karacaahmet

gölgeningücü gölgeningücü
karacaahmed sultan:
adı üsküdar ile özdeş hale gelen karacaahmed sultan’ın hayat hikâyesine kısaca göz atalım:
kaynakların verdiği bilgilere göre, karacaahmed sultan, horasan erenlerinden mücahit bir velidir. kendisi moğol istilâsından sonra bir kafileyle anadolu’ya geldi. mücahitler ordusunda yer aldı. bir çok savaşlara katıldı. doğumu ve ölümü hakkında bilgi bulunmayan bu ermiş zat hakkında çıkan ortaya çıkan menkıbeler dilden dile, kulaktan kulağa dolaşmaya başladı. diğer tasavvuf büyüklerinin olduğu gibi, karacaahmed sultan’ın da bir çok yerde makamı bulunuyor. manisalılar onu bu şehrin fethinde emeği geçen çok önemli bir şahsiyet diye övdükleri gibi, afyonlular da, afyonkarahisar onun kılıcıyla fethedildi diye hazreti bağırlarına basıyorlar.
işte bu büyük ilgiden ve sevgiden dolayı sırf manisa’da adına yapılan üç türbe bulunuyor. akhisar’a bağlı karaköy’deki, eşme’nin karacaahmed köyündeki, aynı yörede bulunan horoz köyündeki bu türbeler halktan ilgi ve alâka görmeye dün olduğu gibi, bugün de devam ediyor.
karacaahmed sultan hazretlerini, hacı bektaşi veli’nin hemen yanı başında görüyor, onunla birlikte seferlere çıktığına, sohbet meclislerine katıldığına şahit oluyoruz. hacı bektaşi veli bir gün elini karacaahmed sultan’ın omzuna kor ve şöyle der:

“bir yerde mekânın olsun
kırk yerde çerağın yansın.”

bunun üzerine karacaahmed sultan artık bir yeri sürekli mekân tutmaya karar verir. bir rivayete göre karahisar’a, diğer bir rivayete göre ise manisa’ya yerleşir. birçok bölgede makamı bulunan hazret’in asıl türbesi, manisa’nın 5 km. kuzey batısındaki horoz köyüdür. ayrıca afyon’un 36 km. kuzeyinde, afyon-kütahya demiryolu ve kara yolları arasındaki karacaahmed köyünde de türbesi bulunuyor.
karacaahmed sultan da merkez efendi gibi, hem maddi hem manevi şifa dağıtıyor. onun hekimliğiyle, hastalara uyguladığı tedavi yöntemiyle ilgili menkıbeler bugün bile halk muhayyilesinde yaşıyor. bunlardan birkaç örnek şöyle naklediliyor:
türk kafilelerinden biriyle horasan’dan gelen karacaahmed karahisar’a bağlı tezhöyük civarına yerleşir. tezhöyük köyünün beyi, ovada renk renk çadırlar görünce kâhyasına şöyle seslendi:
- kâhya! git, araştır bakalım. şu ovada çadır kuran adam kimdir? yörük müdür? hayvanları ne kadardır? adamları kimlerdir?
kâhya ovaya gider. mevsim ilk bahardır. her taraf renk renk, cins cins çiçeklerle süslüdür. koyunlar kuzular birbirine karışmıştır. yörükbaşı ise suyun kenarındaki bir ağaçtan elma topluyor. biraz dikkatli bakınca kâhyanın gözleri faltaşı gibi açılıyor. çünkü elma devşirdiği ağaç elma ağıcı değil, söğüt ağacıdır. karacaahmed sultan kendisine şaşkın gözlerle bakan kâhyaya dönüp hal hatır sorar. kâhya da bey’in davetini bildirir. hazret, topladığı elmaları bir mendile sarar ve bey’in yanına gider. bey, ilk önce bu elmaları almaya çekinir; kendi kendine “sihir midir, büyü müdür?” diye söylenir. tam “elmalarını istemem!” demeye hazırlanırken garip bir gelişme olur. bey’in, o zamana kadar kimsenin derdine derman bulamadığı, hasta kızı bağırmasını, çağırmasını, feryâd u figânını keser. sükûnet içinde karacaahmed sultan’ı dinlemeye ve seyretmeye başlar. manzarayı gören bey, büyük bir heyecanla karacaahmed sultan’ın eline sarılır. saygıyla, hürmetle elini öptükten sonra kendisini soru yağmuruna tutar:
- nerelisin, adın ne?...
- horasan erlerinden karacaahmed’im.
- kızım seni görür görmez sakinleşti. halbuki o çok zor bir durumdaydı. aklî dengesi yerinde değildi. bu zamana kadar kimse derdine derman olamamıştı. sende bir hal var, lütfen kızımla ilgilen, ona oku!
karacaahmed sultan bir takım dualar okuyarak kızcağızın tamamen iyileşmesine vesile olur. üç günlük misafirlikten sonra gitmeye hazırlanırken bey kendisine der ki;
- çadırına varınca bütün hayvanlarını salıver. akşama kadar yayılsınlar. gittikleri en son yer sınır kabul edilsin. bütün bu topraklar senin ve evlâtlarının olsun!
işte “karacaahmed köyü” böyle kurulur.
bu köy zamanla tam bir hasta tedavi merkezi haline gelir. şöhreti gittikçe etrafa yayılır. burada tedavi gören akıl hastaları en fazla kırk gün içinde şifaya kavuşurlar. karacaahmed sultan kendine mahsus iyileştirme yöntemini oğlu eşref’e öğretir. bu metod ondan torunlarına intikal eder ve günümüze kadar gelir.
merhum mehmet nermi haskan’ın “yüz yıllar boyunca üsküdar” adındaki üç ciltlik muazzam eserinin, ikinci cildinden öğrendiğimize göre, istanbul ve ankara tıp fakülte’lerine mensup bazı profesörler 1963 yılında bu köye giderler. karacaahmed sultan’ın ve torunlarının uyguladığı tedavi yöntemlerini incelerler ve hastalar üzerindeki olumlu etkisine bizzat şahit olurlar. karacaahmed köyü’nün mensupları hiçbir dünyevî menfaat gözetmeden, sırf insanlara hizmet etmek amacıyla, öteden beri sürüp gelen bu görevi devam ettirirler. işte karacaahmed’in yaşadığı devirde, avrupa’da akıl hastaları içlerine cin girmiş diye acımadan öldürülürken, bu büyük insan bir yandan manevi şifalar dağıtıyor, diğer yandan ise kendine mahsus yöntemlerle akıl hastalarını sağlığına kavuşturuyordu.
karacaahmed sultan’ın bu yönüne işaret eden aşağıdaki ilâhi bir zamanlar sabah ezanında, ramazan ve kandil günlerinde karacaahmed camii’nin minarelerinden okunuyordu. aynı ilâhi bu gün de halk arasında söylenmeye devam ediyor. sözün burasında bir kere daha belirtelim ki, karacaahmed sultan’ın ve torunlarının insanlığa yaptığı hizmet, anadolu’nun ve üsküdar’ın fethinde gösterdikleri himmet büyük bir şükran ve takdir duygusuyla karşılandı. peygamberimizden gelen manevi bir emir üzerine orhan gazi’den başlayıp son osmanlı padişahına kadar bu sülâleden hiçbir vergi alınmadı.

