karanfil

2 /
aygız aygız
karanfil mistir, kokusu vücudu yeniler, düşüncesi bile dinginleştirir insanı. tarçınla kardeştir karanfil, uzuuuunnn uzun zamanlar önce ayrı düşmüşler anne rahminde, daha sonra çaylarda buluşup hasretlik gideriyorlar. hele bir de tarçının kokusunu içine çekerse karanfil, o çayı içmenin keyfi de bir başka olur.

bir de genelde bilinenden farklı bir türü vardır karanfilin, acemkaranfili diyorlar. acemkaranfiline bakınca, kat kat çiçek bir araya gelmiş de sanki o güzel mor, pembe, alacalı, beyazlı bir bütünü oluşturmuş gibi hissediliyor. acem de olsa, türk de olsa, kürt, laz, rum veya ermeni de olsa karanfil başkadır çiçekler arasında. “yarin dudağından getirilmiş” olandır.
joachim murat joachim murat
kulağında karanfil taşıyan halkımın oğulları
atlanın gidiyoruz.
buğulu bir şafak vakti yeniden düşüyoruz yollara
eski zamanlarda olduğu gibi
dersimiz tarih.unutmayın kaldığımız yeri
yenilmedik daha

masal alın koynunuza.belki dönmeyiz uzun zaman
masalllar hatırlatır size doğduğunuz yeri
ilişkiler iklimini
çocukluk taşınabilir bir şeydir
alınsa da elinden geçmişi.

tütün ve tarih koyun torbanıza.kekik ve dağ ateşleri
şafağın bin yıllık anlamını, suların ve çağların sesini
ezberleyin, bilinmez otların adını hatırda tutar gibi,
ten rengi aya bakın son defa
yani geride yaşanmış ve yaşanacak bütün yaz geceleri

kaçak aşıkları, uçurum bakışlı firarları, mağrur eşkiyaları
saklar gibi
kilitleyin yüreğinizin kalelerini
anka ve anahtar, ikinci bir emre kadar
kaf dağının ardına gitti

kulağında karanfil taşıyan halkımın oğulları
toplayın çadırlarınızı.eski zamanlarda olduğu gibi
çığ geliyor.çağ çöküyor.
gidiyoruz.
dudaklarınıza ninni, ıslık ve destan alın
siyah sünnet çekin gözlerinize
alıcı kuş telekleriyle
ki ışısın yaprak yeşili gözlerinize kıstırdığınız
farz olan öfke
çapraz asın tüfeklerinizi
çağın dışına sürdüğü eski masallardaki
eşkiya resimleri gibi
yurdundan ve yüzyılından
kovulmuş çocukların tarihinde
gelenek kimi zaman başkaldırma biçimi...

teni tarçın kokulu halkımın oğulları
atlanın.bizi bekliyor ay akşamları
daha yola çıkmadan eksiksiz anlatın çocuklarınıza
aklınızda kalanları
ağızlık, tesbih ve tabaka bırakın
yolları ayrı düşmüş arkadaşlara
belki görüşemezsiniz bir daha
yükse kuşlar dorukları sever
ölümse çıplak kaldığı dağları

atlı bozkırların sararmış hülyalarını
eski sözcüklerin yüklü çağrışımlarını
yanınıza alın.
sabahı karşılayın her günkü sabahı
gülümseyin yüzünüzün sığmadığı kuşlu aynalara
mayın diye gömün yüreklerinizi
ölülerinizi verdiğiniz toprağa
vedalaşın denkleri toplanmış geçmişinizle
unutmayın göçmen tarihlerden, yerleşik zulümlerden
geçilerek varıldı yüzyılın eşiğine
sonra gece nöbetçilerinin yüksek rakımlı yalnızlığını alın
yalnızlık kullanışlı bir şeydir, bazen iyi gelir
gerektiğinde yalnız olmayı bilmeyenlerin
inanmayın beraberliğine
sonra sabır.mazlumların ve bilgelerin bize tarihsel
emanetidir,
her yerde yeni anlamlarıyla denenir.
ve her çağın hurafeleri vardır
kurban alır, kurban verir
geçer devran, takvimler el değiştirir.gün gelir zulüm de göçer
zaman örter her şeyin üstünü
uzağı gören çocuklar bilir gelecek uzun sürer....

atlı ay akşamları
sönmüş yanardağlar.gecenin ormanında
ilerleyen ölülerin rüzgarı
yanık fısıltılar...
gelecek günlerin düşünü kuran
kaç tarih çadır kurup sökmüş burada
yalnızlık kalmış yadigar
bir de gökyüzü
gökyüzünün mayınları yıldızlar
hem saklar, hem açıklar
çoban yıldızı, samanyolu, kervankıran
kapı komşumuzdu burada
gittiğiniz yerde de parlak mıdır bu kadar?

