karamsar şiirler

giriniz kaydediliyor

işlem bitince otomatik olarak girinize yönlendirileceksiniz. hoşunuza gitmeyen bir şey varsa girinizi daha sonra düzenleyebilir veya tamamen silebilirsiniz.

girinize bir görsel eklemek için dosya veya dosyaları buraya bırakın
dosya(lar) otomatik olarak yüklenecektir.

(bkz: ) `` TR
mekansizkral
yol bir yere gitmez
o bir durma biçimidir
yol yoluyla gidebilir yare
yoldan çıkabilir apansız
ve ömür bitebilir yoldan önce
ama yol bir yere gitmez
o bir durma biçimidir
yaşamak
hızlı bir ölme biçimidir
düşünce ışıktan yavaşsa
erken gidilmelidir...
girift
ne soluğum duyulacak o vakit,
ne kalbimin atışı.
ne de bir tesellisi olacak gidişimin...
soluk yüzümde hüzne dair bir iz olmayacak
ne de bir damla gözyaşı akacak gözlerimden.
bir zamanlar aşka düşen yürek
şimdi ayrı düşecek
kimsesiz bir boşlukta
karanlıkta yitecek
ellisande
umutsuz bir şarkı
beni çevreleyen geceden fırlıyor hatıran.
irmağın inatçı şikayetiyle birlik deniz.

terk edilmiş rıhtımlar gibi şafakta.
bırakışın zamanıdır, ey terk ettiğim!

yağıyor soğuk çiçekler yüreğime.
ey harabelerdeki mezar, gemi batışlarının zalim oyuğu!

yığılır sende savaşlar ve kaçış.
yükseldi senden bütün kanatları şarkı kuşlarının.

yuttun her şeyi, mesafeyi bile.
deniz gibi, zaman gibi. battı her şey sende!

saldırının ve öpüşün şen zamanıydı.
bir deniz feneri gibi parlayan, sihrin zamanı.

kılavuz kaptanın korkusu, o kör dalgıcın hiddeti,
şiddetli aşk esrimesi, battı her şey sende!

siste çocukluk benim yaralanmış kanatlı ruhum.
yitik kaşif, battı her şey sende!

savurdun üzüncünü, sarıldın arzuya.
felç etti hüzün seni, battı her şey sende!

gölgelerin duvarı arasından geçtim,
girdim ötesine isteklerin ve eylemlerin.

ey et, kendi etim, sevdiğim ve kaybettiğim kadın,
bu ıslak zamanda çağırıyorum seni şarkımla.

bir vazo gibi verdin o sınırsız şefkatin korunağını,
ve o sonsuz unutuşta ezdim seni bir vazo gibi.

adaların kara, kapkara yalnızlığı vardı,
ve orada, aşk kadını, aldın beni göğsüne.

susayış ve açlık vardı, ve meyveydin sen.
üzünç ve harabeler vardı, ve mucizeydin sen.

ah kadın, bilmiyorum nasıl kapsayabilirsin beni
yüreğinin dünyasında, kollarının haçında!

seni özleyişim korkunçtu ve kısaydı,
zahmetli ve sarhoş, sabırsız ve arzulu.

öpüşlerin mezarlığı, yanıyor ateş hâlâ mezarlarında,
alazlanıyor hâlâ üzümler gagaların izleriyle.

ey ısırılmış ağız, ey öpülen kollar ve bacaklar,
ey aç dişler, ey birlikte örülmüş bedenler!

ey eridiğimiz ve umutsuzluğa kapıldığımız
çılgın birliği umutla zahmetin!

ve şefkat, su ve un gibi hafif.
ve söz, silinmemiş daha dudaklardan.

yazgım oldu bu benim, yolculuk etti bununla özlemim,
düştü özlemim bununla, battı her şey sende!

ey harabelerdeki mezar, her şey düştü sana,
hangi acıyı ifade etmedin ki, hangi dalgalarda boğulmadın ki!

dalgadan dalgaya çığlık attın sürekli ve şakıdın,
ayakta durarak bir gemici gibi pruvada.

hep çiçeklendin şarkında, çatladın akıntılarda hep.
ey harabelerdeki mezar, açık ve acı kuyu.

soluk kör dalgıçlar, mutsuz sapan atıcıları,
yitik kaşif, battı her şey sende!

bırakışın zamanıdır, o sert soğuk zamanı
gecenin bütün yelkovanlara yerleştirmesi gibi.

denizin çağıldayan kuşağı sarmalıyor kıyıyı.
soğuk yıldızlar yükseliyor, siyah kuşlar kaçıp gidiyor.

terk edilmiş rıhtımlar gibi şafakta.
sadece titreyen gölge burkuluyor ellerimde.

ey her şeyin ötesindeki! ey her şeyin ötesindeki!

bırakışın zamanıdır. ey terk ettiğim!

pablo neruda
karamuratbenim
ben iki elimde iki hançer
kıpkızıl günahlar örmüşüm

bu eller benim ellerim cennetten kovuldular
kan kusan geceye nehir nehir
tükrükle boğulan, ezilen, lanetlenen
irin yüklü bakışlardan bu kaçıncı kaçışım?
bu kaçıncı saplayışım tırnaklarımı yüreğime?
ama ölmedim
neden ölmedim?

öptüm ölümün kaynamış tutkal kokan ağzından
kara kara yengeçlerin yuva yaptığı
ışık değmemiş ıslak saçlarına astım kendimi
belki bin yıl sallandım durdum
ama ölmedim
neden ölmedim?

bıktım bu dost cüceler ülkesinde
dev yalnızlığımı sırtımda taşımaktan
yorgun alnımdan
iri terlerin aktığı kör kuyulara
yılanların ve akreplerin
ve ısırgan böceklerin susuzluğunu gideren
bu denizler benzindi hep
ve hep ne varsa deniz denilen kıyılarda ateşler yaktım
ama ölmedim
neden ölmedim?

açmış aç ağızlarını cılız arzular
dişleri diken diken etimde dolaşan
tutup bütün kapılarını kırıyorum mabetlerin
tanrıyı arıyorum
tanrı yok diyorlar, ama neden yok
bir yumruk olup sıkılıyorum
parmaklarım dökülüyorlar
bir kaç cam kırıyorum buz tutmuş gökten
ben yarıdan fazla günahkarım biliyorum
yarıdan fazla karanlık bu yer, bu insanlar, bu okyanus

- ve neden sonra zaman
bir iskelet olup sıyrıldı takvim yapraklarından –
artık bütün şarkılar susmuştu, ölüm tanrısı susmuştu
içimdeki çanlar susmuştu, ben susmuştum
cehennemde yer bulmak zordu

en utanılır günahlarımı sırat köprüsüne astım
güneş bir fahişe gibi sarışındı üşüyordum
demir örgülü kızgın kapıların mermer eşiğinden
sümük gibi alevler akıyordu
alev denizinde yıkanıyorduk – ho ho hoy –
alev denizinde
alev
deniz
alev

tanrının iskeletinden kan sızıyordu…

cehenneme kurulan kamp - ayhan kırdar
instela

instela ile kendinizi özgürce ifade edebilir ve yazdıklarınızla anında binlerce kişiye ulaşabilirsiniz

üye olmak yalnızca saniyeler alır

zaten bir hesabınız var mı? giriş yapın