karacaahmed ulu veli
akıllanır gelen deli
karşısında hayran bali
sultan karacaahmed sultan
oğlu eşref kâmil insan

dervişler giyer aba
dolaşırlar tekke türbe
karşısında gözcü baba
sultan karacaahmed sultan
oğlu eşref kâmil insan

(kaynak: `dursun gürlek)
hepgülserçe hepgülserçe
insana feci kasvet veren,ölümü bu derece hatırlatan bir başka yer tanımadım bilmedim.o uzun ağaçlar küçücüktüm kocamandı,büyüdüm halen kocaman.sonumuz da o kocaman ağaçların bedeninde olacak o zaman bende kocaman olacağım.
jassmine jassmine
karacaahmet mezarlığı üsküdar'da zeynep kamil hastanesinin yanındadır. hastane ile mezarlık arasından sadece bir cadde geçer. zeynep kamil'de ilk göreve başladığımda bu bana büyük bir tezat olarak gelmişti. caddenin sağı doğumu, hayatın başlangıcını caddenin solu ölümü,hayatın sonunu ifade ediyordu.

hastane ile yanyana olan bu mezarlık, hastane personeli tarafından yeni başlayan personeli korkutmak amaçlı öyküler yaratmak için kaynak oluşturur. yeni başlayan çömeze öncelikle hastanenin yeni yapılan ek binasının vaktiyle mezarlık olduğu, eski binanın yeterli olmaması nedeniyle mezarlığın boşaltılarak hastane inşaatına başlanıldığı, bu nedenle mezarlarında rahatsız edilen ruhların sabaha karşı hastaneye uğradığı söylenir.