şimdi menzili yurt tutanlar
ne yollar, ne yıllardan geçeceksiniz
çiçek atın yenilmiş asilere
güvenin her çağda ve her yerde
uzakları iyi bilen çocuklara
kenar adamlarına, ateş insanlarına
birliğiniz dağılmaz göç yollarında
ey gurbete çıkmış halklar

atlı ay akşamları
kalın şayak bir gece, esiyor rüzgar
gidiyoruz geleceği olmayan bir yere
ardımız sıra esiyor ölülerin rüzgarı
daha şimdiden başka yerlere gömülenlere
gidiyoruz kalın şayak bir gece
geride ne çadırlar, ne tarih, ne saltanat
yalnızca rüzgarın sesi bizi uğurluyor.

ay vurmuş alnına bütün ölülerin
yatıyorlar kimsesiz koyaklarda
ilk vuruldukları sıcaklıklarıyla
sanki dokunsalar birinin omuzuna
hep birden, her şeye yeniden başlayacaklar
ilerliyor gece, geçiyor ay
nesnelerin boşalan dünyasında
yer değiştiriyor aydınlık, tarih, mevsimler
kimsesiz koyaklarda ölüler ve ay

kulağında karanfil
teninde tarçın
gözlerinde göç var
döner bir gün anka
kilidinde döner anahtar

(bkz: murathan mungan)
kowalski kowalski
mustafa ceceli yorumuyla birlikte insanın içine işleyen sezen aksu bestesi.. ceceli'nin ise apayrı bir lezzet kattığı ortada..
keditör keditör
bağıra bağıra söylüyordum evde:

sen ki özgürlük kadar güzelsin, sevgi kadar özgür...
o güzel başını uzat göklere,
gül! güneşlere gül!!!

yoğun bakımdaydı kanserle savaşan arkadaşım, yaşıtımdı. kaç gün kaldı orada bilmem.
ben her gün bu şarkıyı ona söylüyordum, duyacağını düşünerek:

bu kadar erken susma biraz bekle...
ağlama ağlama gül biraz...

hep oradan çıkacağına inanmıştım. diğer ihtimali hiç düşünmemiştim bile. olamazdı çünkü, imkansızdı. çekip gidemezdi hemen, birlikte yapacağımız çok şey vardı...
daha birçok kez doktorları-hemşireleri çekiştirecektik yine, sevdiğimiz insanlar, aşık olduğumuz adamlar hakkında konuşacaktık. bir araya geldiğimizde yaşadığımız kötü şeyleri bir çırpıda unutup hep eğlenceli şeylerden bahsedecektik.

sonra bir gün ölüm haberi geldi telefonuma ben gene bu şarkıyı dinlerken. tam şu kısmındaydı, sesini açtım:

söyle neden bu vazgeçiş???

baş sağlığı diledik ailesine, çektiği acılar son buldu diye kendimizi avuttuk, geçti sandım, geçmemiş acısı daha....

hala her dinlediğimde onu ne kadar özlediğimi fark ediyorum...

ah benim örselenmiş incinmiş karanfilim
bir sessiz çığlık gibi
kırmızı masum narin...
ağır hasarlı ağır hasarlı
ishale çare bir bitkidir.
kullanımı:yedi sekiz adet karanfil tanesini alıp ikiye kırıyorsunuz ve su yardımıyla hap gibi içiyorsunuz.bunu gün içinde yemeklerden sonra yaparsanız daha etkili oluyor.
karyatid karyatid
gül' den daha çok sevgiyi anımsatan çiçek. böyle kat kat sarılmış yapraklar arasında gizli kalmış tohumu, rengarenk ve gösterişli duruşuyla daha bir aşk kokuyor bence. gül gibi dikeni de yok. can acıtan hiç bir yanı yok. kırmızısı daha bir kan kırmızı kokusu daha bir canlı ve bulunduğu ortamı kokutucu.tıpkı aşk gibi...
2 /