koca kral kobra sıkıştımı kapana. bu kadar basit bir şekilde insanda kapana kısılıyor işte. ne kapanı mı? ilk kapan eğitim. kafanı ilk okulda sokuyorlar çıkıyorsun 15 yıl sonra. işe giriyorsun çıkıyorsun bilmem kaç yılsonra. evleniyorsun çıkamıyorsun yüz yıl sonra. yani sınırları olan mecburiyetleri olan her durum yılanın girdiği silindir misali kapandan başka bir şey değil be. yaşasın kıvrıla kıvrıla ormanın içinde yok olan özgür yılanlar. yol verin
seyfert seyfert
bir hikayem var bu durumla ilgili.

bir gün masada otururken önümde beyaz bir sayfa, kalem falan minicik bir böcek gezinmeye başlar bu beyaz sayfa üzerinde.rengi kırmızı, bir böcekten beklenmeyecek kadar sevimliliğe sahip.can sıkıntısı ile oynamaya başlarsın bu şirin yaratıkla zarar vermekten kaçınarak.üzerinde gezindiği sayfaya böceği içine alacak şekilde bir çember çizersin kalemle.enteresan şekilde pıtır pıtır her yöne hareket eden bu yaratık çizdiğin çemberin sınırlarına geldiği an durur.geri döner ve başka bir çıkış yolu arar.başka bir sınıra daha gelir ama yine durur.kalemle çizilmiş bu çemberden geçemez.şaşkınlıkla bakakalırsın.oysa geçemeyeceği bir yer değildir ama böcek kapana kısılmıştır, ya da gördüğü o çizgileri kendince fazla büyütmüştür. ki bu bir hayvan aklı falan yokken sırf bunu iç güdüleri ile yapar.

kapana kısılmak bir böcek için kalemle çizilmiş bir çemberden ibaretken, bu çember insanlar için üzerine dert yüklenmiş bir çok faktörle çizilir.ama dışardan bakıldığı zaman bu faktörlerde kalemle çizilmiş çember kadar basittir aslında.önemli olan çemberi nasıl algıladığımızdır.bu algıları yıkmak ise dışardan bakan kişi kadar kolay olmasa da imkansız değildir neyse ki.