yeni mezunsunuz, korku öyküleriyle büyütülmüşsünüz ve mezarlıklardan korkuyorsunuz. işe başladıktan 10 gün sonra ilk nöbetiniz, saat 03:00 civarı,hastanede yeni doğan bebekler dahil herkes uyumuş, çıt çıkmıyor. koridorda gıcırdayarak yavaşça bir kapı açılır, başınızı merakla kaldırıp bakarsınız. kimsecikler yok, normaldir deyip başınızı önünüze eğer kitabınızı okumaya devam edersiniz. kapı bir daha gıcırdar. dırınınımmmmmm. işte burda bir ürperti sarar vücudunuzu. kendinizi korkulacak hiçbirşeyin olmadığına ikna eder oturduğunuz yerden seslenirsiniz.
-kim var orda ?
cevap yok, merakınız korkunuzun önüne geçer,yerinizden kalkıp koridorda yürüyüp kapısı açılan odaya gider, odanın ışıklarını açıp bakarsınız. tüm hastalar uyuyor, hatta horlayan anneler bile mevcut. işte o anda size anlatılan hikayeleri hatırlarsınız birden.


karacaahmet bana hep korku öykülerini hatırlatır. ve ölümün bir son olmadığını.....
subaquatic subaquatic
necip fazıl kısakürek istanbulu tasvir ettiği muhteşem şiirinde çok güzel ifade eder karacaahmet i iki mısrada.
yahya kemal in dediği gibi, ''ölüm asude bahar ülkesidir.'' şehirde ne olduğu, yada kim olduğunuz o şehrin içinde ... mühim değildir ebedi istirahatgahınızda.

hayattan canlı ölüm,
günahtan baskın rahmet,
beyoğlu tepinirken
ağlar karacaahmet
burakk burakk
etrafındaki duvarların kadavra sıkıntısı çeken tıp öğrencilerinin cesetleri almasını engellemek için yapıldığı rivayet edilen mezarlıktır.
lightsun lightsun
necip fazıl kısakürek'in bir şiiridir ve av. hayati inanç tarafından muhteşem yorumlanmıştır (bkz:http://www.hayatiinanc.com/siirler/siirler-karacaahmet-hayati-inanc/ )

deryada sonsuzluğu zikretmeye ne zahmet!
al sana, derya gibi sonsuz karacaahmet!

göbeğinde yalancı şehrin, sahici belde;
ona sor, gidenlerden kalan şey neymiş elde?

mezar, mezar, zıtların kenetlendiği nokta;
mezar, mezar, varlığa yol veren geçit, yokta...

onda sırların sırrı: bulmak için kaybetmek.
parmakların saydığı ne varsa hep tüketmek.

varmak o iklime ki, uğramaz ihtiyarlık;
ebedi gençliğin taht kurduğu yer, mezarlık.

ebedi gençlik ölüm, desem kimse inanmaz;
taş ihtiyarlar, servi çürür, ölüm yıpranmaz.

karacaahmet bana neler söylüyor, neler!
diyor ki, viran olmaz tek bucak, viraneler,

zaman deli gömleği, onu yırtan da ölüm;
ölümde yekpare an, ne kesiklik, ne bölüm...

hep olmadan hiç olmaz, hiçin ötesinde hep;
bu mu dersin, taşlarda donmuş sukuta sebep?

kavuklu, başörtülü, fesli, başacık taşlar;
taşlara yaslanmış da küflü kemikten başlar,

kum dolu gözleriyle süzüyor insanları;
süzüyor, sahi diye toprağa basanları.

onlar ki, her nefeste habersiz öldüğünden,
gülüp oynamaktalar, gelir gibi düğünden.

onlar ki, sıfırlarda rakamları bulmuşlar,
fikirden kurtularak, ölümden kurtulmuşlar.

söyle karacaahmet, bu ne acıklı talih!
taşlarına kapanmış, ağlıyor koca tarih!

necip fazil kisakürek
mishka mishka
eskiden her gün okula giderken dolmuşla önünden geçtiğim mezarlık. ada adadır, neredeyse çiçekçi semtinin yarısını kaplamış gibi. hayır insanın kulağında kulaklık oluyor, arkadaşıyla şakalaştığı oluyor, birden önüne langırtt diye mezar taşları çıkınca irkiliyorsun, otomatik fatiha okuma ihtiyacı hissediyorsun.
robep robep
oktay rıfat şiiri.


akşamları parka çıkmaktı
en büyük eğlencesi
şair orhan veli'yi
melih cevdet'i severdi hayatında
ağaçlardan kavağı severdi
yıldızları da severdi
ve en rahat
anasının serdiği döşekte uyurdu
şimdi burada yatıyor
hormonlumormon hormonlumormon
hacı bektaşi veli tarafından islam dinini yaymak için gönderilen anadolu erenlerinden karacaahmet sultan'ın dergâhının burada olmasından dolayı adını alan semtimiz.